Rss Feed
    KOMPOZSYON etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
    KOMPOZSYON etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
  1. TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON DERSİ-1

    3 Eylül 2011 Cumartesi


    KİTAP ÖZETİ





    KİTABIN ADI : Yüzbaşı Corelli’nin Mandolini



    KİTABIN YAZARI : Louis de Bernieres



    YAYIN EVİ VE ADRESİ : Yapı Kredi Yayınlar-İstanbul



    BASIM YILI : 2000





    1.KİTABIN KONUSU:



    2. Dünya Savaşı sıralarında yaşanan ateşli bir aşk hikayesi



    2.KİTABIN ÖZETİ:



    2. Dünya Savaşı’nda Carlo adında bir asker var. eşcinsel olan bu askerin bir faaliyeti var ama erkeklere karşı bir ilgisi var. bu İtalyan askeri Frencesco adında bir askere aşık olur. Bir İtalyan komutanı bunlara bir görev veriyor. Askerler kendilerinin bu göreve en uygun kişiler olduklarını düşünüyorlar. Komutanın amacı İtalyan askerlerine İgiliz üniforması giydirerek Yunanlılara saldırmasını sağlamaktır. Böylelikle İngilizlerle Yunanlılar savaşırken durumdan faydalanıp Yunanistan’a çıkarma yapmak. Frencesco ve Carlo’nun bu iş için seçilmesindeki kıstas ikisinin de ordunun en işe yaramaz adamları olması. Ölmelerinin kesin olması. Olayların tersine dönmesi sonucu bu ikisi Yunanlıları öldürür. Frencesco bir çatışmada ölür.



    Carlo Kefolonya’ya gönderilir. Yüzbaşı Corolli aynı adaya gönderilir ve Dr. Yaris denilen bir adamın evinde kalmaya başlar. Dr. Yaris’in kızı Pelega Mandras diye bir balıkçı ile nişanlanıyor. Mandras’ın savaşa gitmesinden itibaren Pelega uzun bir süre ondan mektup alamaz. Pelega evlerinde kalan Yüzbaşı’ya aşık olur. Mandras uzun süre sonra savaştan ağır yaralı bir biçimde gelir. Doktor ve kızı tarafaından muayene edilir. Pelega Manras’a mektuplarına niçin cevap alamadığını sorar. Mandras’da okuma yazma bilmediğini söyler. Arkadaşlarına da okutmak istemediğini çünkü kendisiyle dalga geçileceğinden korktuğunu söyler. Mandras tekrar savaşa gönderilir. Yunan tarafına gönderilen Mandras ile Pelega’nın aşkı yavaş yavaş söner.



    Almanlar bu adaya çıkarma yapar. Italyan askerleri bir meydana toplar ve kurşuna dizer. Bu kurşuna dizilen askerlerin arasında Yüzbaşı da vardır. Ancak Yüzbaşı kendisine aşık olan Carlo tarafından sarılarak kurtarılır. Daha sonra adaya geri dönen Mandras bir örgüte katılır ve bu örgütün silah ihtiyacını öldürülen İtalyan askerlerin silahlarından karşılamak için meydana giderler. Orada Yüzbaşının ölü olmadığını ağır yaralı olduğunu gören Mandras, onu alır ve doktorun evine götürür. Pelega Yüzbaşının kendisine aşık olduğunu bile bile niçin böyle birşey yaptığını sorar. Mandras ise onu ne kadar çok sevdiğini göstermek için yaptığını söyler.



    Doktor ve kızı Yüzbaşının yarasını iyileştirmeye çalışırlar. Dikiş gereken yere savaş zamanında ip olmadığı için Yüzbaşının Antonıo adı verilen mandolininin telini kullanırlar. Bu arada Almanlar evleri tek tek gezerek İtalyan askerlerini ararlar. Bu arada Yüzbaşı, doktor tarafından evin mazhenine saklanır. Almanlar Yüzbaşı’yı bulamazlar. Yüzbaşı’nın iyileşmesine yakın onu İtaya’ya kaçırmaya karar verirler. Sandalla bir kaçırılma planı yapılır. Yüzbaşı ayrılırken Pelega’ya onu tekrar görmeye geleceğini söylemiştir. Savaşın bitmesine mütakip Yüzbaşı Corolli tekrar Yunanistan’a gelmiştir. Ancak geri döndüğünde ilginç bir manzara ile karşılaşmıştır. Pelega Yüzbaşının gitmesinin hemen ardından evinin önünde sahipsiz bir çocuk bulmuş ve onu yetiştirmiştir.



    Bu arada evleri bir yangınla yok olmuş ve doktor da orada ölmüştür. Yüzbaşı, çocuk ve Pelega görünce üzülmüş ve yanına gidememiştir.



    Uzun yıllar sonra tekrar Yunanistan’a gitmiş ve eski mahallesinde bir çocukla karşılaşmıştır. Pelega’nın yanındaki çocuk olduğunu hatırlayan Yüzbaşı çocuğun kendi eski Mandolinini çaldığını görünce gözüne inanamamıştı. Hemen çocuğun yanına gitti ve mandolini nereden bulduğunu sordu. Çocuk mandolinin eski yanan evlerinin enkezından çıkardığını söylemiş ve annesi için bu mandolinin büyük önem taşıdığını söyledi.



    Bu olaydan kısa bir süre sonra Pelega ve Yüzbaşı karşılaştılar. Yüzbaşı Pelega’ya gerçekleri yeni öğrendiğini söylemiş ve kendisini affetmesini söyledi. Ardından Yüzbaşı göğsünü açar ve mandolin tellerini göstererek seni hala sevdiğimin ispatı budur der. Geç bir zamanda evlenen bu çift ertesi sene ölür.



    3.KİTABIN ANA FİKRİ:



    Savaş zamanında bile bazı insani duyguların ölmemiş olması ve ölümsüz aşkların varlığının birkez daha ispatlanması açısından iyi bir anafikir oluşturmuş.



    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:



    Yüzbaşı Corolli: İlk başta orduda eğlance bölüğünün başında yer alan ancak karakteri ile ön plana çıkarak büyük başarılara imza atmıştır. Ayrıca bu yoğun tempoda yaşadığı sadık aşk da takdire değer.



    Pelega: Yoğun işleri olan iki sevgilisi yüzünden bir türlü gülemeyen bir şahsiyettir.



    Carlo: Eşcinselliği ile ön plana çıkan bu şahıs belki de hayatındaki en büyük iyiliği Yüzbaşı’yı kurtararak yaptı.



    Doktor: Takdir edersiniz ki savaş zamanı en çok iş doktorlardadır. Bu sebeple kızıyla fazla ilgilenemeöiş ve kızının içinde bulunduğu şartları hiç fakermemişti.



