Rss Feed
  1. KİTABIN:

    31 Ağustos 2011 Çarşamba


    ADI: Çanlar Kimin İçin Çalıyor



    YAZARI:Ernest HEMINGWAY



    YAYINEVİ-ADRESİ:Cem Yayınevi-NuruosmaniyeCad. Kardeşler Han 3/3 Cağaloğlu/İstanbul



    BASIMYILI:Birinci Basım, 1991



    KONUSU:İspanyol iç savaşı sırasında isyancı çetelerle birlikte bir köprüyü havaya uçurmak için uğraşan bir İngiliz bombacının başından geçen olaylar ve gerçek aşkını bulması.





    KİTABIN ÖZETİ :



    Roberto Jordan, çok zor bir göreve seçilmişti. Gerçi daha önce birçok defa yaptığı işlerden biriydi ama yinede General Golz onu bu görev için bizzat kendi görevlendirmişti. General Golz’un tümeninin taarruza başlamasıyla beraber köprüyü uçurması gerekecekti. Uçakların bomba sesleri duyulunca köprü uçmuş olacaktı.



    Yaşlı bir adam ona kılavuz olarak verilmişti. 68 yaşına rağmen dinç ve kuvvetli bir görüntüsü vardı. Dağda Amerikalıya yardım edecek çetelerin hepsini tanıyordu. Gerçi çoğu işe yaramaz adamlardı ama tren işini iyi yapmışlardı. Kaşkin görevini çok iyi yapmış, treni bölgedeki çetelerle beraber havaya uçurmuştu. Daha sonrada başka bir iş esnasında ölmüştü.



    Yaşlı adam Roberto ‘yu köprüye götürdü. Köprünün iki yanında iki nöbetçi vardı ve biraz uzağında 7 askerin kaldığı bir karakol vardı. Dinamitleri, yarım saatlik uzaklıkta bir tepede olan Pablo’ nun yerine götürdüler. Ağaçların arasında olan bu yerde Pablonun dört atı vardı. Pablo 50 yaşını geçmişti, çok akıllı ve tecrübeli bir adamdı. Tren işinde o da vardı. Çingene, Fernando, eşi Pilar ‘da. Tren işi esnasında kurtardıkları Maria’ yı hepsi de taşımışlardı.



    Pablo Cumhuriyetçiydi, çetelerin hepsi Cumhuriyetçiydi. Ama köprü işini öğrendiğinde Pablo ‘nun hoşuna gitmedi bu iş. Tren işi daha mantıklı idi. Onun kadar kampta sözü geçen Pilar, Roberto ‘yu destekleyince diğerleri de desteklediler. Pilar başkanlığı Pablo ’nun elinden aldı ve köprü için Roberto ‘ya yardım edeceğini söyledi. El Sordo (diğer çete reisi) ‘nun da yardım edeceğinden şüphe yoktu. Dağlarda yüzlerce adam olmasına rağmen El Sordo ‘nunkilerle beraber topu topu 18 kişi bulabilmişlerdi. Diğerleri güvenilir değildi. Köprünün imha edilmesinden dolayı Pilar ve Sordo adamlarıyla beraber bu bölgeyi terk etmek zorunda kalacaklardı. O akşam Sordo gelmeyince ertesi gün Pilar ve Maria ‘yla beraber, Roberto Jordan El Sordo ‘nun yanına gitmeye karar verdiler. Maria trenden baygın halde kurtulmuştu. O zamanlar saçı tamamen kesilmiş olmasına rağmen, büyüdükçe Maria güzelleşmişti. Maria ve Roberto birbirlerine ilk görüşte aşık olmuşlardı. Pilar, Roberto ‘dan bu iş bitince kızı götürmesini istemiş, Roberto ‘da kabul etmişti.



    El Sordo Cumhuriyetçi ruhunu dağlarda koruyan ender çete reislerinden biriydi. Roberto Jordan, El Sordo ‘nun kendisine yardım edeceğinden emin olmuştu. Altı at vardı. El Sordo, daha sonraki kaçış için gereken atları bulmak için gayret göstereceğini söyledi. Ne de olsa köprü işinden sonra buralardan gitmek zorunda kalacaktı.



    Roberto, Maria ve Pilar akşama doğru barınaklarına döndüler. Pablo köprü işinden yana değildi. Roberto Jordan onu öldürmek zorunda olduğunu biliyordu. Diğer adamların hepsi de onun ölmesini istiyorlardı. Köprü işini bozabilirdi Pablo. Bir an mağaradan dışarı çıkan Pablo ‘nun kaçtığını düşündü herkes. Çünkü kaçarken birkaç dinamit lokumu da götürmüştü.



    Roberto dışarıda yatmaya alışkındı. Gece bayağı ilerlemiş ve Maria ‘nın güzelliği onu büyülüyordu. Maria sıcacıktı. Bir ses üzerine arkaya dönünce Faşist Süvarilerden birini karanlıkların arasından zorda olsa seçebildi. Tabancasıyla onu vurdu. Tam kalbine gelmişti mermi. Diğer süvarilerinde gelmesi yakındı. Adamlarıyla beraber pusu kurdu ve kardan ayak izini takip etmesini beklediği diğer süvarileri bekledi. Süvariler bekledikleri gibi geldiler. Onları farketmemişlerdi, ama ilerlemelerine devam edip gittiler.



    Silah sesleri Sordo ‘nun barınağından geliyordu. Sordo ’nun yerini bulmuşlardı. Birkaç saat sonra silah sesleri kesildiğinde Sordo ve adamları ölmüştü.Artık yalnızdılar. Köprü sabaha uçurulacaktı.



    Pablo gece yarısı beş abamla geldi. Pablo kaçamamıştı. İhaneti kendine yedirememişti. Roberto Pabloyu karşısında görünce ümitlendi. Köprü işi olabilirdi.Pilar ve yanındakiler üstteki karakolu, Pablo yeni getirdiği beş atlı ile alttaki karakolu imha edecekti.



    Uçakların bombaları sabaha karşı duyuldu, Anselmo ve Roberto köprüdeki iki nöbetçiyi öldürdüler. Roberto dinamitleri yerleştirirken acele edemezdi. Neredeyse başarmak üzereydi. Diğer iki karakoldan silah sesleri ardı ardına geliyordu. Dinamitleri yerleştirdi ve Anselmo ile beraber ipi germeden köprüden bir miktar uzaklaştılar. Pilar ve yanındakiler karakolu halletmişlerdi ama iki adamı ölmüştü Pilar‘ın. Roberto ipi çekti ve köprü ortadan ikiye ayrıldı. Gökden yağan demir parçalarından biri Anselmo ‘yu öldürmüştü. Yaşlı adam çok küçük gözüküyordu.



    Pablo tek başına kurtulmuştu tanktan. Karakolu imha edememişlerdi ama Pablo tek başına kurtulmuştu. Artık herkese yetecek kadar at vardı. Maria çok seviniyordu, Roberto yaşıyordu. Atlarla hızla ilerliyorlardı. Pablo ‘nun kaçmak için çok güzel planları olsa gerekti.



    Bayırı çıktıkça Roberto ‘nun atı yavaşlıyordu. Zavallı hayvanın nefesleri bile hızlanmıştı. Büyük bir gürültü ile Roberto ‘nun ayağı, düşen atın altında kalmıştı. Ayağı kırılmış ve kırık kemik Roberto ‘nun kaslarını yırtmıştı. Daha fazla ilerleyemezdi. Yardıma gelenlerle vedalaşıp, orda kalmak istediğini söyledi. Diğerleri giderlerken, biliyordu. Daha General Golz ‘dan emir alırken böyle olacağını biliyordu.





    ANAFİKİR:Savaş tam anlamıyla bir yıkımdır, her iki tarafa da zarar verir ve aslında her insan öldürmekten pişmanlık duyar. Aşk ise zaman ve mekan tanımaksızın bir savaşın ortasında dahi yeşerebilir.





    KİTAPTAKİ KARAKTERLER:





    Robert JORDAN: Amerika’da bir ispanyolca öğretmeniyken İspanyol iç savaşının patlak vermesi üzerine birden bire bombacı olarak eğitilip İspanya’ya yollanmış olan kültürlü, bilgili ve yakışıklı bir İngiliz.



    Maria:Bir tren patlaması esnasında Pilar ve Pablo tarafından kurtarılan ve daha sonradan Robert Jordan’ın aşık olduğu genç kız.



    Anselmo:Yeni görevi için ona rehberlik edecek ve çetelerle bağlantısını sağlayacak olan yaşlı bir adam.



    Pablo:Robert Jordan’a yardım eden çetenin lideri.



    Pilar:Pablo’nun kadını.



    Sordo:Bir çete lideri.





    ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Bence oldukça ilgi çekici ve sürükleyici bir konuya sahip olmasına karşın için deki uzun tasvirler bazı yerlerde akıcılığın bozulmasına ve can sıkıcı olmaya kadar varabiliyor. Ama genel itibariyle güzel ve etkileyici bir kitap.





    YAZAR HAKKINDA BİLGİ:Amerikalı yazar(Oak Park, İllinois, 1899-Ketchum, İdaho, 1961). Three Stories and Ten Poems (1923) ve Torrents of Spring’den(1926), Akıntı Adalarına(1970) değin bir dizi yapıtta, savaş deneyiminden kaynaklanan imgeci anlatımlardan, Kızılderililer ve Amerika kıtası üstüne yansımalı bir öyküden, ada ve Okyanus temalarına ilişkin kurgulara dek uzanan betimlemeleri öylesine titizdir ki, karşıt güçleri saptamada ve gerçeğin serinkanlı bir görüntüsünü önermede hep aynı inat vardır. Savaş sürekli bir esin kaynağıdır (Silahlara Veda [1929], Çanlar Kimin İçin Çalıyor[1940], Irmağın Ötesi[1950] ) ve savaş konusu, av ve serüven öykülerinde (Afrika’nın Yeşil Tepeleri [1935], İhtiyar Adam ve Deniz[1952] ) ele aldığı aşk, moral gücü ve yalnızlık konularıyla birleşir. 20’li yılların sürgününü anlatan Güne de Doğar(1926) ve Paris Bir Şenliktir(1964) adlı yapıtlarında yazarın gizli ruhsal zayıflıklarıyla kırılganlığının düşsel evrenini ortaya koymak için seçilen yollar sergilenir. Hemingway, boğa güreşlerine ilişkin olarak anlattığı (Death in Afternoon, 1932) bu belirsizlikler nedeniyle intihar ederek öldü. (1954 Nobel edebiyat ödülü.)


    |



  2. Kitabın konusu tüm yönleriyle balkan savaşıdır.Bu savaşta Rumeli’nin çok kısa bir süre içinde nasıl elden çıktığı anlatılıyor.





    KİTABIN ÖZETİ:



    20.yüzyılın başlarında Osmanlı imparatorluğu sayısız zorluklar içindeydi.İmparatorluğu oluşturan değişik milletler, ayrı dinlerden kurulu topluluklar bağımsızlık isyiyorlsrdı.Sık sık silahlı ayaklanmalar başlatıyorlardı.Üç kıtaya yayılmış imparatorluk hangi tarafa koşacağını şaşırmıştı.Trablusgarp ta italyanlarla savaşırken Arnavutlık isyanı, o bitmeden Arabistan’da ayaklanma oluyordu.Öyle değişik milletlerin, öyle değişik sorunları vardı ki, çözülmesi olanaksızdı.Hele böyle yorgun bir devletin bu sorunların içinden çıkması mümkün değil.Aslında sorunun büyüğü dışta değil, içtedir.Çünkü Viyanalara yürürken o coşkun sağlam yönetim kaybolmuş, yerine işlerliğini kaybetmiş kendinden aciz bir yönetim gelmiştir.Yönetim bozuldukça yönetim altındaki ırkların başları doğrulmakta, çözülüş hızlanmaktaydı.Yönetimi düzeltmesi için getirilen Meşrutiyet ‘in getirmiş olduğu iktidar ve muhalefet kendi arasında kanlı bir kavgaya tutuşmuş, rüşvet olabildiğince yagınlaşmıştı.Diğer taraftan ülkede ne düzgün bir sanayi nede bir tarı vardı.Pazar arayan kapitalist ülkelerin zorladığı ekonomik bir köle durumundaydı.Ayrıca zengin Avrupa ülkelerinin sömürgesi haline gelmişti.”duyunu Umumiye” kuruluşu ile avrupa’nın haczi altındaydı.Osmanlı imparatorluğu bir hasta adamdı ve bunun neden olduğu bir Doğu Sorunu vardı.Balkan savaşı denilen o felaket savaş işte tam bu sırada meydana geldi.Göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir sürede tüm Rumeli’yi aldı götürdü. O zaman bile heybetli görünen imparatorluğun dört küçük Balkanlı devleti tarafından yenilgiye uğratılması herkes tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştır.





    KİTABIN ANA FİKRİ:



    Üzerinden ne kadar zaman geçmiş olursa olsun bu yıkılış ve çöküşte bugünde ibret alabileceğimiz birçok yön vardır.





    KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:



    Devleti kurtarması için iş başına getirilen İttihat ve Terakki devleti dahada zor durumda bırakmıştır.Savaşa hazır olunmadığı bilindiği halde savaşa girilmiş ve yenilgi gelmiştir.Yani İsmet İnönü’nün dediği gibi”Meşrutiyet ileri gelenlerinin iç siyaset yönetimindeki tecrübesizlikleri, eski devlet adamlarının ehliyetsizlikleriyle birleşince iç politikada huzur kurulamamış”dı.





    KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:



    Kitap gayet akıcı bir dille yazılmıştır. O dönemi aydınlatması bakımından yararlı bir kitaptır.Kitaptan geleceğe yönelik bir çok ders çıkarabiliriz.Önemli olan o dönemde yapılan hataları bir daha tekrarlamamaktır.


    |



  3. KİTABIN ADI: HAYVAN ÇİFTLİĞİ KİTABINYAZARI: GEORGE ORWELL YAYIN EVİ: BERİKAN YAYINLARI BASIM YILI: EYLÜL 2000





    1.KİTABIN KONUSU:Kitapta; bir çiftlikte yaşayan hayvanların yaşamlarından memnun olmadıkları için çiftlik sahibine başkaldırıp tüm insanları çiftlik dışına atmaları, yönetimi kendi ellerine geçirmeleri ve bu yönetim sonunda amaçları olan tüm hayvanlara eşit davranılması iyi yaşam koşulları fikirlerinin gerçeğe dönüşmesi anlatılmaktadır.



    2.KİTABIN ÖZETİ:



    Ingiliz yazar G.Orvell'in yazdığı bu eser, bir hayvan çiftliğindeki iktidar mücadelesini anlatıyor:



    Çiflikteki büyük Domuz, diğer hayvanları gizlice toplayıp, bir takım vaatlerle, onları mevcut yönetime karşı birlikte hareket etmeye çağırır. Büyük Domuzun yanında, bir de "karayı ak, akı kara gösterebilecek" kadar ikna kâbiliyeti yüksek, genç bir domuz vardır.



    Hayvanlar ikna edilir ve domuzlar yönetimi ele geçirir...Yeni yönetimin ilk işi, önceki yönetimin izlerini yok etmektir, eskiye ait ne varsa, hepsi imha edilir.



    Yeni iktidar, bir takım ilkeler belirler, bu ilkeler bir duvara büyük harflerle yazılır:



    -Hiç bir hayvan yatakta yatmayacaktır.



    -Hiç bir hayvan alkol içmeyecektir.



    -Hiç bir hayvan, diğer bir hayvanı öldürmeyecektir.



    -Bütün hayvanlar eşittir.



    Yeni yönetimle, diğer hayvanlar arasındaki ilk ihtilaf, inek sütlerinin ne olacağı, nerede kullanılacağı konusudur. Büyük domuz: "Siz sütü bırakın" diyerek, hayvanları çalışmaya gönderir.Hayvanlar akşam döndüklerinde sütün ortadan kaybolduğunu görürler.Daha sonra, bu sütlerin, domuzların arpa ezmesiyle yapılan yemeklerine karıştırıldığı anlaşılır.Çiflikte Elmalar olmaya başlayıpta, rüzgar sebebiyle yere döküldüğünde, bütün hayvanlar, eskiden olduğu gibi, bunların taksim edileceğini düşünür. Fakat bütün elmalar domuzlara mahsus olmak üzere toplanıp kaldırılır.Domuzlar bu durumu şöyle izah eder: "Aslında biz süt ve elma sevmeyiz, ancak ilmi tetkikler, süt ve elmanın domuzların sıhhati için gerekli olduğunu gösteriyor. Bizim sihatimiz bozulursa, çifliğin yönetimi bozulur, her halde bunu istemezsiniz..."



    Büyük domuz, bir gün, yüksek bir yere çıkarak; "Bundan sonra toplantılar kaldırılmıştır, çifliğin bütün meseleleri, benim başkanlık edeceğim domuzlar komitesinde halledilecektir, bu komite gizli toplanacak, alınan kararlar daha sonra size tebliğ edilecektir." Diye aldığı son kararı hayvanlara duyurur.



    Bu duruma itiraz etmek isteyenler olsa bile, koyunların hep bir ağızdan: "sen en iyisini bilirsin" diye bağırmaları üzerine, bu düşüncelerinden vazgeçerler.



    Aradan günler geçer. Domuzlar, birdenbire çiftlik evine taşınıp yerleşirler ve bundan sonra yataklarda yatmaya başlarlar. Bu durum, diğer hayvanlar tarafından duyulunca, hayvanlar duvara yazılan ilkelerden: "Hiç bir hayvan yatakta yatmayacaktır" ilkesini hatırlayıp hayrete kapılırlar.



    Hep beraber duvarın yanına giderler, ancak duvarda: "Hiç bir hayvan çarşaflı yatakta yatmayacaktır" yazısını görürler, hepsi, bu ilkeyi yanlış hatırladıklarını düşünüp, bu ilkenin sonradan değiştirilmiş olduğunu anlayamazlar.



    Kış aylarında çiflikte kıtlık başgösterir. Buğday azalır, patatesler soğuktan donar ve yenilemeyecek hale gelir. Açlıktan dolayı ölümler baş-göstermeye başlar. Büyük domuz, bu haberlerin çiftlik dışında yayılmasını önlemek için önlemler alır, çifliğe gelen ziyaretçilere, erzak depolarının dolu olduğunu söyler ve onlara, üzerini buğday ve yiyecekle örttürdüğü kum yığınlarını erzak diye gösterir.



    Büyük domuz, aldığı bir kararla, tavukların yumurtalarının çiftlik dışında satılacağını, tavukların kuluçkaya yatmalarını yasakladığını ilan eder, buna karşı çıkan tavukları, yetiştirdiği köpeklere öldürtür. Bunun üzerine hayvanlar; "hiçbir hayvan diğer bir hayvanı öldürmeyecektir" ilkesini hatırlar. Hemen bu ilkelerin yazılı bulunduğu duvarın yanına gidilir. Ancak duvarda: "Hiç bir hayvan diğer bir hayvanı bir sebep olmadan öldürmeyecektir" yazıldığını görürler, bu ilkeyi de yanlış ezberlemiş olduklarını düşünürler.



    Büyük domuz, çiftlik içerisindeki hayvanlar arasında: "liderimiz" ,"Hayvanlar babası" , "Koyunlar hâmisi" , "Yavru hayvanların dostu" gibi üstün sıfatlarla anılıyordur ve her türlü güzellikler ona atfedilmeye başlanıyordur; mesala: genellikle tavuklar, "liderimiz sayesinde altı günde beş yumurta yumurtladım" , havuzdan su içen inekler: "liderimiz sayesinde bu suyun tadı ne kadar güzelmiş" derler.



    Birgün çiftliğe dışarıdan saldırılar olur. Yabancı hayvanlar çiftliğe girer, iki sene gibi uzun bir zaman içerisinde bütün hayvanların büyük gayretleri sonucu yaptıkları ve büyük domuzun adının verildiği Yel Değirmenini yıkıp harap ederler.Çiftlikteki bütün hayvanlar yaralanır, bazıları ölür. Bir müddet sonra bir tüfek sesi duyulur. Ağır yaralı bir hayvan yanındaki bir domuza: "Neden tüfek atılıyor" diye sorar. Domuz: "Zaferimizi kutlamak için"cevabını verir. Yaralı hayvan; "Hangi zafer" diye hayretler içinde kalır . Domuz; "Ne demek hangi zafer, düşmanı topraklarımızdan kovmadık mı" der. "Ama iki yıl uğraştığımız değirmeni yok ettiler" karşılığını verir.Domuz: "Ne önemi var, bir değirmen daha yaparız, istersek daha fazla yaparız, yapmış



    olduğumuz muazzam işleri takdir etmiyorsun, şimdi şu bastığın topraklar düşman işgalindeydi, ama liderimiz sayesinde her karışını geri aldık" der.Biraz sonra Büyük Domuz, kendisine taktığı



    bir kaç madalya ve nişanla çıkıp bütün hayvanları, elde ettikleri zaferden dolayı kutlar, tebrik eder.Hayvanların hepsi büyük zafer kazandıklarına böylece inanmış olurlar.



    Bir gece çiftlikte bir gürültü olur, hayvanlar ahırdan fırlayıp koşarlar. çiftlik ilkelerinin yazılı olduğu duvarın dibinde kırılıp parçalanmış bir merdiven görürler, domuzlardan birinin orada sersem sersem dolaştığını, yanında bir fener, bir boya kutusu ve bir de fırça olduğunu farkederler. Hayvanlar duvara baktıklarında, duvardaki ilkelerden birinin daha kendi ezberledikleri gibi olmadığını görürler.



    Büyük Domuz, aldığı son kararla; arpaların bundan sonra sadece domuzlara



    tahsis edileceğini ve gazdan tasarruf etmek için ahırlardaki fenerlerin kaldırılacağını, hiç bir domuzun çiflikteki işlerle uğraşmayıp, sadece yönetimle ilgileneceğini, domuzlardan başka, hiç



    bir hayvanın yönetim işlerine karışamayacağını, domuzların dışındaki bütün hayvanların Ağustos ayında pazar günleri dahi çalışacağını, çalışmayanın yiyeceğinin yarıya ineceğini ilan eder.



    Hayvanlar, "Bütün hayvanlar eşittir" ilkesini hatırlayıp, "bu nasıl eşitlik" diye kendi kendilerine söylenmeye başlarlar. Hemen, ilkelerin yazılı olduğu duvarın yanına gidip, duvardaki yazıların değiştirilmiş olduğunu, ilk defa, fark edip, duvardaki bütün yazılar silinmiştir ve sadece şöyle yazmaktadır:



    "Bütün hayvanlar eşittir FAKAT Bazı hayvanlar ötekilerden daha fazla eşittir.





    3.KİTABIN ANA FİKRİ:Her insanın içinde diğerlerine karşı üstünlük kurma arzusu olduğu ve tüm insanların eşit koşullarda ve özgürce yaşamaları bu duygu yüzünden gerçekleşmeyeceğidir.





    4.KİTAPTAKİ AHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ



    Major:Hayvanlara çiftliği ele geçirme fikrini aşılayan yaşlı ve bilge bir domuzdur.



    Napolyon:Çiftliğin yönetimini ele geçirip hyavanları istediği gibi yöneten domuz.



    Snowball:Hayvanların eşitliğini savunan ve daha sonra bu fikri yüzünden Napolyon tarafından çiftlikten uzaklaştırılan domuz.



    Mollie:Kurdela merakına yenik düşüp tekrar insanlara dönen kısrak.



    Boxer:Domızlara sadık iki attan bir tanesidir.Daha sonra insanlara öldürülmek için satılmıştır.



    Clover:Domuzlara sadık iki attan diğeri.



    Jessie ve Bluebell:Yavruları domuzlarca kullanılan iki köpek.



    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitapta yazar akıcı bir dil kullanmanın yanında olayları birbirine bağlayıp bölümler arası merak uyandırarak okuyucunun kitabı elinden bırakmasına meydan vermemiştir.Bütün arkadaşlara tavsiye ederim.Şahsen benim çok hoşuma gitti.



    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: İngiliz romancısı ve denemecisi George Orwell, 1903 yılında Hindistan'da doğdu. 1922 yılında öğrenimini tamamladıktan sonra Birmanya'ya giderek İmparatorluk Polis Teşkilatı'na girdi. 1928'de teşkilattan istifa etti ve anılarını Burmese Days (1933) adı altında yayınladı. Aynı yıl yazdığı Down and Out in Paris and London adlı kitabında Paris ve Londra'da geçen günlerini anlattı. İspanya İç Savaşı üzerine izlenimlerini, Katalonya'ya Selam (1938) adlı kitabında aktardı. Çağdaşlarını modern dünyanın sorunları üzerinde düşündürmek isteyen ve birçok eleştirmenin `İngiltere'nin Bilinci' olarak nitelendirdiği Orwell'in Swift tarzında yazdığı Hayvanlar Çiftliği (1945) ve 1949 yılında yayınladığı 1984 adlı romanları gelecek ile ilgili düşüncelerini yansıtan bir çeşit vasiyetname niteliği taşır. George Orwell, 1950 yılında Londra'da öldü.





    HAZIRLAYANIN:



    ADI :Halil



    SOYADI :IŞIK



    AP.NO :3302



    KISIM :57



    TARİH :30.05.2002


    |



  4. The desert is often very hot in the daytime.



    At night, it may get somewhat chilly, or even cold.



    Here at the virtual desert it is 100 degrees during the day and drops to 50 degrees at night.



    You might like to compare our temperature to today's temperature in some desert communities



    a Desert Like?



    The desert is often very hot in the daytime.



    At night, it may get somewhat chilly, or even cold.



    Here at the virtual desert it is 100 degrees during the day and drops to 50 degrees at night.



    You might like to compare our temperature to today's temperature in some desert communities


    |



  5. Yazar:Charles Dickens







    Genç Pip,tetim bir çocuktur;ablası ve ablasının kasaba demircisi olan iyi kalpli kocası tarafından yetiştirilir.



    Tek başına bir hayat süren Pip,genelde civardaki ormanlar arasında dolaşır,zaman zaman ölmüş anne ve babasının mezarlarını ziyaret ederek ağlar.Bir gün ormanda dolaşırken önüne iriyarı bir adam çıkar ve kendisi- ne derhal yiyecek getirmezse onu öldüreceğini söyler.Bu adamın hapishaneden kaçan biri olduğu anlaşılmaktadır;zira ayaklarını bağlayan zincirleri kesmek için Pip’ten bir eğe getirmesini de ister.



    Adamın bu isteğini reddetmeyecek kadar dehşete düşen Pip ablasının mutfağından bir tabak etli hamur çalar ve alet kutusundan da bie eğe alarak mahkumun kendisine rastladığı yere gider.Burada başka bir yabancı adam daha görür birincisi ile şiddetli bir kavgaya tutuşmuştur. İkinci adam sonunda sisler arasında kaybolur.Aradan uzun zaman geç- meden adı Abel Magwitch olan hapishane kaçkını tekrar yakalanır;fakat hapishaneye götürülmeden önce Pip’e, kendisine yardım ettiği için iyilik yapacağını söyler.