    5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:



    Duygu yüklü öyküleri sevenler için okumaya değer bir kitap. Ancak çok işiniz varsa bu kitbı okumanızı tavsiye etmem çünkü başladığınız zaman sonuna kadar gitmeniz gerektiğini size hissettiren bir kitap.



    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:



    Louis de Berniéres 1954 yılında Londra’da doğdu. Manchester Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Kolombiya ‘da öğretmenlik, kovboyluk, bahçıvanlık ve araba tamirciliği yaptı.



    1991’de yayımlanan ilk romanı The War of Don Emmanuel’s Nether Parts ile Commonwealth Writers ‘En iyi kitap’ Ödülü’nü aldı. Genç İngiliz romancılarının eniyilerinden biri olan Berniéres’in Yüzbaşı Corelli’ nin Mandolini Avrupa’da, deyim yerinde ise bir fenomen oldu. Yüzbaşı Corolli’nin mandolini, ayrıca filme alınmış bir hikayedir.





    HAZIRLAYANIN:



    İMZASI :



    ADI SOYADI : Mehmet Fırat TAŞTAN



    APOLET NUMARASI : 4706




  2. KİTAP ÖZETİ





    KİTABIN ADI:Fatih-Harbiye



    KİTABIN YAZARI:Peyami SAFA



    YAYIN EVİ VE ADRESİ: Ötüken - Ötüken Nesriyat A.Ş.Klodfarer Cad. 40/7 Divanyolu-İstanbul



    BASIM YILI:8. Baskı – 1983





    1.KİTABIN KONUSU: Türk medeniyetinden kopulup batıya yönelişin cemiyet ve aile üzerindeki tesirlerini işlemektedir.Batılaşma hareketinin önceleri belirli semtlerde süratle yerleşip,bazı semtlerin daha fazla geleneğini muhafaza ettiği görülmektedir.Zamanla eski medeniyete bağlı İsatanbul semtlrini hırpaladığını ortaya koyarken,medeniyetler arası çatışmanın ailelere kadar girerek babayı aynı dünyada bırakıp,çocuğunu batıya doğru çektiğini göstermektedir.





    2.KİTABIN ÖZETİ: Neriman ve Şinasi yedi senedir birlikte çok şeyi paylaşmış iki gençtir.İkiside İstanbul’un Fatih semtinde oturmaktadır.Darülelhan’da Neriman ud,Şinasi keman çalmaktadır.Neriman babası Faiz Bey’le birlikte yaşamaktadır. Annesi ölmüştür.Faiz Bey eşi öldükten sonra kızına çok bağlanmıştır.Faiz Bey ney çalmaktan hoşlanmaktadır.Hikayenin geçtiği zamanlarda bir yerde toplanıp saz çalma geleneği vardır.Şinasi’nin kız kardeşi olan Nezahet ile Neriman’ın arkadaşlıkları,Şinasi’yle Neriman’ın tanışmalarına vesile olmuştur.Faiz Bey’in ney çalması,Şinasi’nin de keman çalması Şinasi’nin Neriman’lara sık sık gelip gitmesini sağlamıştır.O günden beri Şinasi ailenin bir ferdi gibidir.Neriman’la Şinasi’nin çok güzel bir birliktelikleri vardır.Bütün mahalle ikisinin evlenecekleri zamanı beklemektedir.Fakat Neriman zamanla değişmeye başlamıştır.Birgün Neriman yeni tanıştığı Macit’le kokteyle gitmek için Fatih -Harbiye tramvayına biniyor.Şinasi Neriman’I tramvaya binerken görüyor,hızlı hareketlerinden ve sürekli saatine bakmasından biriyle buluşmaya gittiğini tamin ediyor.Neriman geceyi Maksim’de geçiriyor.Macit batılılara benzeyen bir yaşam tarzına sahip zengip bir gençtir.Neriman kokteylin sonunda eve geç bir vakit gidiyor.Babasına Fahriye’lerde saz çaldıklarını söylüyor.Fahriye Neriman’ın musikiden bir arkadaşıdır.Neriman artık eskisi gibi davranmayarak,yaşadığı hayattan nefret etmeye başlamıştır.Alaturka musikiden çıkmak,artık ud çalmak istememektedir. Fatih semtindeki,kahvelerde boş oturan insanlardan,esnafın hareket tarzından, insanların güzel giyinen kişilerin arkasından fena bir şekilde bakmasından sıkılmıştır.Fakat bunun yanında Galatasaray’daki esnafın zevk sahibi olmasından,halkının modern bir yaşam tarzının olmasından bahsedilmektedir. Fatih Kâbil’e,Beyoğlu New York’a benzetilmektedir.Neriman ve Fahriye Beyoğlu’nda bulunan Macit’in yanına giderler.Macit Neriman’I baloya davet eder.Balo için dokuz gün vardır.Neriman bola için babasından nasıl para alacağını düşünmeye başlamıştır.Şinasi Neriman’daki değişikler karşısında bunalıma girmiştir.Neriman’la Şinasi’nin arası giderek açılmaya başlamıştır.Eski günlerdeki iki sevgili birbirinden uzaklaşmaya başlamıştır.Neriman baloya gitmek için babasını kazanmak zorundadır.Neriman babasına çok iyi davranmaya başlamıştır.Fakat babasının mali durumu çok iyi değildir. Neriman’ın aklı karışmış ne yapacağına karar veremektedir.Babasıyla konuşup fikirlerini paylaşmak ister.Neriman’a göre şarklılar yani müslümanlar kediye, garplılar yani hıristiyanlar köpeğe benzetilmektedir.Kedilerin yiyip içip uyuduklarını;köpeklerin ise diri,çevik,atılgan olduklarını düşünmektedir.Babası bunun böyle olmadığını savunur.Ancak Neriman’I bu konuda ikna edemez. Neriman balo için günleri saymaktadır.Neriman Şinasi’yi artık sevip sevmediğinden şüphe etmektedir.Neriman’ın kıyafeti,tavırları ve yaşayış tarzı değişmiştir.Neriman’ın Şinasi’den ayrı gezmesi,eve geç gelmesi semt insanlarının dikkatini çekmektedir.Neriman artık Fatih kızı olmak istemiyor. Neriman yeniyi ve güzeli istemektedir.Eski ve pis bir elbiseyi üstünden atar gibi yaşadığı hayattan ayrılmak istiyor.Bunun üzerine Neriman’la Şinasi tartışıyorlar. Neriman sinir kırizi geçirip bayılıyor.Onu evde evin hizmetçisi Gülter rahatlatıyor.Birgün babası evlerine eskisi kadar sık gelmeyen Şinasi’yi eve davet etmek ister.Bunun için kızına Şinasi’yi davet etmesini söyler.Neriman bunu bahne bilerek eskisi kadar birlikte olmadığı Şinasi’nin yanına gider.Olup bitenleri konuşurlar.Fakat bir uzlaşmaya varamazlar.Babası artık evlenmelerini istemektedir.Şinasi’yi çağırmasının bir nedeni de bu konunun konuşulmasıdır. Fakat Neriman bunun için biraz zaman ister.Nedeni ise Macit’in ortaya çıkmasıyla değişen hayat anlayışıdır.Kiminle mesut olacağına karar verememektedir.Neriman babasına balo meselesini açar.Babası Şinasi’yle birlikte gitmesini uygun bulur.Aslında Neriman baloya yalnız gitmek istemektedir.Neriman’ın balo konusunu babasına açmaktan çekinmesinin sebebi para sıkıntısı çekmeleridir.Babasının balo parasını zorlukla temin etmeye çalışacağını bilmektedir.Neriman Şinasi’yle konuşur.Şinasi baloya Neriman’la birlikte gitmeyi kabul eder.Neriman evlilik konusunda zamana ihtiyacı olduğunu Şinasi’ye söyler.Şinasi Faiz Bey’le yaptığı konuşmada evliliği bir vazife olarak gördüğü için kabul etmiştir.Şinasi uzun zamandır birlikte yaşayan bu insanlar evlenmezlerse mahalle halkının olumsuz şeyler düşüneceğini bilmektedir.Neriman’dan ayrılan Şinasi Ferit’le buluşur.Ferit onun okuldan arkadaşıdır.Ferit’le dertleşen Şinasi rahatlar.Ve akşama Ferit’lerde toplanılmaya karar verilir.Şinasi’den ayrılan Neriman balo için Beyoğlu’nda kıyafet bakar.Ancak modayı daha iyi bilen dayısının kızlarına danışmak üzere Şişli’ye gider.Çünkü onlar hiçbir baloyu kaçırmayan kızlardır.Şişli’de oturan dayısının kızlarının evine gittiği zaman evde ağlayan insanlar vardır.Evden ağlayan bir ihtiyar kadın çıkar.Neriman olup bitenleri anlayamaz.Dayısının kızları Neriman’a olayı anlatırlar.Evden çıkan kadın bir Rus kadınıdır.Ve fevkalâde güzel bir kızı vardır.Bu kız bir Rus artistiyle birlikte yaşamaktadır.Bu genç lokantalarda gitar çalarak para kazanan fakir birisidir.Fakir bir şekilde Beyoğlu’nda küçük bir odada birlikte yaşamaktadırlar.Kız bu yaşam tarzından sıkılmaya başlamıştır.Karşısına çıkan zengin bir Rum erkeğiyle tanışır.Rus sevgilisinden ayrılır ve Rum erkeğiyle birlikte yaşamaya başlar. Refah,para, eğlence,balo istediği herşeye kavuşmuştur.Ancak kız bu yaşam içersinde hakikî



    güzellikleri bulamaz.Yani hayatının sahte olduğunu düşünür.Rus genciyle birlikteyken etrafında hep görgülü,samimî insanların olduğunu düşünür.Bu kız hakikî kıymetlerle medeniyetin sahte kıymetleri arasındaki farkı çok iyi görmüştür.Kız bir gece Beyoğlu’nda eski sevgilisini bulur.Rus gencini hâlâ sevdiğini kendisini kabul etmesini ister.Hatasının farkına vardığını söyler.Rus artist onu kabul etmez.Rus kızı buna dayanamayarak intahar eder.Bu olay Neriman’ın yaşamını ortaya koymaktadır.Neriman’a ders olan bu hikâye Neriman’ın hayat anlayışını değiştirir.Baloya gitmekten vaz geçer.Macit’le buluşmayı da artık istememektedir.





    3.KİTABIN ANA FİKRİ: Batılıların yaşam tarzından olumlu yönde etkilenmeli,teknikte onların gelişimini kullanmalıyız.Ancak öz kültürümüz bundan etkilenmemeli,varlığını muhafaza etmelidir.





    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Kitapta karakterler üzerinde fazla durulmamış.Şahıslar hakkında verilmiş olan bilgileri kitap özetinde belirttim.





    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSî GÖRÜŞLER: Hikâyenin geçtiği zaman güzel bir şekilde yansıtılmış.Hikâye anlaşılır ve sade bir şekilde yazılmış.Yazar çok fazla detaya girmeden vermek istediği düşünceyi anlatmış.Herkes tarafından anlaşılabilecek akıcı bir roman.bu romanda anlatılan konuya türk filimlerinde de raslamıştım.





    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Peyami SAFA: 1899 – 1961



    Peyami SAFA bir gazetecidir.Sonra bir yazar olmuştur.Yazarlığı da çeşitlidir. Fıkra yazmıştır.Tenkit yazıları yazmıştır.Makale yazmıştır ve en son roman yazmıştır.Öte yandan fikir hareketleri ile meşgul olmuş,Türk fikir hayatına tesir edecek faaliyetlerde bulunmuş,dergiler çıkarmış,fikrı eserler vermiştir.En mühimi bütün bunlar hayatını kazanmak zorunda olduğu,bir yetim olduğu için tahsil yapma imkânı bulamadığı halde,iradesini kullanarak,kendi ve imkânlarını zorlayarak âdeta insan üstü bir gayretle başarmıştır.Böylelerine Batı’da “ortodidakt” denir.Yani kendi öğrenen,kendini yetiştiren,kendisini inşâ eden insan. Peyami SAFA Türk Kültürüne hizmet etmiş büyük bir insandır.

















    HAZIRLAYANIN :





    İMZASI :



    ADI VE SOYADI : KORAY YAR



    APOLET NUMARASI : 3329




  3. KİTAP ÖZET FORMU





    ÖZET:



    Mülkiye memurluğundan emekli olan Dehri Efendi; fen ve edebiyata meraklı , Fransızca’ya vakıf, son derece sert bir aile reisidir. Aile efradı hakkında muharrir, şu bilgiyi vermektedir:





    Dehri Efendi’nin ilk hareminden bir kızıyla, bir oğlu olmuştur. Melahat Hanımla, Şem’i Bey birinci zevcesinin vefatından sonra tutduğu genç bir odalık da Nezahat Hanım’la Vahib Bey’i dünyaya getirmişti. Yirmibeş yaşına kadar bulunan ilk kerimesi Melahat Hanım kocada, onsekiz yaşındaki büyük mahdumu da leyli mekteplerden birinde bulunduğundan Mürebbiye Anjel, küçüklerin,yani Nezahat Hanım’la,Vahip Bey’in tedris ve terbiyeleri için tutulmuştu. Dehri Efendi’nin, kendinden onsekiz, yirmi yaş kadar küçük bir biraderi vardı.