    Pip,bu hadiseyi çabucak unutur.Çok geçmeden Bayan Havisham,Pip’in ablasından Pip’ii Satis evine gondermesini rica eder.Uzun bir zaman önce Bayan Havisham,evlilik gününde kocası olacak adam tarafından reddedilmiştir.Kadın,o günden bugüne,odalardaki bütün saatleri durdur- muştu ve şimdi vesayeti altındaki güzel fakat kibirli Estella ile yaşamak- tadır.Düğün gecesinin sabahında yenecek kahvaltı masadaki pasta ile birlikte küflenmiş vaziyette durur.Pip,Bayan Havisham’ıı ziyaret ettiği zaman,onun bu herkesten ayrı davranışlarına hayret eder.



    Yapayalnız bir hayat süren Bayan Havisham Pip’ten,sık sık gelerek vesayeti altındaki Estella ile oynamasını ister.Estella,Pip’in canını sıkar ve Bayan Havisham da,kızın Pip’ii kızdırmasını teşvik eder.Estella’ya kızmasına rağmen,Pip,onun derin tesiri altındadır;Estella onun şimdiye kadar gördüğü kızlar arasında en güzelidir.



    Çalışkan bir kimse olduğundan Pip,birgün demirci dükkanındaki sınırlı hayattan kurtulacağını bilir.Bu fırsat da kısa bir zaman içinde gerçekleşir. Bir gün Bay Jaggers adında kendini beğenmiş bir avukat gelerek ismini belirtmeyen birinin Pip namına para yatırdığını ve onun Londra’ya giderek bir centilmen olmasını istediğini söyler.Bu habere çok sevinen Pip,paranın Bayan Havisham’dan geldiğini,kendisinin böylece,Estella için arzu edilir bir koca olarak yetişmesini istediğini sanır.



    Pip,Londra’da,Herber Pocket adında Bayan Havisham’ın uzaktan bir akrabası ile arkadaşlık eder.Pocket,Londra’yı iyi bilen zarif bir gençtir. Pip için kiralanan odalardan birinde yaşar.Avukat Jaggers,Pip’in sorularını cevaplandırmaz.Kendisine yardım edenin kim olduğunu söylemez,zamanı gelince öğreneceğini söyler.



    Pip,çok geçmeden,Londralı şık bir aylak olur.Bentley Drumle adında tahammül edilmezcesine kibirli bir avukatla tanışır ve Londra sosyetik hayatının bütün girdi çıktılarını o kadar iyi öğrenirki,sadık arkadaşı basit Joe Gargery’nin kendisini ara sıra ziyaret etmesinden rahatsızlık duyar.



    Bununla beraber Joe ayrıldıktan sonra Pip,ona kaba muamele yaptığından dolayı pişmanlık duyar.Bir defa Bayan Havisham’ın ricası üzerine,Pip,Joe ile birlikte Havisham’ıi ziyaret eder.Yaşlı Havisham ve vesayetindeki Estella,Pip’in,mutevazi bir hayattan nerelere geldiğini hayretle görürler.Bayan Havisham,daha da ileriye giderek, Pip’e, Estella’ya aşık olmasını beklediğini söyler.Pip’in de istediği budur.



    Estella Londra’ya gelir.Çok geçmeden,esmer güzelliği ve sosyetik tavırlarından dolayı aralarında Bentley Drumle’nin de bulunduğu gençler ona kur yapmaya başlar.Kız,gerçi ara sıra Pip’ii görürse de Pip’e aşık olmadığı bellidir.



    Yirmi birinci yaş gününde Pip’ii çocukken ormanda ettiği hapishane kaçkını Magwitch hayrete boğarak ziyaret eder.Kaba,zihnen hiçbirşeyl meşgul olmadığı hissini uyandıran bu adam,ilk önce titiz Pip üzerinde tiksinti uayandırır;ama Pip’in gizli hamisi olduğu açıkladığı zaman Pip dehşete düşer.Magwitch,Pip’e,gönderildiği yerde çok para yaptığını ve şimdi kendisinin bir oğlu kabul ettiği Pip’in nasıl bir genç olduğunu görmek için gizlice Londra’ya geldiğini söyler.Tek isteği Pip’in kendisinin başaramadığı tarzda bir centilmen olmasıdır.İngiltere’ye Provis nikiyle gelmiştir.Eğer polis onun mahkumları kolonisinden kaçtığını ögrenirse ölüme mahkum edileceğini söyler.



    Bu çıkmaz Pip’ii sersemletir.Magwitch’e minnettarlık duyması gerektiğini bilirsede bu yarı vahşi adama sempati duyamayacak cooldur. Hamisinin Bayan Havisham olmaması da onu büyük bir hayal kırıklığına uğratır.Genede Pip,Magwitch’e yardım edeceğini söyler ve Magwitch de ormanda kavga ettiği kimsenin,baş düşmanı Arthur Compeyson olduğunu belirtir.Pip de Herbert Pocket’den Compeyson’un Bayan Havisham’ı1 düğün gününde terkeden adam olduğunu ögrenir.



    Kendi hamisinin Bayan Havisham olduğunu sanmakla düştüğü ahmaklığa kızan Pip,yaşlı kadını azarlamak için kasvetli eve birkez daha gider.Kadın da,Pip’e işkence yapmaka istercesine,Estella’nın,yakın bir zamanda Bentley Drule ile evleneceğini söyler.Bayan Havisham Pip’in bu derece kızgın olacağını beklememektedir.Kendisinin terkedilmesinden bu yana bütün erkeklerden intikam almaya yemin etmiştir.Pip’in Estella’ya beslediği duyguları istismar etmek suretiyle,bu yeminini yerine getirmiş olmuğunu sanır.





    Estella’nın evlenmesinden sonra Pip Havisham’ın evini tekrar ziyaret eder.Binada bir yangın çıkar.Pip,Bayan Havisham’ı1 kurtarmaya çalışır,fakat çok geç kalmıştır.Ev,mazinin toz ve eşyası ile dolu olduğundan çabucak yanar.Bayan Havisham alevler ortasında can verir.



    Londra’ya dönen Pip,Magwitch’in gerçekte Estella’nın babası olduğunu öğrenir;annesi de muhtemelen,Avukat Jaggers’in ev işlerine bakan garip kadındır.Daha da hayret uyandırıcı bir haber Compeyson’un da Londra’da olduğu ve Magwitch’i2 öldürmek için fırsat kolladığıdır.Pip, Herbert Pocket’in yardımı ile,hamisini İngiltere’den Fransa’ya kaçırmak ister.ardından,kendisi de Fransa’ya gidecektir.Fkat vapura biner binmez, Compeyson kendilerini yakalar.İki düşman yumruk yumruğa şidddetli bir kavgaya tutuşur,Magwitch Compeyson’u öldürür.Bu suçundan dolayı, eski mahkum tekrar tutuklanır ve yargılanmasını beklediği sırada hapishane de ölür.



    Son zamanlarda başına gelen bu olaylarla Pip hastalanır ve eski sadık arkadaşı Joe Gargery kendisine bakar.Pip’in ablası ölmüştür ve Joe da kendisini seven kocası üzerinde hakimiyet kurmak istemeyen Biddey ile evlenmiştir.Pip nihayet bu mütevazi,sadık Joe ya dudak bükmekte ne kadar haksız olduğunu anlar.Joe ile birlikte,onun demirci dükkanına döner ve hastalık harici döneminde,kendisine kötü muamele ettiği için Joe’dan özür diler.



    Estella’yı kaybedişini hala hazmedemeyen Pip Herbert Pocket ile birlikte Londra’da bir iş kurar.Seneler sonra bir zamanlar Bayan Havisham’ın evinin durduğu yeri son bir defa ziyaret eder.Orada Estella’yı görür.Beraberce bir zamanlar,çocukken oynadıkları bahçede dolaşırlar.Estella,şimdi dul bir kadındır.Sosyetik köklerinden ötürü evlendiği haşin Bentley Drumle,vahşetle muamele ettiği atının bir çiftesi ile ölmüştür.Drumle ile geçirdiği hayatı ve tek başına yapayalnız süren dulluk hayatı,bir zmanaların soğuk ve kibirli Estella’sını yumuşatmıştır. Elele bahçede yürürlerken Pip ve Estella artık birbirini hiç bir zaman terkedemeyeceklerini anlarlar.Hikayenin sonunda herkes mutlu olur !


    |





  6. a)Mg. K. hizayı kontrol ettikten sonra mangayı rahata geçirir (KKT164-15/6-5)



    b)Mg. K. manga ile hizada ve sağ baştakinin 3 adım sağında hizayı görecek şekilde mangaya dönük hizaya geçer



    c)İsimleri veya numaraları ile hitap ederek sol koluyla işaret ederek düzeltmeleri yapar



    d)Hizayı kontrol ettikten sonra İleri Bak! Komutu verir



    e)Hizaları sol kolunu kaldırıp işaret etmek suretiyle düzeltir





    13)Mangaya dirsek temas aralığından normal aralığa geçirmek için hangi komut verilir?





    a)Normal aralık MARŞ! (KKT 164-15/6-10)



    b)Normal aralık hizaya GEL!



    c)Dirsek teması aralığı hizaya GEL!



    d)İstikamete BAK!



    e)Çift kol aralığı MARŞ!





    14)Tk.a istirahat verildiğinde, birliğin istirahatı nasıl yapabileceğine ilişkin aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?





    a)Tüfek çattırılmamış ise silah daima elde tutulur. (KKT 164-15/6-6)



    b)İstirahat edin emrine karşılık hep birden “SAĞOL” mukabelesinde bulunurlar .



    c)Gösterilen yerde toplu olarak bulunulur.



    d)Konuşmak, sigara ve su içmek serbesttir.



    e)Gezerek, oturarak, ayakta ve istenilen her vaziyette dinlenilebilir.


    |







  7. KİTABIN ADI : Erikler Çiçek Açtı







    KİTABIN YAZARI : Esat Mahmut



    KARAKURT







    YAYIN EVİ VE



    ADRESİ : İnkılâp ve Aka



    Kitabevleri



    ( SİRKECİ 34410



    İSTANBUL







    BASIM YILI : 1974







    KİTABIN KONUSU:





    Bir Kur.Bnb. nın Hong Kong’a gönderilmesi ve burada başına gelen olaylar anlatılıyor.







    KİTABIN ÖZETİ:





    Bir kurmay binbaşı olan Orhan Bey, Hong Kong’ta meydana gelen terör olaylarından sonra Hong Kong’a gönderilir. Bindiği uçakta Madelena adında bir kadınla tanışır.





    Bindikleri uçak, kötü hava şartlarından dolayı Şam’a zorunlu iniş yapar. Uçak Şam’a indiğinde bütün yolcular kendilerine bildirilen otele gitmek için uçağı terk eder.





    Madelena bir uyuşturucu kaçakçısıdır ve Şam’da kaldıkları otelde Şam polisi tarafından tutuklanır. O ana kadar topal taklidi yapan kadının aslında topal olmadığı, bunu kendisini aciz göstermek için kullandığı anlaşılır.





    Orhan Bey yoluna devam eder. Hong Kong’a vardığında onu bir İngiliz teğmeni karşılar ve kalacağı otele götürür.





    Komünist bir örgüt Hong Kong’ta terör eylemleri yapmaktadır ve Orhan Bey de buradaki İngiliz ve Amerikan subayları ile birlikte bu örgütü çökertmek için çalışacaklardır.





    Orhan Bey boş kalan zamanlarında sivil olarak gezer ve kendisini milyoner bir tüccar olarak tanıtır. Bu sayede bir kadınla tanışır ve samimi bir dostluk kurar. İsmi Çing Çung olan bu kadın evlidir ve oldukça zengindir. Zamanla Orhan Bey’e aşık olur. Orhan Bey’in tesadüfen tanıştığı bu kadın terörist örgütün patronu olan Pavlof’un karısıdır. Orhan Bey, Madam Çing Çung’u Hong Kong’un en zengin insanlarından biri, Madam Çing Çung da Orhan Bey’i zengin bir tüccar olarak tanımaktadır.





    Madam Çing Çung Orhan Bey’in bir kurmay binbaşı olduğunu Pavlof’tan öğrenir.



    Orhan Bey’in Hong Kong’taki bir aylık görevi sona erer ve Genelkurmay tarafından geri çağrılır. Pavlof, Orhan Bey’in ve diğer subayların ülkelerine dönüşte binecekleri uçağa bir bomba yerleştirdiğini diğer örgüt üyeleri ve Madam Çing Çung’un da bulunduğu gizli bir toplantıda açıklar. Bomba uçağın motorunun çalışmasından kısa bir süre sonra patlayacak biçimde ayarlanmıştır. Fakat Madam Çing Çung buna engel olur ve Orhan Bey ile uçakta bulunan diğer subayların hayatlarını kurtarır.





    Romanın sonunda Pavlof öldürülür ve örgütü çökertilir. Madam Çing Çung yakalanır, fakat örgütün çökertilmesine yardımcı olduğu için affedilir. Orhan Bey ile Madam Çing Çung birbirlerine kavuşurlar ne roman sona erer.







    KİTABIN ANA FİKRİ:





    Aşkın gücü insana herşeyi yaptırabilir. İnsan aşık olduğu kişi uğruna hayatını dahi tehlikeye atabilir.







    KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:





    Orhan Bey: Fazla yakışıklı olmayan fakat en ağır başlı kadınları bile etkileyebilen birisidir. Yalnız yaşamaktadır.





    Madelena: Yirmi beş yirmi altı yaşlarında, mavi gözlü ve duygusal bir kadındır. Şam’da polisler tarafından yakalanana kadar topal numarası yapar, uyuşturucu kaçakçılığı yapar ve tanıştığı Orhan Bey’e aşık olur.





    Madam Çing Çung: Koyu esmer yüzlü, lâcivert gözlü ve çok güzel bir kadındır. Terörist çetesinin patronunun karısıdır. Fakat daha sonra o da Orhan Bey’e aşık olur ve Orhan Bey’in hayatını kurtarır, çetenin çökertilmesini sağlar.