    Kızı Melahat’ı Sadri Efendi adında fakir bir gençle evlendiren Dehri Efendi, damadını evine iç güveysi olrak alır.





    Yegane söz sahibi Efendi’nin olduğu kadar bu konakta, tam bir ”pederşahi-Patrical” aile sistemi hüküm sürmektedir.





    Dehri Efedi tarafından, “asil bir Mürebbiye “ zannedilen, aslında ise, “son derece aşağılık bir fahişe”olan Anjel; “fuhuştan bir müddet vücud ve zihin dinlendirmeye azm eylediği halde, ailesi içinde genç, ihtiyar birkaç erkek görür görmez azminden kudurur” . Böylece konakta Şem’i’yi,sadri’yi, ve Amca bey’i baştan çıkarır. Üç aşık birbirlerine düşerler.





    Dehri Efendi, Amca Bey ile Şem’i’yi harem dairesine girmesini yasaklar. Bu durumda, haremde kalan Damat Sadri’ye gün doğmuştur. Şem’i, Anjel ile geceleri buluştuğuna inandığı Sadri’yi öldürmeye ve böylece intikamını almaya, karar verir. Bir gece elindeki hançerle Mürebbiye’nin odasına aniden girer:





    “Eğer bağırırsan bu hançeri ğöğsünde bil... Birkaç dakika önce burada biri vardı. Nereye sakladın? Söyle!.. diye bağırarak, odanın içinde bir iki döner. Aynalı dolapla karşı karşıya gelince :





    “Bunun içinde erkek var. Sen anahtarı vermezsen, ben de tekmemle kıracağım... der. Tekmesini kaldırdığı sırada korkan Anjel , “gecelik gömleğinin sol tarafındaki ufacık dantelli cebinden” küçük bir anahtar çıkarıp, odanın ortasına fırlatır. Daha sonra:





    “Şem’i açma... Açma sonra çok pişman olacak... “ şeklinde yalvaran Mnürebbiye, yere serilip bayılır.





    Anahtarı alan Şem’i, düşmanı dolaptan kaçırmadan ilk hamlede öldürmek için bir eliyle hançeri kaldırır. Hazır olarak öylece tutar. “Nazarına çarpan ilk manzaradan bu defa hakikaten çıldırmış gibi geriye fırlayarak:





    Ah... Efendi Babam!!!.. feryadıyla, elinden hançer bir tarafa, kendi de öbür tarafa düşer, bayılır.





    ROMANIN ŞAHISLARI:





    ANJEL: Mazisi son derece karanlık olan Parisli bir fahişe iken namuslu, iffetli mürebbiye olmayı başarmıştır. İki yüzlüdür.





    DEHRİ EFENDİ: Altmışbeş, yetmiş yaşlarında babasından kalan mirası iyi değrlendiren zengin bir kişidir.





    ŞEM’İ BEY: Onsekiz, ondokuz yaşlarında ve boyu, bosu yerinde gerizekalı bir tiptir.





    SADRİ BEY: Dehri Efendi’nin damadı veMelahat Hanım’ın kocası olan fakir, saf, terbiyeli bir tiptir.





    AMCA BEY: Dehri Efendi’nin kendisinden 18-20 yaş kadar küçük birideri olan Amca Bey’in ismi aile tarafından da bilinmemektedir















    HAZIRLAYANIN;





    ADI : AMERİLDO





    SOYADI : GYOMEMA





    AP. NO. : 2527





    YAZARIN ADI, SOYADI: HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR




  4. KİTAP ÖZET FORMU





    KİTABIN ADI YEŞİL GECE KİTABIN YAZARI REŞAT NURİ GÜNTEKİN YAYIN EVİ VE ADRESİ İNKILAP YAYIN EVİ /SİRKECİ 34410 İSTANBUL BASIM YILI 2000



    1.KİTABIN KONUSU :Medresede yetişen, ancak sonra öğretmen okulunu bitirerek Ege Bölgesi’ndeki bir kasabada , gerici ve çıkarcı bir takım güçlerle savaşan idealist bir gencin serüveni.





    2. KİTABIN ÖZETİ : Şahin Efendi Milli Eğitim Bakanlığı’na gider ve tayininin İstanbul dışında bir yere çıkartılmasını ister. Müdür de bunu seve seve kabul eder. Çünkü kimse Anadolu’ya gitmek istememektedir. Ama Şahin Efendi



    orada yararlı işler yapacağı inancındadır . Tayini İzmir Sarıova’ya çıkmıştır. Giderken gözünü açtığı Somuncuoğlu Medresesi’ne ; Zeynel Hocayı, Boyabatlı Halil Hocayı ziyarete gider. Ziyaretten sonra Sarıova’ya gitmek üzere yola çıkar.Sarıova’ya geldiğinde diğer Anadolu gezintileri gibi sefalet ve geri kalmışlıkla karşılaşır.Sarıova’ya iner inmez tanışma töreni yapıldı . Bu tanışma töreninde okul müdürü ile yapmak istediği inkılabı konuştu . Önceleri bunu hoş karşılamadı okul müdürü . Çünkü Şahin Efendinin sarığı bırakıp fes giydini biliyordu . İlk işi binaya çeki düzen vermekti . Bina okuldan çok viraneye benziyordu. Kasabada Necip isimli bir mühendis vardır . Okul tamiri konusunda Necip Beyin yardımları alınacaktı . Bu virane yıkılacaktı . Yıkım kararı çıkınca Sarıova halkında bir hareketlenme oldu .



    Bir grup sarıklı , bağnaz grup buna izin vermek istemedi . Fakat bir gece bu medrese yıkıldı ve inşaata başlandı.Şahin Efendi beş altı ay gizli gizli faaliyetlerini sürdürdü bu arada karşısına hurafi inançlılar çıkıyordu . Üsküplü Muallim,Zühtü Efendi ile mücadele etmek zorunda kaldı.En büyük mücadelesini Hacı Emin Efendi ile yaptı .Sebep Küçük Bedri’nin hafız olma isteğinin Şahin Bey tarafından geri çevrilmesiydi . Bedri’nin ağabeyi hafızlık okulunda yediği dayaklardan dolayı ölmüştü. Bedri’nin anneside onun hafız olmasını istemiyor Şahin Beyi destekliyordu .Ancak Hacı Emin Efendi boş durmuyor Şahin Bey hakkında olmadık dedikodular çıkarıyordu . Emin Dede mektebinin öğrencileri gün geçtikçe azalıyordu.Şahin Bey yeşil geceye karşı olan savaşını kaybettiğini düşündüğü anda Kurtuluş Savaşı çıktı.O da Sarıova’da kalarak Atatürk Devriminin çoşkulu havası içinde inkılaplarını geliştirmeye devam etti .



    3.KİTABIN ANA FİKRİ : İdealist olduğumuz konularda idealimizden ne kadar uzak olursak olalım vazgeçmemeliyiz .





    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:



    Şahin Efendi : Yeşil geceye karşı amansız mücadele veren idealist bir öğretmen .



    Zeynel Hoca : Şahin Efendinin medreseden hocası .



    Boyabatlı Halil Hoca : Şahin Efendinin tatlı anılarının olduğu hocası .



    Deli Necip : Şahin Efendiye mücadelesinde yardımcı olan mühendis .



    Üsküplü Muallim : Medrese yanlısı bir hoca



    Zühtü Efendi : Hurafi inançlarla dolu bir vatandaş



    Hacı Emin Efendi :Küçük Bedri ‘ nin olayını çarptırarak ahaliyi Şahin Beye



    karşı kışkırtan bir vatandaş .



    Küçük Bedri : Hayatın ne olduğunu bilmeden okuldan kaçma hevesi ile hafız olmaya karar veren saf bir çocuk .





    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:



    Atatürk Devrimi ‘ nin o coşkulu havası içinde çok güçlü sezgi ve gözlemlerle kaleme alınmış bu kitapta , toplumumuzun o günkü bütün büyük soruları , yürekli biçimde tartışılıyor . Biz subay adaylarının okuması gereken kitaplardan biridir .





    6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:



    1889’da İstanbul’da doğdu. Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi .Liselerde öğretmenlik, müdürlük , Milli Eğitim müfettişliği , Paris Kültür Ateşeliği yaptı . UNESCO ‘ da Türkiye ‘ yi temsil etti . Romanları , hikayeleri , tiyatro eserlerinin yanı sıra çeşitli çevirileri de vardır .





    HAZIRLAYANIN :





    İMZASI :



    ADI VE SOYADI : Kazım BURAN



    APOLET NO : 4516



    KISMI : 86



  5. TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON DERSİ

    1 Eylül 2011 Perşembe


    KİTAP ÖZETİ





    KİTABIN ADI: Solan Umut



    KİTABIN YAZARI: Kerime NADİR



    YAYIN EVİ VE ADRESİ: İnkılâp ve Aka Kitap evi Ankara cad. No. 95 /İstanbul



    BASIM YILI: 7. Baskı/1977





    1.KİTABIN KONUSU: Kitapta genç bir kızın kendinden 30 yaş büyük bir insana olan aşkı ve yaşamındaki değişiklikler anlatılmaktadır.





    2.KİTABIN ÖZETİ: Genç ve güzel bir kız olan Sitare İstanbul’da yaşamaktadır. Olaylar İstanbul’un bir semti olan Tarabya’da geçmektedir. Sıcak bir yaz gününde Sitare Ferruh Bey’in evine gider. Ferruh Bey bir profesördür. Profesör radyodaki konuşmalarından ve gazetelerdeki yazılarından tanınan bir insandır. Profesörün radyodan yaptığı konuşmalar Sitare’yi ona karşı yaklaştırmıştır. Sitare profesöre hayran bir insandır. Profesör evde öğrencilerine ders vermektedir. Sitare profesörü görünce daha önce yazdığı mektupdan konuşulur. Sitare bu insanın görüşlerine saygı duymaktadır. Sitare 17 yaşındadır. Profesör ise 45 yaşında, kumral, orta boylu, temiz yüzlü bir adamdır. Sitare Ferruh Bey’e bağlanmıştır. Ferruh Bey’in üç çocuğu vardır. Profesörün büyük oğlu Salim üç seneden beri Fransa’da okumaktadır. Selim ise daha lisededir. Küçük kızı Belma da henüz ortaokula devam etmektedir. Ferruh Bey’in eşi Fetanet Hanım’da kocasını ve çocuklarını çok seven birisidir. Sitare’nin ise hava üsteğmen bir ağabeyi, hukuk fakültesine devam eden bir ablası vardır. Sitare profesörle ailesini tanıştırmak istemektedir. Fakat ablası ve abisi profesörün evlerine geleceğine inanmamaktadır. Sitare profesörü bir kez daha görmeye gittiğinde, profesör çok yoğun olduğu için gelemediğini söyler. En kısa zamanda gelip ailesiyle tanışacağını belirtir. Daha sonra profesör kızı ve eşiyle Sitare’nin evine gelir. Aileler tanışırlar. Ferruh Bey’in karısı Fetanet Hanım yaşlı olmamakla beraber yıpranmış bir kadındır. Sitare’nin annesi Behim Hanım ve babası Rauf Bey iki ailenin birbirinde hoşlanıp anlaşmasına sevinmişlerdir. Genç kızın dünyasını yavaş yavaş profesörün manevi kudreti sarmaya başlamıştır. Sitare profesörü ailesinden bile çok sevmektedir. Fakat Ferruh Bey onu sadece bir baba gibi sevmektedir. Salim Fransa’daki okulu bitirip Tarabya’ya dönmüştür. Salim’in şerefine garden parti düzenlenecektir. Bu partiye Sitare ve aileside davetlidir. Sitare yapılan partide çok eğlenmiştir.Sitare Ferruh Bey’in evine sık sık gitmeye başlamıştır. Sitare bir gün gemide Salim’le karşılaşır. Konuşurken Salim artık bir aileden olmak istediğini belirtir. Sitare buna şaşırır. Çünkü kendisine evlenme teklif ettiğini sanmıştır. Ancak Salim’in niyeti ablasıyla evlenmektir. Bunu duyan Sitare çok sevinir. Çünkü Ferruh Bey’e bağlanmaya başlamışken onun oğluyla evlenmek kendisini korkutmuştur. Daha sonra profesörle akraba olmak kendisini profesöre daha yaklaştıracaktır. Cevvale ile Salim evlenirler. Bebek’teki yeni evlerine giderler. Sitare hemen hemen her gün Mavi Köşk’e gitmektedir. Artık Mavi Köşk’ün kızı olmuştur. Profesör Ferruh Bey onun hayatının hakimi olmuştur. Ondan uzakken üzgün, bezgin ve neşesiz olmakta, hiçbir şeye tam bir enerji ve istekle sarılamamaktadır. Sitare bir banaka şefi olan bir gencin evlenme teklifini kabul etmez. Sitare’ye göre profesörün verdiği mutluluğun yanında herşey silik kalmaktadır. Sitare’nin abisi Cavit bir uçak kazasında ağır yaralanır. Askeri bir hastanede 15 gün kadar süren ilk tedavisinden sonra kendisini Tarabya’daki eve getirirler. Cavit’in arkadaşı pilot Turgut izinde olduğu için abisiyle çok ilgilenir. Zamanla Turgut Sitare’ye aşık olur. Sitare’ye durumu anlatan Turgut’a Sitare cevap veremez. Sitare adeta bir ruh hastasına dönmüştür. Çünkü Sitare profesörü sevmektedir. Ferruh Bey hastalanmıştır. Sitare Ferruh Bey’in ziyaretine gider. Sitare başından geçen bu olayları profesöre anlattığı zaman Ferruh Bey Sitare’yi ikna eder. Genç kız üzgün bir şekilde teklifi kabul eder. Turgut bu haberi öğrenince çok seviniyor ve bu sevinci arkadaşı Cavitle de paylaşıyor. Nişan yüzüklerini Ferruh Bey takar. Nişan akşamı sandalla bogazda gezerler. Fakat Sitare mutlu değildir. Hala düşüncelidir.Turgut iyi niyetli, samimi, mert bir insandır. Günler Sitare’ye hiç bir yenilik getirmeden geçip gitmektedir. Düğün hazırlıkları devam etmektedir. Turgut İzmir’deki görevinin başına dönmüştür. Turgut’un ablası onu çok sevdiği için İzmir Karşıyaka’daki evini ona vermiştir. Düğün zamanı gelir ve iki genç evlenirler. Parlak bir düğünü takip eden bir haftayı Büyükada’da geçirdikten sonra İzmir’e hareket ederler. Turgut karısını üzmemek ve onu mutlu etmek için elinden gelen herşeyi yapmaktadır. Turgut karısının İstanbul’a gitmesini ve ailesini görmesini ister. İstanbul’a gitmesinin karısına iyi geleceğini düşünmektedir. Sitare İstanbul’da evlerine gitmeden önce profesörü ziyaret etmek için Mavi Köşk’e gider. Fakat Sitare profesörü evde bulamaz. Çünkü profesör Mısır’a gitmiştir. Sitare üzgün bir şekilde İstanbul’daki evlerine gider ve burada birkaç ay hasta olarak kalır. Sağlığına kavuşunca İzmir’e geri döner. Uzun bir süre geçtikten sonra profesörün eşi ölür. Sitare tekrar İstanbul’a gitmek için kocasından izin alarak İstanbul’a gider. Ferruh Bey Mavi Köşk’te yalnız kalmaktadır. Daha sonra birbirleriyle sohbet ederler. Sohbet esnasında profesör Sitare’yi çok sevdiğini söyler. Fakat Sitare’nin çok genç olduğunu, çocuklarının olup onlarla mutlu olacağını belirtir. Bunları bir ihtiyarın solmuş hayatı uğruna feda edemeyeceğini, kendisinin bütün kalbini, bütün varlığını verebileceğini söyler. Ancak devamlı bir aşk ve çocuklar veremeyecek kadar yaşlı olduğunu anlatır. Sitare bunları duyduktan sonra bir karar verir. Profesörle arkadaş olarak kalmak istediğini profesöre söyler. Ardından İzmir’e kocasının yanına döner.