    Pavlof: Hong Kong’taki terörist çetesinin elebaşısıdır. Kalın sesli, uzun siyah bıyıklı, esmer bir adamdır. Dağdaki gizli karargâhında toplantılar yapar ve kararlarını bu toplantılarda açıklar. Romanın sonunda yapılan bir operasyonla öldürülür.





    Albay Thomson: Hong Kong’taki İngiliz Merkez Komutanlığının başındadır. Orhan Bey ve komutanlıktaki diğer subaylarla çetenin çökertilmesi için birlikte çalışırlar.







    KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:





    Kitapta olaylar bildiğimiz romanlardan daha değişik bir tarzda anlatılıyor. Anlatım belli bir kahramanın gözünden değilde, sanki dışarıdan bir kamerayla izleniyor gibidir. Belli bölümlerde tasvirlerin tekrarlanması bazen sıkıcı olabiliyor. Bu tür kitaplardan hoşlanan arkadaşlara tavsiye ederim.



















    KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:





    Esat Mahmut KARAKURT: (1902-1977)





    1902 yılında İstanbul’da doğdu. Özellikle aşk ve serüven romanlarıyla tanınan yazar, Kadıköy Sultanisi’ni, İstanbul Diş Hekimliği Okulu’nu (1924) ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık, gazetecilik, Galatasaray Lisesi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı. Başlıca eserleri:





























    HAZIRLAYANIN :







    İmzası :





    Adı ve Soyadı : Halil ÖZER





    Apolet Numarası : 5603





    Kısmı : 73





    Tarih : 10.05.2002















    Vahşi Bir Kız Sevdim



    Çölde Bir İstanbul Kızı


    |



  8. KİTABIN ADI : Güneydoğu’dan Öyküler 1



    KİTABIN YAZARI : Hakan EVRENSEL



    YAYINEVİ VE ADRESİ : Ümit Yayıncılık Ltd.Şti.-Konur Sok.27 / 1 06640 Kızılay / ANKARA



    BASIM TARİHİ : MART 1999



    KİTABIN YAYIM MAKSADI : “Güneydoğu’dan Öyküler” Türkiye’nin en büyük sorunun bir yönünü bizzat yaşamış yüzbinlerce insanın yüzbinlerce anılarından sadece bir kaçını içermektedir. Büyük çoğun- luğu hala devlet memuru statüsünde otuzdan fazla güvenlik görevlisiyle yapılan söyleşlirde, anı sahiplerinin isteği üzerine, olaylarda geçen kişilerin kimlikleri ve olayların geçtiği yerler belirtirmemiştir. Anılar, sıkıntılı anların yaşandığı söyleşilerin ardından, anı sahiplerinin onayı ile, bir yılı yakın süren bir çalışma sonunda öyküleştirilmiştir. Olayların asıllarına sadık kalınmıştır.



    KİTABIN KONUSU: 1983 yılından beri, Türk Ordusu’nun terör örgütü PKK ile yaptığı mücadele anlatılmaktadır.



    KİTABIN ANAFİKRİ: Vatan toprağı uğruna gerekirse seve seve can verilebileceği fikri aşılanmaya çalışılmaktadır.



    ESERDEKİ ŞAHISLAR: Eserde birbirinr bağımlı bir çok öyküden bahsedilmiştir. Bu eserde yazar yaşadıklarını birebir okuyucuya sunmuştur. Ayrıca çoğu güvenlik görevlisinin ismleri, kendi istekleriyle gizli tutulmuştur. Bu yüzden tam bir karakter tahlili yapılamaz. Ama genel olarak kahramanları, Mehmetçik ve hain terör örgütü PKK diye adlandırabiliriz.



    KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ: Kitapta Güneydoğu’nun en ücra köşeleri bile, çok iyi bir şekilde tasvir edilmiştir. 19 senedir yapılan mücadele gözler önüne çok güzel serilmiştir. Bizlerde, ileride subay olarak Güneydoğu’ya gideceğimiz için, aynı hatalara düşmemek ve savaş ortamını daha iyi anlamak için bu eserden bilgi ve ders almalıyız.



    YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ: Hakan Evrensel Ankara’da doğdu. Kara Harp Okulu’nu bitirdikten sonra çok istediği subaylık mesleğine kavuştu. Çeşitli birliklerde tim, takım, bölük ve tabur komutanlıkları yaptı. Bir yerlerde bir yanlışın olduğunu düşündü ama, o yanlışı ordunun içinde bulamayınca çok sevdiği askerlik mesleğini kendi isteğiyle bıraktı. Şu an da gazetecilik yapmaktadır.



    KİTABIN ÖZETİ :





    GÜNEYDOĞU



    Kitabın bu bölümünde Güneydoğu Anadolu bölgesinde görev yapan bir subayla yapılan söyleşi anlatılmaktadır. Bu söyleşide ismi geçmeyen subay anılarını anlatırken belkide bütün söyleşi boyunca anlatılmak isteneni bir cümle ile özetlemektedir. Cümlesinde, “ÇATIŞMA BİR ADAMIN BAŞININ ÜSTÜNDEN MERMİ GEÇMESİ DEMEKTİR” sözü ile çatışmanın ehemmiyetini; diğer bir cümlesinde ise, “BELKİ ANLATABİLİRİM AMA TAHAYYÜL EDEMEZSİNİZ. BUNDA SİZİN YA DA BENİM SUÇUM YOK. YAŞAMAYAN BİLMEZ.” sözleri ile de oradaki çalışma kurallarını, moral durumunu bütün bunları da içine alan askerlik sanatının gerçeklerini özetlemektedir.



    Mülakat bölümünün devamında Güneydoğuda teröristlerle yapılan mücadelede bilinen klasik savaş metotlarının veya hayal ürünü sinema senaryolarının dışında, birçoğu taktik kalıba sığmayan metotlarla mücadele edilmektedir. Askeri birlik her tarafta, teröristlerin ise her hangi bir yerde olması durumunun ne kadar zor olduğunu özetlemektedir.



    Bu bölümde anılarını anlatan subaya; subay, astsubay, erbaş ve er aile yapıları sorulur. Subay ve astsubaylar orduda eskisine oranla daha bilgili ve kültürlü yetiştirilmekte olduğunu, eski bir komutanın onlarla diyalog kurmakta zorlandığını, zamanla onları tanımak içim uğraş vererek onlara verilen emirlerin neden ve niçinler hakkında bilgilendirerek eğitildiğini, aynı zamanda yeni gelen genç personelinde taze bilgilerinden istifade edildiği anlatılmaktadır. Erlerin mutlaka eğitildiğini, belli bir eğitimden sonra operasyonlara katılmalarına müsaade ettiklerini anlatmaktadır. Bazı basının ve aydın görünen bazı cahillerin Güneydoğudaki PKK olaylarını bilmeyerek veya kasıtlı olarak yanlış yaklaşması sonucu 1992’de iyice zayıflayan PKK örgütünün ele başısının yaşadığı yere kadar gidilerek röportaj yapılmasının hatta mecliste dahi PKK’yı öven şekilde konuşmalar yapılmasının devlete ve millete büyük zarar verdiği belirtilmiştir. Nitekim o tarihlerde birlikler basının bu demeçleri yüzünden rehavete kapıldığını ve bunun sonucunda 33 askerin Bingöl-Elazığ yolunda şehit edildiği belirtilmiştir. Birliklerin psikolojik durumu ve Güneydoğu sendromu sorulduğunda sendrom kelimesi Amerika’nın Vietnam’a operasyon ve savaş için asker göndermesi ile doğmuştur. Burada her Amerikan askeri için halk devlet aleyhine ayaklanmış hatta savaştan dönen askerlerin psikolojik durumları bozulduğundan onlara iyi davranmayıp aralarına almamışlardır.



    Oysa Güneydoğuda olay farklıdır. Bir takım güçler T.C. devletini zayıflatarak topraklarını parçalamak ve bu parçalanan topraklarda başka bir devlet kurmak çabasındadırlar. Bu yüzden asker, öncelikle vatanın bölünmezliğini sağlamak için bu bölgede yaşayan insanların can güvenliğini teminat altına almıştır. Bu bölgede görev yapılırken ölenler Şehit, yaralanıp sakat kalanlar ise Gazi olarak Türk halkı tarafından sevilip sayılmaktadırlar.



    Yazara askerler hakkında neler söyleyebileceği sorulduğunda şunları söylemektedir. “Her halde dünyanın hiçbir ordusunda askere giden adamı düğüne gider gibi davul ve zurna ile uğurlamazlar. Bakın; bize gelen çocukların çoğunun elleri kınalıdır. Bunun sebebi ise şudur; Anadoluda kına üç şeye yakılır; Allah’a kurban olsun diye koyuna, kocasına kurban olsun diye geline ve vatana kurbana olsun diye askere giden gençlere...”





    ÇİFT ÇORAP



    Bu bölümde Güneydoğu’da görev yapan askeri birliklerden her hangi birinde bir timin yanında bulunan herkesin sevdiği, tim içerisinde maskot haline gelen bir köpeğin yaptıkları anlatılmaktadır. Köpek dört ayağının patilerinin beyazlığı yüzünden çift çorap adını almıştır. Köpek, herhangi bir eğitim almamasına rağmen birlikle beraber operasyona gider, operasyonlarda bir ciddiyet içerisinde askerlerin en önünde ve sessizce hareket ederdi. Bir dereden geçmek gerektiğinde önce çift çorap geçer o kısa bir araştırmadan sonra en sığ yerini bulur, timler de onun geçtiği yerden giderdi. Gece baskınlarına karşı nöbetçileri uyarır, yaptığı hareketlerle sanki tehlikenin yakınında olduğunu haber verirdi.





    YAĞMUR



    Bu bölümde askeri birliklerin doğa şartlarında her türlü zorluğa rağmen vatanı uğruna nasıl mücadele ettikleri anlatılmaktadır. Tim komutanı bu bölgede gece sağanak yağmur altında ve gecenin zifiri karanlığında birbirlerini kaybetmemek için sırt çantalarını tutarak patika yollardan nasıl ilerlediklerini, ayrıca ayağındaki bottan üzerindeki elbiseye, yağmur geçiren yağmurluğa, uzun süre taşındığında onlarca kilo gelen sırt çantasına ve G3 piyade tüfeğine rağmen vazifenin kutsallığını beyninde tasarlayıp ayaklarına uygulayarak görevlerini yerine getirmeleri anlatılmaktadır.





    TIRMANMA



    Bu bölümde bir tim komutanının yağan sağanak yağmura rağmen zifiri karanlıkta verilen emir gereği yapmış olduğu görevi anlatmaktadır.



    Tim komutanı 5-6 saatlik mesafedeki bir tepede bulunan birliğe telsiz jeneratörlerini çalıştırabilmek için mazot ve orada bulunan personele erzak götürmekle görevlidir. Birliğin önünde yürürken köy korucusu mazot tenekesini taşıyan eşek, erzak taşıyan katırlar bulunmaktadır. Birliğini birerli kol halinde ve birbiri arkasından el yardımı ile ve sırt çantalarından tutunarak intikal ettirmeye çalışmaktadır. İntikal esnasında eşek 20-30 m.lik bir yardan aşağı yuvarlanır, eşek orada ölür. Eşeğin taşıdığı mazot tenekelerini yardan yukarı orada hazır bulunan korucu ve erler tarafından sırtlanarak yukarı çıkartılması ve görev yerine götürülmesi anlatılmaktadır.





    ANIT



    Kitapta hiçbir birliğin, karakolun, köyün, mezranın, kişilerin isim ve sıfatı verilmemektedir. Bahse konu olan karakolda baskın esnasında bir er karakolun önünde bir kaya parçası üzerinde şehit olmuştur. Birlik personeli o taşı oradan alarak altına başka taşlarla doldurup bir anıt haline getirmişler, üzerine kırmızı boyalarla Türk bayrağı şeklinde resim yapmışlardır. Anıtı yapanda Erzurumlu dadaş bir askerdir. Anıtı yaparken hiç konuşmamış, hep bir şeyler mırıldanmıştır. Personelin moral ve motivasyonunu düzeltmek için anıt bir merasim töreniyle açılmıştır. Açılış gününü takip eden birkaç gün içinde anıtı yapan, yaparken de hiç gülmeyen dadaşın bu anıtın yanında şehit düştüğü ve birlik komutanının bir daha hiç anıt yaptırmadığı anlatılmaktadır.





    GÖREV



    Bu bölümde bir tim komutanının timini göreve hazırlarken nelere dikkat ettiği anlatılmaktadır. Birlik komutanı birliğini motive edebilmek için en önde ve tüm zorluklara rağmen yağmur çamur, sıcak soğuk, gece gündüz demeden teçhizatını kuşanarak PKK’ya ve doğa şartlarına karşı verdiği mücadele anlatılmaktadır. Birliğini hazırlarken personelin üzerindeki mataraların plastikten ses yapmayan malzemeden olmasına, personel üzerindeki künye, kimlik vb. malzemelerin teröristlerin eline geçtiğinde aleyhimize kullanabileceği her hangi bir belgenin dahi olmaması gerektiğine dikkat ederek birliğe görev emrini verir ve ilk adımını attığında kaç kişiyle göreve çıkıp kaç kişiyle geri dönebileceğini düşünmekten kendisini alamadığı anlatılmaktadır.





    AYAKLAR



    Bu bölümde bir askerin en önemli organının ayakları olduğu anlatılmaktadır. Bütün operasyonlarda insanları taşıyan tek organdır. Onlar için silahtan bile önemlidir. Çünkü ayaklar olmasa hiçbir yere intikal edilemez, hiçbir intikalden de geri dönülemez. Bu bölümde istihkak olarak dağıtılan askeri botların nedenli sorun yarattığı ince bir mizahla anlatılmaktadır. Yabancı ülkelerde üretilen bazı botların nedenli sağlam oldukları, anti personel mayınlardan bile ayakları koruyabildiği, kendilerinde de bu vb. teçhizatın olmasının faydalı olacağı anlatılmaktadır.