    3.KİTABIN ANA FİKRİ: Aşkın büyüsü ve ızdırapları.





    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Kitapta karakterler üzerinde fazla durulmamış. Ferruh Bey çok bilgili bir profesördür. Profesörün genç bir kızı kendisine bu kadar bağlaması bence olumsuz bir davranıştır. Sitare güzel ve genç bir kızdır. Turgut iyi niyetli, samimi, mert bir insandır. Turgut’un hal ve hareketlerini takdir ediyorum.





    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSî GÖRÜŞLER: Hikâyenin geçtiği zaman güzel bir şekilde yansıtılmış. Hikâye anlaşılır ve sade bir şekilde yazılmış. Yazar anlatmak istediklerini sade bir şekilde okuyucuya aktarmayı başarmış. Herkes tarafından anlaşılabilecek akıcı bir roman. Bu romanda anlatılan konuya türk filimlerinde de raslamıştım.





    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Kerime NADİR , tam adı Kerime NADİR AZRAK(d. 5 şubat 1917, İstanbul – ö. 20 Mart 1984, İstanbul) Türk romancı. Bebek Saint Joseph Sörler Okulu’nu bitirdi.(1935 ) ; ayrıca özel eğitim gördü. İlk şiir ve öyküleri 1937’de Servetifünun-Uyanış ve Yarımay dergilerinde yayımlandı. Çoğunlukla kadın kahramanlar üzerine kurduğu duygusal aşk ve serüven romanlarıyla çok okunan bir yazar oldu. Bir çok baskısı yapılan bu romanlarının bazısı sinemaya aktarıldı. Anılarını Romancının Dünyası(1981) adlı kitapta topladı. Başlıca romanları arasında Yeşil Işıklar (1937), Hıçkırık (1938), Seven Ne Yapmaz (1940), Gelinlik Kız (1943); Uykusuz Geceler (1945), Kahkaha (1946), Posta Güvercini (1950), Pervane (1955), Esir Kuş (1957) ve Sonbahar (1958) sayılabilir.





































    HAZIRLAYANIN :







    İMZASI :



    ADI VE SOYADI : KORAY YAR



    APOLET NUMARASI : 3329



  6. TÜRK DİLİ ve KOMPOZİSYON BİLGİLERİ

    29 Ağustos 2011 Pazartesi




    KİTAP ÖZETİ





    Kitabın Adı:FERDİ VE ŞÜREKÂSI



    Yazarı :Halit Ziya UŞAKLIGİL



    Yayınevi : İnkılâp ve Aka



    Y.Adresi :Ankara cad.No:95 İSTANBUL



    Basım Yılı :1984





    1)Kitabın Konusu



    Maddi bakımdan çok zor şartlar altında yaşayan bir kişinin, aile ve aşk hayatını anlatıyor.Fakir, ama mutlu bir durumdayken kaderin kendisine gülerek hayatını bir anda alt üst eden bir yaşamın hikâyesidir.Zengin ile fakirin arasındaki yaşamların göz önüne alındığı, para gücünün nelere hâkim olduğu anlatılıyor.





    2)Kitabın Özeti





    Abdülgafur Bey her zaman ki, gibi işten dönerken, yolda karşılaştığı bu kıza acıdı ve yanına alarak eve getirdi.Kızı olmayan Besime Hanım bu kızı, kendi kızı gibi büyütecek, ileride gelini yapmayı düşünecekti.Kız, Saniha idi.İsmail Tayfur'la birlikte büyüdüler ta ki Abdülgafur Bey ölene kadar.Evin reisi ölünce evin yükü İsmail Tayfur'a kaldı.O da babası gibi muhasebeci olarak Ferdi ve Ortakları Ticaretevi'nde işe başladı.Burada dört kişiydiler; Hasan Tahsin Efendi, Mehmet Rıfkı, Osman Şevket ayrıca bir de Hacer -Ferdi Efendi'nin kızı-.Hacer her zaman İsmail Tayfur'a takılır, türlü muzipliklerle onu rahatsız ederdi.Ta ki babası ona işyerine girme yasağı getirene kadar.Çünkü o artık büyümüş, koca kız olmuştu.