    MAYIN



    Bu bölümde anlatılan, operasyon esnasında Kuzey Irak sınırındaki yamaç üzerinde birlik hareket halinde iken bir erin anti personel mayınına basarak ayağından yaralanması anlatılmaktadır. Ayrıca yaralı askeri almaya gelen helikopter pilotunun yoğun ateşe maruz kalmasına rağmen bir kaya parçasının üzerine inmeye çalışması birlik komutanına yaralıyı almadan oradan havalanmayacağını, tim komutanı ve askerlerin yoğun ateşe karşı yaralı askeri helikoptere taşımaları , helikopterin mayınlı bölgede inecek yeri olmadığı için askeri kollarından sallayarak helikopterin içine atmaları ve yaralı askerin ayak parmaklarındaki tarak kemiğinden yaralanmasına rağmen damarlarında oluşan hava baloncuğunun kalbine ulaşması sonucu Şehit olması anlatılmaktadır.





    ÇATIŞMA



    Bu bölümde yeri ve bölgesi belirtilmeyen bir yerde PKK’lı teröristler ile girilen bir çatışma anı anlatılmaktadır. Bir tepede teröristlerle sıcak temas sağlanmış, teröristler birliklerin üzerine RPG-7 roketatar ve kalaşnikof tüfekleriyle ateş ettiği, Mehmetçikte ellerinde bulunan G-3 piyade tüfeği ile gelen ateşe karşılık verdiği, bu esnada F-16 uçakları ve COBRA helikopterlerinin bölgeye ulaştıklarının görüldüğü, F-16 uçakların attığı bombalar sıcak temasta çok yakında bulunan birliği de ses ve blanst etkisiyle etkilediği, hatta atılan bombadan sonra oluşan toz bulutunun mantar şeklini aldığını ve toz bulutunun dağılmasının yarım saat sürdüğünü bunun da teröristleri gözden kaçırmaya sebep olduğunu, bu esnada mevzide bulunan iki erin Kanas silahı ile ağır yaralandığını, bunları gören iki er onları geriye çekebilmek için sürünerek yaralı askerlerin bulunduğu tepeye ulaşmak istediği, teröristler tekrar Kanasla ateş ederek bu iki eri de vurduğu anlatılmaktadır.



    Ayrıca genç bir subay memleketine izine gider. İzninin ikinci gününde eşiyle birlikte Ankara Kızılay meydanında dolaşan genç subay bir anda patlama sesiyle yere atlar. Yattığı yerden bu sesin havan mı roket mi, havanın ve roketin ilk patlama anımı yoksa düştüğü anımı diye düşünürken baş ucunda dizleri üzerine çökük omuzundan kendisini şefkatle ve göz yaşları içinde kaldırmaya çalışan eşini görür ve o an patlamanın bir araba egzosunun sesi olduğunu anlar.





    TÖREN



    Bir Tabur Komutanı’nın şehit olan bir askerinin cenazesini memleketine götürüp ailesine teslim etmesi için genç bir subaya emir vermesi ve bu subay’ın bu zor görevi kendisine vermemesi için tabur komutanını ikna etmeye çalışması, kendisini en ağır görevlere hatta tek başına operasyona bile gitmeye razı olduğunu söyler. Ancak emri alır ve şehit er’in cenazesini alarak yola çıkar. Bu görevin zor da olsa yerine getirildiği anlatılmaktadır.









    HAZILAYAN: 3715 EMİR ÖZÇELENK


    |



  9. KİTAP ÖZET FORMU





    KİTABIN ADI : OLIVER TWIST



    KİTABIN YAZARI : CHARLES DICKENS



    YAYIN EVİ VE ADRESİ : SOSYAL YAYINLAR CAĞALOĞLU/İSTANBUL



    BASIM YILI : 1989





    1.KİTABIN KONUSU : BİR YETİMHANEDE DÜNYAYA GELEN OLIVER TWIST’IN HAYATI ANLATILMAKTADIR.



    2.KİTABIN ÖZETİ : OLIVER TWIST BİR YETIMHANEDE DÜNYAYA GELİR. YETİMHANE MÜDÜRÜ BAY BUMBLE, ONA ADINI KOYAR. ÇOCUKLUĞUNU BAYAN MANN’IN YANINDA GEÇİRİR. 11 YAŞINDAYKEN BAY SOWERBERY’NİN YANINA EVLATLIK VERİLİR.BAY SOWERBERY CENAZE İŞLERİYLE UĞRAŞAN BİRİDİR. OLIVER BURADA KENDİNİ MUTLU HİSSETMEZ VE EVDEN KAÇAR. YEDİ GÜNLÜK YORUCU BİR YOLCULUKTAN SONRA LONDRA’YA GELİR. AÇ VE YORGUN OLAN OLIVER LONDRA’DA JACK DAWKINS İLE TANIŞIR.JACK OLIVER’A YARDIM EDER. KALMASI İÇİN ONU KENDİ KALDIĞI YERE GETİRİR.BURADA FAGIN VE ARKADAŞLARIYLA TANIŞIR. BU OLIVER’IN HAYATINDAKİ DÖNÜM NOKTASIDIR. FARKINDA OLMADAN HIRSIZ ÇETESİNİN İÇİNDE KENDİSİNİ BULMUŞTUR. BİR GÜN DAWKINS HIRSIZLIK YAPARKEN OLIVER PANİĞE KAPILIR.KAÇMAYA BAŞLAR. MENDİLİNİN ÇALINDIĞINI ANLAYAN BROWNLOW OLIVER’DAN ŞÜPHELENİR VE ONU YAKALAR. OLIVER BÜTÜN HAYATINI BROWNLOW’A ANLATIR. BROWNLOW ONA ACIYIP AİLESİNİ BULABİLMESİ İÇİN YARDIM EDECEĞİNE SÖZ VERİR. OLIVER’IN DÜRÜST BİRİ OLUP OLMADIĞINI ANLAMAK İÇİN BROWNLOW ONU BİR KİTAPÇIYA YÜKLÜ BİR PARAYLA KİTAP ALMAK İÇİN GÖNDERERİR. YOLDA FAGIN’IN ARKADAŞI OLAN WİLLİAM SIKES ONU KAÇIRIR VE FAGIN’E GETİRİR. FAGIN, OLIVER’I TAMAMEN ELE GEÇİREBİLMEK İÇİN SUÇ İŞLEMESİ GEREKTİĞİNİ BİLMEKTEDİR. BUNUN İÇİN WILLIAM’IN YAPACAĞI BİR SOYGUNA OLIVER’IN DA KATILMASINI İSTER. HIRSIZLIĞIN YAPILDIĞI GECE OLIVER PENCEREDEN İÇERİ GİRERKEN EVİN HİZMETÇİSİ TARAFINDAN VURULUR. WILLIAM VE ARKADAŞLARI KAÇMAYA BAŞLAR. OLIVER’I EVIN YAKINLARINDAKİ BİR HENDEĞE BIRAKIP ORADAN UZAKLAŞIRLAR. OLIVER İKİ GÜN SONRA KENDİNE GELDİĞİNDE, YARI BAYGIN ŞEKİLDE EN YAKINDAKİ EVE GİDER. BURASI İKİ GÜN ÖNCE SOYULAN EVDİR. EV HALKI DR LOSBORN’U ÇAĞIRIR. DR LOSBORN OLIVER’IN HAYAT HİKAYESİNİ DİNLER VE ONA YARDIM ETMEK İÇİN ELİ,NDEN GELENİ YAPAR. YAPTIĞI ARAŞTIRMALAR SONUCU OLIVER’IN ASİL BİRİNİN OĞLU OLDUĞUNU VE KENDİSİNE BÜYÜK BİR MİRASIN KALDIĞINI ÖĞRENİR. OLIVER İÇİN BÜTÜN KÖTÜ GÜNLER GERİDE KALMIŞTIR. ARTIK HERŞEY YOLUNA GİRMİŞTİR. MUTLU BİR HAYAT ONU BEKLEMEKTEDİR.





    3.KİTABI ANA FİKRİ : HAYAT NE KADAR ZOR OLURSA OLSUN; İNANDIKTAN VE HAYATA DÖRT ELLE SARILDIKTAN SONRA AŞILMAYACAK ENGEL YOKTUR. BUGÜN OLMAZSA DA YARIN HERŞEY YOLUNA GİRECEKTİR.





    4.KİTAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : OLAYLAR VİCTORIA DÖNEMİ İNGİLTERE’SİNDE GEÇMEKTEDİR.



    OLIVER, KİTABIN BAŞ KAHRAMANIDIR. OLAYLAR KARŞISINDA HER ZAMAN KİŞİLİĞİNİ KORUMUŞTUR.



    BAY BUMBLE, YETİMHANE MÜDÜRÜDÜR. KENDİ ÇIKARLARI İÇİN HERŞEYİ YAPAN BİRİDİR.



    DOKTOR LOSBORN, İYİ KALPLİ, YARIMSEVER BİRİDİR.





    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: 19. YY İNGİLTERE’SİNDEKİ TOPLUMSAL ÇATIŞMA ÇARPICI BİR ŞEKİLDE ANLATILMAKTADIR. KİTAP TEFRİKALAR HALİNDE YAYINLANIP BİRARAYA TOPLANDIĞINDAN OLAYALAR ARASINDA KOPUKLUK VARDIR.





    6.KİTABI YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :



    CHARLES DİCKENS 7 ŞUBAT 1812 TARİHİNDE PORTSMOUTH ‘DA DOĞDU. 9 HAZİRAN 1970’DE GRAD’S HILL’DE ÖLDÜ.VICTORIA DÖNEMİNİN EN BÜYÜK İNGİLİZ YAZARLARINDANDIR.ROMANLARINDA SANAYİ DEVRİMİ SIRASINDA GENİŞ KİTLELERİN ÇEKTİĞİ ACILARI VE YOKSULLUKLARI GERÇEKÇİ BİR BAKIŞLA ANLATMIŞTIR.BAŞLICA ESERLERİ: OLIVER TWIST, ANTİKACI DÜKKANI, DOMBAY VE OĞLU,OYUNLAR VE ŞİİRLER, BÜYÜK ÜMİTLER’DİR.







    HAZIRLAYANIN



    ADI VE SOYADI : HASAN BALKANCI



    APOLET NO : 1125



    TARİH : 26.03.2002



    İMZA :


    |



  10. Bir tepki olarak, içlerinde şair Alexander Chauchavadze (1786-1846) ve Grigol Orbelianininde (1800-1883) bulunduğu bir grup Gürcü özgür kalmayı planladıloar. 1832’nin komplosu onların tutuklanmasıyla sona erdi. Kendini büyük ölçüde Gürcülerin eski ününün kaybı ile ilgilendiren romantik bir edebiyat okulunu yönettiler. “Altmışların adamları” olarak olarak bilinen Ilia Chavchavadze (1837-1907) ve Akaki Tsereteli (1840-1915) Rus üniversitelerinden kendi yazılarında yansıttıkları yeni bir sosyal aktivizm ve demokratik idealizim ruhu ile döndüler. Ilia Chavchavadze, milletin tanınan ruhani babası ve lideri haline geldi. Bu periyodun sosyal ve kültürel Gürcü yaşamında güçlükle kendi tarafından ne başlatılan ne de yönetilen veya kendisinin de iştirak etmediği birkaç proje ve olayı hatırlattı. 1980’lerde bir grup Gürcü entellektüel dışarıda çalışırken sindirdikleri yeni marksizm doktriniyle evlerine döndüler. Gürcüler (1905-1907) devrim olaylarında aktif rol aldılar.



    25 ekim (7 kasım) 1917’de bolşevik partisi Rusya’da bir askeri darbe yaptı ve sovyet gücünü kurdu 17 ekimde Transcaucasian Commissariat isimli yerel bir yönetim kurdu. Çok geçmenen Transcaucasian federasyonu kuruldu ama çok yaşamadı. 26 mayıs 1918’de milli Gürcü konseyi Gürcistanın bağımsızlığını beyan etti. 117 politik güç, hükümette baskın olan sosyal demokrat parti idi. Ekonomik ve politik engellerin 1. Yılından sonra Gürcistandaki durum daha da sabitlendi, ayaklanmalar bitti ve uluslararası olay daha fazla veya az düzeltildi. Bolşevikler halkı provoke ederek ayaklandırmayı başaramadılar. Sovyet Rusya ve Gürcistan 7 mayıs 1920’de Rusyanın Gürcistan demokratik cumhuriyetinin bağımsızlığınınve vatanını tanıdığı içeren bir anlaşma imzaladılar. Özgür Gürcistan güçlendikçe güçlendi ve görünen oydu ki Gürci insanların umutları sonunda anlaşılmıştı ama bolşevikler çoktan sınırlardaydı. 1921 şubatında sözde Azerbaycanın ve Ermenistanın Ruslaştırılamasından sonra, bolşevik orduları Gürcistanın işgal ettiler. Kuvvetler eşit değildi ve 25 şubat 1921’de kırmızı ordunun birlikleri Tiflise girdiler. Moskova’da Lenin yerel yöneticilerinin tebriklerini aldı. “Kırmızı bayrak Tiflisin üzerinde dalgalanıyor.”



    Komunist hegamanyası altındai, kuşatılmış millet, birkez daha yabancı gücün ülkesi haline gelmişti. 1924’de, Gürcü monşevikleri tarafından yönetilen bir ayaklanma teşebbüsünden sonra daha o zaman 5000 vatandaş idam edildi. Stalin ve onun gizli polis teşkilat lideri Beria’nın Gürcü plmaları gerçeğine rağmen Gürcü insanların cezası onları zulüm edici rejimleri altında ertelenmedi. Gürcistan, 1930 ların bunalımlarına ciddi bir şekilde katlanırken endüstrileşme ve bütünleşme testinden geçmek zorunda kaldı. 300000 Gürcü askeri 2. Dünya Savaşında öldü. Ama gizlice ve görünmeden özgürlük için süren kavga hiç bitmedi.























    Ülkenin adı





    Geleneksel uzun formu : Gürcistan Cumhuriyeti



    Geleneksel kısa formu : Gürcistan



    Mahalli uzun formu : Sak ‘art’ velas Respublika



    Mahalli kısa formu : Sak ‘art’ vela





    Uluslarası kod





    Coğrafi kodu : GG



    Ülke kodu : GE, GEO, 268



    İnternet kodu : GE



    Dil kodu : KA



    Arama kodu : +995( Gürcistan için) +955(32)(Tiftis için)





    Coğrafya





    Alan : 69,700 km



    Nüfus : 5.400.800 (1998 sayımı)



    Nüfus oranı : 77 km başına



    Başkent : Tiflis, nüfusu:1.225.000





    Coğrafyası





    Gürcistan dağlık bir ülkedir. Kuzey coğrafi sınırı Kafkaslar bölgesi uzanımı hattındadır. Kuzey sınırı Meskheti-Trialeti volkanik platolarını kapsayan küçük dağlık sistemiyle buluşur. Gerçek ve küçük Kafkasların arsı düz bir yapıdadır. Ülkenin bati kesimi Karadenizi kapsamaktadır.





    Dil





    Genel dil Gürcüce’dir. Rusça, Osetçe, Abhozca diğer konuşulan dillerdir.





    Din





    Çoğunluk Hristiyan, genellikle Gürcü Ortodoks kilisesi. Azınlıklar Doğu Ortodoks, Müslüman, Yahudi ve Hristiyan mezhebidir.





    Etnik bölünme





    Gürcü %70,1, Ermeni %8,1, Rus %6,3, Azeri Osetya %3, Abhaz %1,8, diğer %5.





    Dinler





    Hristiyan Ortodoks %75, (Gürcü Ortodoks %65, Rus %10), Müslüman %11, Ermeni %8, diğer %6.





    Gürcistan Tarihi sayfa 1





    Gürcistan’ın Karadeniz sahilinde uzanan Taş Devri majanalarının bulunduğu alanlar M.Ö. 100.000-50.000 yılları arası bir zamanda yerli halkın varlığını kanıtlıyor. Oldukça büyük miktardaki arkeolojik kalıntılar M.Ö. 5. ve 4. yy. larda Gürcistandaki heolojik kültürünün oldukça gelişmiş olduğunu gösteriyor. M.Ö. 2000 yılları sonunda ve 1000 yılları başında 2 ayrı kavim ortaya çıktı: Diakhi ve Colkis’ler. M.Ö. 8. yy’ın ortalarında ayrıldılar. Batıda Kolkis krallığı kuruldu.



    Kolkislerin ileri ekonomisi ve oldukça elverişli coğrafi ve doğal koşulları bölgeye Yunanlıları çekti, Karadeniz kıyılarının koloni haline getirdiler ve Fasis, Gyenos, Diyoskuras, Anakopya ve Fityus gibi yerleşim yerleri kurdular. Aynı zaman aralığında Kartliyalı kabileler Gürcistan’ın doğu ve güneyinde yaşıyorlardı. Kartli Krallığı King Parnavaz’ın adı ile ilişkilidir. Kral Parnaviz işgalcilerini Gürcistan’dan attı ve özgür bir ülke yönetmeye başladı. Krallığı boyunca Armazistsiche, başkentin en güçlü kalesi, ve Tanrı Armazi’yi simgeleyen bir idol yapılmıştır. Karti ve Kolkis krallıkları yabancı işgalcilere karşı hiç bitmeyen bir azimle karşı koymuştur. Bu düşmanlar arasına Romalılar ilk olarak belirtilmelidir.

































































    Page 3 of 3



    Eğer tostlar söylenirse, “Tamada” nın kesilmesine izin verilmez. Tamada’nın asistanları ve diğer misafirler tosta birşeyler katabilir veya birkaç düşünce de ilave edebilir(geliştirebilirler). Eğer tost söylemek istersen ya kendinizi uyanık pozisyonda bulabilir ya da Tamada’nın sahibi olursunuz. Misafirler üzerindemasada(dinsel) ayine ait dizginlenmesi olmaz. Fakat masadaki disiplin devam eder. Şenlik eğlencelerle devam eder ve dans yarışmasıyla devam eder.


    |



  11. KİTABIN YAZARI :REFİK HALİT KARAY



    YAYIN EVİ-ADRESİ :İNKILAP VE AKA KİTABEVLERİ-ANKARA CD. / İST



    BASIM YILI :1967



    1-KİTABIN ÖZETİ



    2-KİTABIN KONUSU



    3-KİTABIN ANAFİKRİ



    4-KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ



    5-KİAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER



    6-YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ





    1-KİTABIN ÖZETİ:



    Kitap kısa kısa hikyelerden oluşmuştur.kitabın birinci hikayesi ise kıtabın ismi olan “AGO PAŞA’NIN HATIRATI”dır.



    Ago Paşa,herkesin isminden dolayı yanıldığı gibi bir insan değil aksine bir papağandır.Zamanında bir kuşçu dükkanında eğitilmiştir.Orada sahibi tarafından konuşmayı öğrenmiştir.



    Ago Paşa’nın sahibi ona o zamanda neler yasak değilse onu öğretirdi ve o da bunu söylerdi.İnsanlar da onu merakla dinlerlerdi.Ama herşeyin bir sonu vardır.Ve kuş bunu anlayamaz.Bu sefer yine aynı şeyi söylemesine rağmen bu yasaklanmştır.Bunun üzerine bu sefer sahabi polislerle uğraşmak zorunda kalır.O zaman sahibi onu tavan arasına saklar.Olaylar geçtiğinde de ona bu sefer ne söylemesi gerekiyorsa onu öğretirdi.



    Ona ilk önce “yaşasın padişahımız” öğretilmişti.Bu yasaklanana kadar sahibi ve o mükemmel bir hayat sürmüşlerdi.Ama bu cümle de yasaklandığında yine büyük bir tehlike yaşamışlardı.Daha sonra “yaşasın hürriyet”öğretilmişti.Yine ilk önceleri herkes şaşırmış,kuşun söylediklerine şaşıyordu.Sonra bu cümle yüzünden bu sefer “ittihat ve terakki cemiyeti”ne girmişlerdi.Orada “yaşasın ittihat ve terakki” diyerek yüzlerce kişiyi başına topluyor ve onların verdiği şeyleri yiyordu.Gün geçti bu da yasaklanmıştı.Bu sefer “yaşasın şeriat” öğretilmişti.Görenler bu kuşun kendi dillerine uygun olduğunu düşünerek yine ona yiyecekler veriyorlardı.Sonra bu da yasaklanınca “yaşasın Mahmut Şefket Paşa” öğretilmiş ve bunu haykırıyordu.Bu yüzden Hareket Ordusu erkanından birine satılmıştı.İlk önceleri orada da rahat içindeydi.Bir gramofondan:



    Kimdir onlar?Kimdir onlar?



    Hareket Ordusu!



    öğrenmişti.Daha sonra sokaktan geçen bir lahana turşucusunun taklidini yaparak bunu



    Kimdir onlar?Kimdir onlar?



    Hareket Ordusu!



    Lahana turşusu!



    çevirmişti.Sonra bunu dedi diye onu oradan atmışlardı.



    Bu böyle devam etmişti.Ago Paşa öğrendikleri yüzünden ne acıklar çekmiş ve neler neler ile ödüllendirilmişti.En sonunda yeni bir cümle öğrenmişti.Bu “yaşasın Kuvayı Milliye”idi.Daha sonra bu da yasaklandı.Artık bunlardan iyice sıkılmıştı.Çünkü ne öğrettiyseler önce onu rahat ettiriyor sonra cezalanmasına neden oluyordu.



    2-KİTABIN KONUSU:Bir papağanın öğrendiklerinin başına neler getirdikleri



    3-KİTABIN ANAFİKRİ:Herşeyi sadece zamanına göre değil biraz da ileri düşünerek yaşamalıyız.



    4-OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:



    Ago Paşa:Öğrendikleri yüzünden başına gelmeyen kalmamış olan bir papağan.



    5-KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitap, zamanında nelerin olup bittiğini anlatan güzel bir kitaptır.



    6-YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:





    REFİK HALİT KARAY





    1888'de İstanbul'da doğdu. 18 Temmuz 1965'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Vezneciler'de Şemsü'l-Maarif ve Göztepe'de Taş Mektep'te öğrenim gördü. Özel ders aldı. Galatasaray Lisesi ve Hukuk Mektebi'ni yarıda bıraktı. Maliye Merkez Kalemi'ne katip olarak girdi. 1908'de Servet-i Fünun'da ve Tercüman-ı Hakikat'te çalışmaya başladı. Son Havadis adıyla bir gazete kurdu, 15 sayı yayımladı. Fecr-i Ati Topluluğu'na katıldı. Kalem adındaki mizah dergisinde de "Kirpi" takma ismiyle (müstear) siyasi mizah yazıları yazdı. Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesinden sonra Sinop, Çorum, Ankara ve Bilecik'te sürgün hayatı yaşadı. 1918'de İstanbul'a döndü. Robert Kolej'de Türkçe öğretmenliği yaptı. Vakit, Tasvir-i Efkar ve Zaman gazetelerinde makaleleri yayımlandı. Damat Ferit Paşa'nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na katıldı. Posta ve Telgraf Umum Müdürü olarak görevlendirildi (1919). İzmir'in işgalinden sonra Anadolu Hareketiyle İstanbul Hükumeti arasında yaşanan telgraf krizinde İstanbul Hükumetini tuttu. İstanbul'un düşman işgalinden kurtarılışının ardından 1922'de Beyrut'a kaçtı. 1938'de affın çıkmasından sonra yurda döndü. Ölünceye dek yazılarını sürdürdü.







    HAZIRLAYANIN





    ADI-SOYADI:BARIŞ DİLİK


    |


  12. TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON-1 DERSİ

    29 Ağustos 2011 Pazartesi


    KİTAP ÖZETİ



    Kitabın Adı:Alemdağda Var Bir Yılan



    Kitabın Yazarı:Sait Faik ABASIYANIK



    Yayınevi ve Adresi:Varlık Yayınevi,Ankara Caddesi,İstanbul



    Basım Yılı:1957





    1.Kitabın Konusu:Bir kişinin hayata bakışı,hayalleri ve düşleri.



    2.Kitabın Özeti:



    Kitap hikayelerden meydana geliyor.İçindeki hikayelerden Alemdağda Var Bir Yılan,Panco’nun Rüyası,Hişt,Hişt!..’in özeti aşağıdadır.





    ALEMDAĞDA VAR BİR YILAN



    Biz insanların çoğu zaman kendimizi yalnız,boşlukta hissettiğimiz anlar vardır.İşte bu anlarda hayata bakış açımız da değişir.Her olaya,herşeye kötü tarafından bakarız.Yarısına kadar dolu olan bardağı,yarısı niye boş diye kendimize dert ederiz.İşte hikayemizin kahramanı da kendini hep böyle hisseden biri.Bir de biz bu adamın İstanbul’da yaşadığını kabul edersek bakın bu adamın düştüğü bataklığa.Ama bu insanın da yaşaması,mutlu olması gerekiyor.İstanbul’da mutlu olamıyorsa hayal gücü de yok demiyoruz.Kendisine yaşanacak,mutluluğu bulacağı bir yer kuruyor.Buranın adı da Alemdağ.



    PANCO’NUN RÜYASI



    Öyle bir adam ki Panco;miskin,bıkkın,hayatta ulaşmak istediği bir amacı olmayan fakat bir kızı seven genç bir sima.iş bulursa sağda solda elektrikçilik yapıyor,hala annesi babasıyla yaşıyor.Çoğu zaman hayatını babasının verdiği üç beş kuruşla kumar oynayıp kazanarak sürdürüyor.Bir gün rüyasında sevdiğinin yanında birini görüyor,şaşırıyor,hemen yanlarına gidiyor,bir de baksın ki sevgilisinin yanındaki kendisi,gözleriyle iletişim kurmak istiyor,rüyasındaki kendisi onu tersliyor.Sabah uyandığında hala onu düşünüyor ve gülüyordu,onu seviyordu,sevdiğinin de onu sevdiğini anlamıştı.Artık hayat daha güzeldi.



    HİŞT HİŞT!...



    Hişt,Hişt!.Bu sesi herkes duyar,özellikle bahar geldiğinde öyle bir sestir ki;dağlardan kuşlardan,denizden,insandan,hayvandan,attan,böcekten,çiçekten gelir.Bu ses geldiğinde dünyaya can gelir,hayat şenlenir.Bu ses geldikten sonra yaşar çiçekler,böcekler,insanoğulları.Bazen biz de çıkartırız bu sesi çünkü biz de yaşarız bu hayatı.



    3.Kitabın Anafikri:Yaşadığımız olaylar ne kadar kötü olursa olsun yaşama iyi tarafından bakmak yine bizim elimizde.



    4.Kitaptaki Olaylar ve Şahısların Değerlendirilmesi:



    Kitaptaki olayların çoğu hayalidir.Yazarın İstanbul’u ve halkı tanıtması için olaylar yaratılmıştır.Yazar İstanbul sokaklarında dolaşırken halkın içinden insanlarla muhatap olur.Barlara gider,içer.Bir de dostu vardır,adı Panco.Yaşamından bıkmış,kumarbaz,babasının verdiği parayla geçinen bir delikanlıdır.Bir de sevdiği vardır,vakit ve para buldukça aşkının şerefine içer.Olayların etrafında dönen kahramanımız her zaman kendini yalnız hisseden,her olaya kötü tarafından yaklaşan,yalnızlığın yarattığı hayalperest bir kişidir.