    Bu karar Hacer için ölümden farksızdı.Artık İsmail Tayfur' la birlikte olamayacaktı.Bunun üzerine sabah akşam pencereye çıkar, ki İsmail Tayfur'u görebilsin diye.Hacer duygularını "ikinci kalbim "dediği defterine yazmaya başlamıştı.





    İsmail Tayfur ise kendi halinde yaşayan, Saniha'yı seven, Hacer'le ilgilenmeyen biridir. Kendi dünyasında mutludur.Bir gün Ferdi Efendi kızının defterini bulur.Kızının yaşadığı durumu öğrenir.Kızını çağırarak onun mutlu olabilmesi için elinden geleni yapacağına söz verir.Çünkü İsmail Tayfur sağlam karakterli, ticaretten anlayan biridir.Böylece kendi varisini bulur. İlk olarak İsmail Tayfur'u yanına çağırır maaşını artırdığını bildirir.



    İşe anlam veremeyen İsmail Tayfur kendi düşüncelerinde bile olmayan bu aşkı öğrenince şok olur.Ferdi Efendi gizli olarak Nerime Hanım ve Melekzat'ı İsmail Tayfur'un annesine gönderir.Saniha için ölüm başlamış, Besime Hanım için ise durum çıkılmaz bir döngü halini almıştır.Bir hafta sonra Besime Hanım ile Saniha, Hacer'i tanımak için Ferdi Efendi'nin evine giderler.Hacer'i tanımadan kıskançlık duyan Saniha da onu görünce, sevmeye başlar.Ne olduğunu anlamayan İsmail Tayfur korktuğunun başına gelmesiyle yıkılmış, tek çare olarak gördüğü Saniha'nın da kendini feda etmesiyle adeta yıkılmıştır.Artık sığınacak bir yeri kalmamış çaresiz olarak, Hacer'le gösterişli bir düğünle evlenir.İsmail Tayfur düğünden sonra iyice dünyadan ve Hacer'den uzaklaşır, Hacer ise ardığı mutluluğu bulamamanın ve İsmail Tayfur'un kendisinden uzaklaşmasının nedenlerini arar.





    Bir akşam Hacer uyandığında İsmail Tayfur'u yanında bulamaz.Onu bekler, gelmeyince kendisi aşağı iner ve İsmail Tayfur'un Saniha ile kaçacağını duyar, ağlayarak yukarı çıkar.İsmail Tayfur yukarı gelince Hacer kapıyı kapatır, ki İsmail Tayfur Saniha ile gitmesin.Sonra elindeki ateşle evi ateşe verir.Hacer'in yanan vücudu ile dışarı çıkan İsmail Tayfur delirir,Hacer ölür,Ferdi Efendi'nin evi ve parası ,altınları yanar, yok olur.





    3)Kitabın Anafikri





    Öncelikle, şartlar ne olursa olsun her zaman doğru bildiğin bir şeyin sonuna kadar savunulması, içinde bulunduğun şartlardan azami dereceden istifade, küçük şeylerden mutlu olunabileceği ve sevginin parayla satın alınamayacağını bizlere aktarıyor.





    4)Kitaptaki Şahıslar





    İsmail Tayfur: Romanın baş kahramanıdır.Kumral, uzun boylu, yeşil gözlü, yakışıklı,muhasebeci olarak çalışan ve ailesine bakan genç bir delikanlıdır.İçine dönük, sessiz bir kişiliğe sahiptir.





    Hacer :İsmail Tayfur'un yangında ölen karısıdır.Daha on beş yaşıngadır.Zayıf vücudu, küçük başı altuında, uzun ipek saçları arasında küçük beyaz yüzü ile insana çocukluk hali verirdi.





    Saniha :İsmail Tayfur'un sevdiği kızdır.Zayıf, ince, esmer,öksüz ve yetim yetişmiştir.





    Hasan Tahsin Efendi:Baba ve iş arkadaşıdır. Ufak tefek yapılı, küçük başlı, beyaz saçları dökülmüş, yılların deneyimini taşıyan bir karakter çizmiştir.





    Mehmet Rıfkı, Osman Şevket: İş arkadaşlarıdır.





    Ferdi Efendi :Patronu ve kayın babasıdır.İnce, uzun boylu, sarı saçlı, sarı sakallı, donuk benizlidir.Paranın herşey olduğuna inanan biridir.





    Abdülgafur Bey- Besime Hanım:İsmail Tayfur'un babası ve annesi.





    Nerime Hanım :Hacer'in öğretmeni.





    Melekzat :Hacer'in hizmetçisi ve en samimi arkadaşıdır.





    5)Kitaptaki olaylar





    İsmail Tayfur - Saniha aşkı: Yalansız, yapmacıksız, sevgi üzerine kurulu bir aşktır.





    Hacer'in aşkı : Tek taraflı ama sevgiye dayanan bir platonik aşktır.





    İsmail Tayfur ile Hacer'in evlenme serüveni ve bu sırada yaşanan olaylar.





    6)Kitap Hakkındaki Şahsi Görüşler





    Sürükleyici bir aşk romanıdır. Kişi ve yer tasvirleri zamanında, kitabın akışını değiştirmeyecek şekilde yapılmıştır. Konu itibâri ile aşk romanı görünmesinin yanında da devrin tipik özelliklerini de yansıtmaktadır.Hayat şartlarından, yaşam tarzlarından, sosyal ilişkilerden, devrin moda ve eğlencesinden, gelenek ve göreneklerden bahsediyor.Yazar gereksiz açıklamalardan kaçınmıştır.Fazla yabancı kelimeler kullanılmadığı için kitabın anlaşırlılığı artmış, kitaba akıcılık ve sadelik getirmiştir.





    7)Yazar Hakkında KIsa Bilgi





    Yazar, Halit Ziya UŞAKLIGİL 1866-1945 yıllarında yaşamıştır.Servet-i Fünun romancılarından.İstanbul'da doğdu ve yine bu şehirde öldü.İlk tahsilinden sonra Fatih Askeri Rüştiyesi'ne gitti ve 17yaşında okuldan ayrıldı.1884'te "Nevruz" gazetesini, daha sonra "Hizmet" ve "Ahenk" gazetelerini kurdu.İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı.