    Bir de balıkçımız vardır;en yakın dostu bir martıdır.Bu martı onun uğurudur.Balıkların yerini bu martı gösteriri.Ama günün birinde martı ölüverir.Balıkçının bir tahtası eksik olsa da yüreği sevgi doludur.



    5.Kitap Hakkında Düşünceler:



    Bu kitapta bir kişinin olaylara, kişilere kısaca hayata bakış açısı işleniyor.Kitapta olaydan çok çevre ve düşüncelere,yazarın değerlendirmelerine yer verilmişir.Böyle bir kitabı okumak çevremizdeki bazı insanların düşünceleri,hayata bakışları hakkında bilgi edinmemizi sağlar.Belki de hayata bakış açımızı değişterebilir.Fakat, olumsuz bir kitap.İnsanı yalnızlığa ve karanlığa itiyor.Doğru dersi almak bizim elimizde.Okunan hiçbir kitap bizden hiç birşey eksiltmez.



    6.Yazar Hakkında Bilgi: Sait Faik ABASIYANIK(1906-1954)



    Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen öykücülerindendir.Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Sait Faik Adapazarı’nda doğdu.Kurtuluş Savaşı sonrasında İstanbul’a yerleşti.1928’de İstanbul Üniversitesi’nde Türkoloji öğrenimine başladı;ama üç yıl sonra öğrenimini yarım bırakarak üniversiteden ayrıldı.Bir süre de,ekonomi öğrenimi görmek için gittiği İsviçre ve Fransa’da yaşadı.Babasının geri çağırması üzerine yükseköğrenimini yarıda bırakarak 1933’te yurda döndü.İlk röportajları Haber gazetesinde yayımlandı.Bu arada Varlık,Ağaç,Ses,Yeni Ses,Yaprak ve Yenilik gibi dergilerde öyküleri yayımlanıyordu.Sait Faik’in bu dönem öykülerinde çocukluk ve gençlik yıllarının izlenimleri öne çıkar.Daha sonraki yıllarda insanların yaşam koşullarını ve insanlığın çelişkilerini işledi.1946 yılında siroz hastalığına yakalanan ve bu hastalıkla birlikte gelen sürekli ölüm düşüncesi,böyle bir yaşamın yarattığı bezginlik ve mutluluk arasındaki çalkantılar Sait Faik’in son dönem öykülerini büyük ölçüde etkiledi.1954’te Burgazada’daki köşkünde ölen Sait Faik’in ,1955 yılında annesi tarafından adına bir öykü ödülü konuldu.Bazı eserleri ise şunlardır:Mahkeme Kapısı,İhtiyar ve Talebe,Gauther Cambazhanesi,Sarnıç,Medarı Maişet Motoru(bu kitap sıkıyönetim tarafından toplatıldı),Lüzumsuz Adam,Mahalle Kahvesi,Havada Bulut,Son Kuşlar,Alemdağda Var Bir Yılan,Şimdi Sevişme Vakti,Kayıp Aranıyor.





    Hazırlayanın;



    Adı Soyadı:M.Barış KEKEÇOĞLU



    Apolet No:1902



    Kısım:19



    Tarih:02.04.2002


    |





  13. KİTAP ÖZETİ





    Kitabın Adı:FERDİ VE ŞÜREKÂSI



    Yazarı :Halit Ziya UŞAKLIGİL



    Yayınevi : İnkılâp ve Aka



    Y.Adresi :Ankara cad.No:95 İSTANBUL



    Basım Yılı :1984





    1)Kitabın Konusu



    Maddi bakımdan çok zor şartlar altında yaşayan bir kişinin, aile ve aşk hayatını anlatıyor.Fakir, ama mutlu bir durumdayken kaderin kendisine gülerek hayatını bir anda alt üst eden bir yaşamın hikâyesidir.Zengin ile fakirin arasındaki yaşamların göz önüne alındığı, para gücünün nelere hâkim olduğu anlatılıyor.





    2)Kitabın Özeti





    Abdülgafur Bey her zaman ki, gibi işten dönerken, yolda karşılaştığı bu kıza acıdı ve yanına alarak eve getirdi.Kızı olmayan Besime Hanım bu kızı, kendi kızı gibi büyütecek, ileride gelini yapmayı düşünecekti.Kız, Saniha idi.İsmail Tayfur'la birlikte büyüdüler ta ki Abdülgafur Bey ölene kadar.Evin reisi ölünce evin yükü İsmail Tayfur'a kaldı.O da babası gibi muhasebeci olarak Ferdi ve Ortakları Ticaretevi'nde işe başladı.Burada dört kişiydiler; Hasan Tahsin Efendi, Mehmet Rıfkı, Osman Şevket ayrıca bir de Hacer -Ferdi Efendi'nin kızı-.Hacer her zaman İsmail Tayfur'a takılır, türlü muzipliklerle onu rahatsız ederdi.Ta ki babası ona işyerine girme yasağı getirene kadar.Çünkü o artık büyümüş, koca kız olmuştu.



    Bu karar Hacer için ölümden farksızdı.Artık İsmail Tayfur' la birlikte olamayacaktı.Bunun üzerine sabah akşam pencereye çıkar, ki İsmail Tayfur'u görebilsin diye.Hacer duygularını "ikinci kalbim "dediği defterine yazmaya başlamıştı.





    İsmail Tayfur ise kendi halinde yaşayan, Saniha'yı seven, Hacer'le ilgilenmeyen biridir. Kendi dünyasında mutludur.Bir gün Ferdi Efendi kızının defterini bulur.Kızının yaşadığı durumu öğrenir.Kızını çağırarak onun mutlu olabilmesi için elinden geleni yapacağına söz verir.Çünkü İsmail Tayfur sağlam karakterli, ticaretten anlayan biridir.Böylece kendi varisini bulur. İlk olarak İsmail Tayfur'u yanına çağırır maaşını artırdığını bildirir.



    İşe anlam veremeyen İsmail Tayfur kendi düşüncelerinde bile olmayan bu aşkı öğrenince şok olur.Ferdi Efendi gizli olarak Nerime Hanım ve Melekzat'ı İsmail Tayfur'un annesine gönderir.Saniha için ölüm başlamış, Besime Hanım için ise durum çıkılmaz bir döngü halini almıştır.Bir hafta sonra Besime Hanım ile Saniha, Hacer'i tanımak için Ferdi Efendi'nin evine giderler.Hacer'i tanımadan kıskançlık duyan Saniha da onu görünce, sevmeye başlar.Ne olduğunu anlamayan İsmail Tayfur korktuğunun başına gelmesiyle yıkılmış, tek çare olarak gördüğü Saniha'nın da kendini feda etmesiyle adeta yıkılmıştır.Artık sığınacak bir yeri kalmamış çaresiz olarak, Hacer'le gösterişli bir düğünle evlenir.İsmail Tayfur düğünden sonra iyice dünyadan ve Hacer'den uzaklaşır, Hacer ise ardığı mutluluğu bulamamanın ve İsmail Tayfur'un kendisinden uzaklaşmasının nedenlerini arar.





    Bir akşam Hacer uyandığında İsmail Tayfur'u yanında bulamaz.Onu bekler, gelmeyince kendisi aşağı iner ve İsmail Tayfur'un Saniha ile kaçacağını duyar, ağlayarak yukarı çıkar.İsmail Tayfur yukarı gelince Hacer kapıyı kapatır, ki İsmail Tayfur Saniha ile gitmesin.Sonra elindeki ateşle evi ateşe verir.Hacer'in yanan vücudu ile dışarı çıkan İsmail Tayfur delirir,Hacer ölür,Ferdi Efendi'nin evi ve parası ,altınları yanar, yok olur.





    3)Kitabın Anafikri





    Öncelikle, şartlar ne olursa olsun her zaman doğru bildiğin bir şeyin sonuna kadar savunulması, içinde bulunduğun şartlardan azami dereceden istifade, küçük şeylerden mutlu olunabileceği ve sevginin parayla satın alınamayacağını bizlere aktarıyor.





    4)Kitaptaki Şahıslar





    İsmail Tayfur: Romanın baş kahramanıdır.Kumral, uzun boylu, yeşil gözlü, yakışıklı,muhasebeci olarak çalışan ve ailesine bakan genç bir delikanlıdır.İçine dönük, sessiz bir kişiliğe sahiptir.





    Hacer :İsmail Tayfur'un yangında ölen karısıdır.Daha on beş yaşıngadır.Zayıf vücudu, küçük başı altuında, uzun ipek saçları arasında küçük beyaz yüzü ile insana çocukluk hali verirdi.





    Saniha :İsmail Tayfur'un sevdiği kızdır.Zayıf, ince, esmer,öksüz ve yetim yetişmiştir.





    Hasan Tahsin Efendi:Baba ve iş arkadaşıdır. Ufak tefek yapılı, küçük başlı, beyaz saçları dökülmüş, yılların deneyimini taşıyan bir karakter çizmiştir.





    Mehmet Rıfkı, Osman Şevket: İş arkadaşlarıdır.





    Ferdi Efendi :Patronu ve kayın babasıdır.İnce, uzun boylu, sarı saçlı, sarı sakallı, donuk benizlidir.Paranın herşey olduğuna inanan biridir.





    Abdülgafur Bey- Besime Hanım:İsmail Tayfur'un babası ve annesi.





    Nerime Hanım :Hacer'in öğretmeni.





    Melekzat :Hacer'in hizmetçisi ve en samimi arkadaşıdır.





    5)Kitaptaki olaylar





    İsmail Tayfur - Saniha aşkı: Yalansız, yapmacıksız, sevgi üzerine kurulu bir aşktır.





    Hacer'in aşkı : Tek taraflı ama sevgiye dayanan bir platonik aşktır.





    İsmail Tayfur ile Hacer'in evlenme serüveni ve bu sırada yaşanan olaylar.





    6)Kitap Hakkındaki Şahsi Görüşler





    Sürükleyici bir aşk romanıdır. Kişi ve yer tasvirleri zamanında, kitabın akışını değiştirmeyecek şekilde yapılmıştır. Konu itibâri ile aşk romanı görünmesinin yanında da devrin tipik özelliklerini de yansıtmaktadır.Hayat şartlarından, yaşam tarzlarından, sosyal ilişkilerden, devrin moda ve eğlencesinden, gelenek ve göreneklerden bahsediyor.Yazar gereksiz açıklamalardan kaçınmıştır.Fazla yabancı kelimeler kullanılmadığı için kitabın anlaşırlılığı artmış, kitaba akıcılık ve sadelik getirmiştir.





    7)Yazar Hakkında KIsa Bilgi





    Yazar, Halit Ziya UŞAKLIGİL 1866-1945 yıllarında yaşamıştır.Servet-i Fünun romancılarından.İstanbul'da doğdu ve yine bu şehirde öldü.İlk tahsilinden sonra Fatih Askeri Rüştiyesi'ne gitti ve 17yaşında okuldan ayrıldı.1884'te "Nevruz" gazetesini, daha sonra "Hizmet" ve "Ahenk" gazetelerini kurdu.İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı.



    İdadide Türk edebiyatı dersi okuttu.Reji Müdürlüğü Başkâtibi oldu. Servet-i Fünun dergisine girdi ve en büyük romanları burada yayımladı. Darül Fünun'da batı edebiyatı dersleri verdi. Mabeyn Başkâtibi, Ayan Üyesi oldu.Sessizliği, batı müziğini, kitap okumayı, çiçekleri severdi.Almanca, Arapça, Farsça, Fransızca, ingilizce, italyanca bilirdi.Roman, hikâye, mensur şiir, tiyatro, hâtıra, hitabet, edebiyat tarihi, makale türünde eserler verdi.Romanlarında sosyal ve psikolojik konuları işler.Kahramanları gerçek hayattan alınmıştır.150'den çok hikâyesi vardır. Modern Türk hikâye ve romanın babası sayılır.Çevirleri de vardır.







    HAZIRLAYAN



    Adı Soyadı :Serdar ERDOĞAN



    Ap.No :3705



    Kısmı :65.kısm


    |



  14. Every Pascal program must follow a basic structure. While this structure is very similar to Karel programming, there are several differences. Below is the basic structure that every Pascal program must follow.



    PROGRAM ProgramName;





    VAR



    VariableName : VariableType;



    VariableName : VariableType;



    ...





    PROCEDURE ProcedureName;



    variables here if necessary



    BEGIN



    Some Code;



    END;





    FUNCTION FunctionName(variableList): VariableType;



    variables here if necessary



    BEGIN



    Some Code if necessary;



    FunctionName := some expression



    More Code if necessary;



    END;





    ... more functions and procedures if necessary ...





    BEGIN



    the main program block. It should be small and all



    work should be delegated to the procedures and



    functions.



    It often consists of a WHILE loop that calls in



    turn procedures and functions in the appropriate



    order.



    END.



    Note: The functions and procedures can appear in any order. The only requirement is that if one procedure or function uses another one, that latter one must have been defined already.





    Variable Types



    There are five basic variable types in Pascal: INTEGER, REAL, CHAR, BOOLEAN, and STRING. They are defined as follows:



    INTEGER A positive or negative integer between a smallest (negative) and a largest number. In general the smallest and largest number possible depends on the machine; for IBM PC and Turbo Pascal they are: smallest Integer: -32766 largest Integer: 32767 REAL Can contain a real number in scientific or decimal notation. There is a limit on the size and accuracy of the real number that will be covered later. Valid real numbers are, for example: Decimal Notation: 1.234 or -34.5507 Scientific Notation: 5.0E-3 or -7.443E3 CHAR Any key on the keyboard is considered a valid character. Characters are usually enclosed in single quotes. For example: '1' is a character, while 1 is an integer. BOOLEAN We will deal with boolean variables later STRING A string is a collection of up to 255 characters enclosed in single quotes. For example: 'Bert' is a string of 4 characters. More details about strings will follow later.



    Assigning Values to Variables



    Variables are simply a name for a block of memory cells in main memory. If a value is assigned to a variable, that value must be of the same type as the variable, and will be stored in the memory address designated by the variable name. The assignment statement is the semicolon-equal :=.



    Variables must be declared at the beginning of the program, a procedure, or a function Variables must be initialized before they can be used. Variables can be reused as often as necessary. Their old value is simply overwritten by a new assignment. Example:



    PROGRAM Test;



    VAR



    x : REAL; { variable name is x, type is real



    i : INTEGER: { variable name is i, type is integer



    c : CHAR; { variable name is c, type is character



    s : STRING; { variable name is s, type is string



    BEGIN



    x := -34.55; { valid real number assigned to variable x }



    x := -3.9E-3; { valid real number assigned to variable x }



    WRITELN(x); { x contains the value -3.9E-3 }



    i := 10; { valid integer number assigned to variable i }



    i := i * i; { valid (!) - i will be 100 now }



    i := 9933; { valid integer number assigned to variable i }



    i := -99999; { invalid integer - too small }



    i := 999.44; { invalid assignment - types do not match }



    c := '1'; { valid character assigned to variable c }



    c := 1; { invalid assignment - types do not match }



    c := 'Bert'; { invalid assignment - types do not match }



    c := 'd'; { valid character assigned to variable c }



    WRITELN(c); { c contains the value 'd' }



    d := 'c'; { unknown variable - the variable d is not declared }



    WRITELN(s); { invalid reference - s has undefined value }



    END.





    Formatted Input and Output



    Reading Information



    To read information from the keyboard, you can the command READLN, as in the following example:



    PROGRAM Test;



    VAR



    x : REAL; { x is declared to be real }



    i : INTEGER; { i is declared to be an integer }



    c : CHAR; { c is declared to be a character }



    BEGIN



    READLN(x); { user can type a real number, followed by



    the return key. The value will be stored



    in the variable x. If the user input is



    not a real (or integer) number, a



    runtime error (invalid assignment) will occur. }



    READLN(i); { user can type a integer, followed by



    the return key. The value will be stored



    in the variable i. If the user input is



    not an integer, a runtime error (invalid



    assignment) will occur. }



    READLN(c); { user can type any character, followed by



    the return key. The value will be stored in



    the variable c and will be a character. If



    a user enters 1, c will be the character '1'



    not the integer 1. }



    READLN; { user can type a single return. }



    END.



    The exact workings of the READLN command will be discussed later.



    Writing Information



    To write information on the screen, you can use the WRITE or WRITELN command. You can write the content of variables or simple text. There are several variations:



    Writing Text WRITE('any text'); writes any text enclosed in simple quotes on the screen Writing integers unformatted WRITE(I); I is an integer variable Writing integers formatted WRITE(I:num); I is an integer and num indicates the total positions to be used. If the value contained in the variable I needs more digits, num is ignored. Writing reals unformatted WRITELN(x); x is a real variable. Will always write the real number in scientific notation and is almost never what you want. Writing reals formatted WRITELN(X:num1:num2); X is a real variable, num1 is the total amount of digits to use (including sign and period) and num2 is the number of digits after the period. Note: The same rules apply for the command WRITELN but this command also positions the cursor to the first position of the next line.



    You can combine writting text and more than one variable by seperating the individual components by a comma. Here is an example:



    PROGRAM Test;



    VAR



    x : REAL;



    i : INTEGER;



    j : INTEGER;



    BEGIN



    x := 12.449;



    i := 10;



    j := -300;



    WRITE('This is some text');



    WRITELN('Unformatted integer ',i);



    WRITELN('Unformatted integer computation ',i*i);



    WRITELN('formatted integer',i:4);



    WRITELN('formatted integer',j:4);



    WRITELN('Unformatted real ',x);



    WRITE('Formatted real');



    WRITE(x:8:2);



    WRITELN('all in one line');



    END.



    which will produce the following output:



    This is some textUnformatted integer 10



    Unformatted integer computation 100



    formatted integer 10



    formatted integer-300



    Unformatted real 1.24490000000E+01



    Formatted real 12.45all in one line





    Functions



    Functions provide a flexible method to apply one formula many times to possibly different values. They are comparable to procedures but



    functions are of always of a certain type functions usually have one or more input variable(s) the function name must appear at least once inside the definition The general form of the function statement looks like this:



    FUNCTION FunctionName(VariableName: VariableType): VariableType;



    BEGIN



    some code, if necessary;



    FunctionName := some computation;



    more code if necessary;



    END;



    Note that every function must contain the function name at least twice: once in the definition of the function, and once to assign the result of a computation to the function. Functions can be used similar to variables. You can assign the result of a function to a new variable, you can print the result of a function using WRITE or WRITELN, or you can use the result of a function in another computation or test. Here is an example:



    PROGRAM Test;



    VAR



    radius: REAL;





    FUNCTION CircleArea(r : REAL): REAL;



    BEGIN



    CircleArea := 3.1415 * r * r;



    END;





    BEGIN



    WRITE('Area of circle with radius 2.0: ');



    WRITELN(CircleArea(2.0):6:1);



    WRITE('Area of circle with radius 5.0: ');



    WRITELN(CircleArea(5.0):6:1);



    WRITE('Enter your own radius: ');



    READLN(radius);



    WRITE('Area of circle with radius ', radius:3:1,': ');



    WRITELN(CircleArea(radius)); { ugly - formatting missing for real }



    radius := 5.0;



    radius := CircleArea(radius);



    WRITELN(radius); { can you guess the output ? }



    END.





    An extended example: Unit Conversion



    Below is a basic Pascal program. Please look very carefully at it; it can be used as a prototype for many other programs that you will have to write.



    PROGRAM A_Basic_Program;



    {****************************************}



    {* Programmer: Bert G. Wachsmuth *}



    {* Date: Sept. 28, 1995 *}



    {* *}



    {* This program converts degree Celcius *}



    {* to and from degree Fahrenheit. The *}



    {* user can choose the conversion from *}



    {* a menu. *}



    {****************************************} The beginning of the program. Note that the name of the programmer and the date when the program was finished are part of the comments. Also, a brief description of the program is given. VAR



    UserChoice : CHAR; { menu choice }



    UserInput : REAL; { number to convert}



    Answer : REAL; { converted answer } The list of variables. There are two real variables, one for the user's input number and one for the converted number. Even if more conversion formulas are added later, only two variables are needed. {****************************************}



    PROCEDURE ShowTheMenu;



    { This procedure shows the available }



    { options to the user of the program. }



    BEGIN



    WRITELN;



    WRITELN(' A Basic Program');



    WRITELN(' ---------------');



    WRITELN(' a) Celcius to Fahrenheit');



    WRITELN(' b) Fahrenheit to Celcius');



    WRITELN;



    WRITELN(' x) To exit the program');



    WRITELN;



    END; The menu that the user will see. Note the blank line produced by the WRITELN at the top and bottom, as well as the spacing in front to move the text to the middle of the screen. {****************************************}



    PROCEDURE GetUserChoice;



    { This procedure asks the user for their }



    { choice and stores the result in }



    { UserMenuChoice. }



    BEGIN



    WRITE('Enter your choice: ');



    READLN(UserChoice);



    END; This procedure asks the user for their choice and stores the result in the variable UserChoice. Note that by using WRITE instead of WRITELN the user's input will appear in the same line as the prompt. Also, the empty space after the prompt will align this letter with the next user input. {****************************************}



    PROCEDURE GetNumberToConvert;



    { Asks the user for the number to be }



    { converted }



    BEGIN



    WRITE('Enter number to convert: ');



    READLN(UserInput);



    END; This procedure asks for the number to convert. Again, using WRITE instead of WRITELN will make the user's number appear in the same line as the prompt. The number will be stored in the variable UserInput {****************************************}



    PROCEDURE Wait;



    { Holds execution until user presses }



    { RETURN }



    BEGIN



    WRITE('Press RETURN to continue ...');



    READLN;



    END; A READLN without a variable will wait until the user hits the RETURN key. The keystroke is not stored in any variable. {****************************************}



    FUNCTION ToFahrenheit(x: REAL): REAL;



    { Function to convert degrees Celcius to }



    { degree Fahrenheit. }



    BEGIN



    ToFahrenheit := 9/5 * x + 32;



    END; This functions converts its input x to degree Fahrenheit. The result of the computation can be used by any other procedure or function, or by the main program. {****************************************}



    FUNCTION ToCelcius(x: REAL): REAL;



    { Function to convert degrees Fahrenheit }



    { to degree Celcius. }



    BEGIN



    ToCelcius := 5/9 * (x - 32);



    END; This functions converts its input x to degree Celcius. The result of the computation can be used by any other procedure or function, or by the main program. {****************************************}



    PROCEDURE DoTheConversion;



    { This procedure converts the number }



    { contained in UserInput to the degree }



    { according to the user's menu choice. }



    BEGIN



    IF (UserChoice = 'a') THEN



    answer := ToFahrenheit(UserInput);



    IF (UserChoice = 'b') THEN



    answer := ToCelcius(UserInput);



    END; This procedure selects the appropriate conversion function depending on the content of the variable UserChoice. In any case, the result of the conversion is stored in the variable answer {****************************************}



    PROCEDURE DisplayTheAnswer;



    { This procedure displays the answer in }



    { a nice numerical format. It switches }



    { the title of the table displaying the }



    { answer depending on the user's menu }



    { choice. }



    BEGIN



    WRITELN;



    WRITELN(' Degree');



    IF (UserChoice = 'a') THEN



    WRITELN('Celcius | Fahrenheit');



    IF (UserChoice = 'b') THEN



    WRITELN('FahrenHeit | Celcius');



    WRITELN('------------------------');



    WRITE(UserInput:8:2);



    WRITE(' | ');



    WRITE(Answer:8:2);



    WRITELN;



    WRITELN;



    END; This procedure displays the answer. It is probably the smartest procedure of the whole program. Can you see exactly what it does, and why it is considered a smart procedure ? {****************************************}



    BEGIN



    UserChoice := 'q';



    WHILE (UserChoice <> 'x') DO



    BEGIN



    ShowTheMenu;



    GetUserChoice;



    IF (UserChoice = 'a') OR



    (UserChoice = 'b') THEN



    BEGIN



    GetNumberToConvert;



    DoTheConversion;



    DisplayTheAnswer;



    Wait;



    END;



    END;



    END. The main execution block, or main program. It consists of a simple loop that executes unless the variable UserChoice contains the character x. However, the user is asked for the first time inside the loop, thus the variable UserChoice must be initialized by hand before the loop can start. If a user enters x then many procedures are not needed and are therefore blocked inside the IF statement. Note that the IF statement uses the logical operator OR. Why did we not use the appearently easier form IF (UserChoice <> 'x') THEN ? (bgw)


    |



  15. 1)KİTABIN KONUSU:





    Küçük yaşta gördüğü kötü muamelelerden dolayı acıma duygusu olmayan bir öğretmeni anlatıyor.







    2)KİTABIN ÖZETİ:





    Zehra adında bir öğretmen çok acımasız bir karaktere sahipti.Öğrencilerine her zaman kötü davranıyordu. Bir gün babasının öldüğünü duydu.Babasının evine gitti.Fakat hiçbir şekilde üzülmüyordu. Babasını yanına gitmeden başka bir odaya geçti. Odada bulunan sandıktan babasının hatıra defterini buldu.Bu hatıra defterini okudukça babasına haksızlık ettiğini anlamaya başladı.Acıma duygusu olmayan Zehra öğretmen babasının geçmişte bulunduğu duruma acımaya başlamıştı. Annesinin babasına karşı haksızlık yaptığını anladı.Büyük bir üzüntüyle odadan çıkarak babasının bulunduğu odaya gider. Ve onun yüzüne örtülü olan çarşafı kaldırarak onu öper. Daha sonra Zehra öğretmen okuluna geri döner ve bir süre sonra orada evlenir.







    3)KİTABIN ANA FİKRİ:





    Geçmişte yaşanan acı olaylar insan yaşamının diğer bölümlerinde sürekli etkili olur.





    4) KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN ÖZELLİKLERİ:





    Zehra Hanım : Acımak nedir bilmeyen dik başlı, çatık kaşlı, asabi bir insandır.



    Tevfik Bey : Zehra Hanım için elinden gelen herşeyi yapmak isteyen fedakar ve iyi bir insandır.



    Mürşit Efendi : Zehra Hanım’ın babası. İyiliklerden yana ve fedakâr bir insandır.



    Müşerref : Mürşit Efendi’nin karısı. Oldukça bencil ve para düşkünüdür.



    Feriha : Mürşit Efendi’nin kızıdır.Veremden öldü.



    Kayınvalide : Aşırı tutkuları olan ve bencil bir yaratılışa sahiptir.





    5) KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:





    Kitap klasik bir Türk romanıdır; fakat bu romanda anlatılan olay oldukça akıcı ve gerçekçi dille anlatılmıştır. Dili sadedir, anlaşılması kolaydır ve tasvirler çok yerinde kullanılmıştır.





    6) KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:





    Reşat Nuri GÜNTEKİN;



    25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdi(1912). Bursa’da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okulllarda devam etti. Mili Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Pais Kültür Ataşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’da öldü. İstanbul’da Karacaahmet mezarlığına gömüldü. Çalıkuşu, Yaprak dökümü, Dudaktan Kalbe ve Kavak Yelleri adlı eserleri bulunmaktadır.







    HAZIRLAYANIN:





    İMZASI :



    ADI SOYADI : Sedat KILIÇ



    APOLET NUMARASI : 1112


    |