    İdadide Türk edebiyatı dersi okuttu.Reji Müdürlüğü Başkâtibi oldu. Servet-i Fünun dergisine girdi ve en büyük romanları burada yayımladı. Darül Fünun'da batı edebiyatı dersleri verdi. Mabeyn Başkâtibi, Ayan Üyesi oldu.Sessizliği, batı müziğini, kitap okumayı, çiçekleri severdi.Almanca, Arapça, Farsça, Fransızca, ingilizce, italyanca bilirdi.Roman, hikâye, mensur şiir, tiyatro, hâtıra, hitabet, edebiyat tarihi, makale türünde eserler verdi.Romanlarında sosyal ve psikolojik konuları işler.Kahramanları gerçek hayattan alınmıştır.150'den çok hikâyesi vardır. Modern Türk hikâye ve romanın babası sayılır.Çevirleri de vardır.







    HAZIRLAYAN



    Adı Soyadı :Serdar ERDOĞAN



    Ap.No :3705



    Kısmı :65.kısm



  7. TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON DERSİ

    28 Ağustos 2011 Pazar


    KİTAP ÖZET FORMU







    KİTABIN ADI : KUYRUKLU YILDIZ ALTINDA BİR İZDİVAÇ KİTABIN YAZARI : Hüseyin Rahmi GÜRPINAR YAYIN EVİ ADRESİ : İnkılap Kitabevi BASIM YILI : 1968





    1. KİTABIN KONUSU : KUYRUKLU BİR YILDIZIN DÜNYAYA ÇARPACAĞI HABERİ VE KADIN İLE ERKEK ARASINDA OLAN ÇATIŞMALAR VE DOĞAN BÜYÜK BİR AŞK ANLATILIYOR.





    2. KiTABIN ÖZETİ : 1910 yılının Mayıs ayında Halley Kuyruklu Yıldızı’nın dünyaya çarpacağı söylentisi yayılır. Bu haber dünyada olduğu gibi İstanbul’da da bir panik yaratır. Kenar mahallelerdeki cahil kadınlar da bu işi kendi anlayışlarına göre yorumlarlar.Romanın kahramanı olan İrfan Galib’de bu mahallede oturmaktadır.Zengin bir ailenin oğlu olan İrfan ,batı ilimlerini tahsil etmiş ,geniş fikirli fakat tuhaflıkları olan bir gençtir. Yolda peçeli bir kadın görür.Onun çok güzel ve bilgili bir genç kız olduğunu hayal ederek peşine takılır.Bir çok tesadüften sonra ,bu güzelle ilgili hayaller kurar.Acemice bir konuşma girişiminden sonra kadın tarafından terslenir.Bu olay onu büyük bir kadın düşmanı yapar. Kadınların zayıflığı ile ilgili makaleler yazar.Kadınları korkutarak küçük düşürmek için Halley Kuyruklu Yıldızı ile ilgili konferanslar düzenlemeye karar verir. Anatomi ,astronomi,fizik karışımı tuhaf konferransına ,bir de kuyruklu yıldızın çarpmasıyla kopacak olan kıyameti tasvir eden korkunç rüya ekler.Bir süre sonra maceraperest bir kadından mektup alır.İrfan bu mektuba coşkun ve duygulu bir cevap yazdıktan sonra konferansının ikinci bölümünü hazırlar.Ev halkını ,mahalle esnafını kıyametin kopacağına inandırmıştır.Herkes birbirine itiraflarda bulunarak helalleşir.İkinci konferansta İrfan’ın kıyamet sahnesini tasvir ettiği sırada ,önceden hazırladığı küçük oyun sahnelenir.Etrafta patlayan çatpatlar ,fişekler ,yukarı katta devrilen masa ve dolaplar ,kadınları çılgına çevirir. Bu sırada tanımadığı hayranı ile mektuplaşması sürmektedir.Onun hakkında çok kötü şeyler öğrenmesine rağmen kadına evlenme teklif eder.Kadının bu evlilik için bir şartı vardır. Kuyruklu yıldızın çarpacağı ana kadar İrfan’a yüzünü göstermeyecektir. Halley’in görüneceği gün düğün yapılır.Evin damında dürbünle gökyüzünü araştıran gelinle güvey arasında bilimsel , felsefi ,uzun konuşmalar geçmektedir. Genç gelin ,evliliğinin ilk gününden aklını ,bilgisini kocasına ispat ederek, eşit şartlarda sürecek bir beraberliğin temelini atmıştır.Gelin hanım İrfan’dan kadınların öcünü almak için bir oyun yapmıştır ve bu oyunun sonunda İrfan’ın ona iyi bir koca olacağını anlamıştır.







    3. KİTABIN ANAFİKRİ : İnsanların cahilliklerinden dolayı farklı yorumlanan bazı olaylar sonucunda ,kandınların ve erkeklerin eşit şartlarda muhakeme gücüne sahip olduklarını ve kurulan yeni bir yuva anlatılıyor.







    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :







    İRFAN GALİB :Batı tahsili görmüş, yaratıcı zekasını iyi kullanan insanları çok rahat etkileyebilen tuhaf ,yakışıklı bir gençtir.





    LÜTFİYE : İrfan’ın evlendiği ,zeki ve güzel ,iyi bir eğitim almış hanımefendidir.





    EV HALKI :Cahil, herşeye çok rahat inanabilen sevdiklerine yürekten bağlı olan kişiler.





    ESNAF : Her duyduğuna çok çabuk inan ,araştırmayı sevmeyen cahil insanlar.







    5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kitapta ustaca hazırlanmış entrikalara yer verilmiş. Toplumun çok çeşitli alanlardaki günlük yaşayışı ,değer hükümleri eleştirilmiştir.Batı özentisi olanlara şiddetle çatılmaktadır.Bunun için yazar ,mizah unsurunu ustalıkla kullanmıştır.Mizahi boyutuyla düşündüren ,okurken değişik dünyalara götüren güzel bir roman.





    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :Hüseyin Rahmi ,romanlarının sayısı ,konuyu elealış tarzı ,tiplerinin canlılığı ,değişik üslubu ile önemli bir romancıdır.Yazar natüralizm ,realizm ve romantizm gibi akımların hepsinden faydalanmıştır. Sağlığında yayımlanan bazı romanları:



    -Şık (1889) ,İffet (1896) ,Mürebbiye (1899) ,Metres (1899) ,Şıpsevdi (1911) ,Gulyabani (1912) ,Hakka Sığındık (1919) ,Efsuncu Baba (1924) ,Gönül Bir Yeldeğirmeni (1943)



    Hikayeleri:



    -Namusla Açlık Meselesi (1920) ,Katil Buse (1934) ,İki Hödüğün Seyahati (1933) ,Tünelden İlk Çıkış (1934) ,Gönül Ticareti (1939) ,Melek Sanmıştım Şeytanı (1943).



















    HAZIRLAYANIN :



    İMZASI :



    ADI SOYADI : İsmail TÜLÜMEN



    APOLET NO : 1711



    KSIMI : 15