Rss Feed
    KTABIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
    KTABIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

  1. KİTABIN ÖZETİ :



    Yakın tarihimize bir ışık tutmak maksadıyla Kazım KARABEKİR ’in varisleri tarafından onun notlarının toparlanmasıyla meydana gelen bu eser yakın tarihimizle ilgili bilinmeyen tartışmaları gözler önüne sermiştir.



    Kazım KARABEKİR 1939 yılından 1946 yılına kadar olan zaman içerisinde, T.B.M.M. içerisinde olan tartışmaları gözler önüne sererken, 2 nci Dünya savaşına girilip girilmeyeceği, girilecekse kimin tarafında olunacağı, büyük Dünya devletlerinin tarihinden gelen emellerini , bunları 2 nci Dünya savaşı ile nasıl gerçekleştirmek istediklerini, bu emellerden Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl ve ne kadar etkileneceğini anlatmaya çalışmıştır.



    Türkiye Cumhuriyeti’nin bulunduğu coğrafi konumun yanında, Türk milletinin tarihten gelen savaş tecrübesi, askeri alanda gösterdiği başarılar ve beraber savaşa girdiği müttefiklere verdiği sözleri tutma gibi özelliklerini bilen devletlerin kendi emellerini gerçekleştirmek maksadıyla, Türk milletini kendi saflarına çekmek için sarf ettikleri çabaları göreceğiz. Ayrıca, yazar eserinde tek partili sistemin demokratik sistem içerisinde yeterli doyumu sağlayamadığının, iktidar partisi içerisinde ele alınan konulardan partinin görüşülmesini istediği konuları meclise aks ettirdiğini, bu durumda meclisin ve kamuoyunun olayların gidişatında yeterince bilgilerinin ve etkisinin olmadığının altını çizmiştir. Bu eserde anlatılan dönemi iyi anlayabilmek için dönemin daha öncesine gidip olayları incelemek , dünya devletlerinin emellerinin ne olduğuna bakmak gerekir.



    2 nci Cihan harbinin ortaya çıkmasında etkili olan devletlerden biri de Rusya ‘dır. Öncelikle Rusya’nın tarihten gelen emelleri nelerdir onlara bakalım. Rusya Balkanlarda, siyasi ve askeri çıkarlarını elde etmek, sonra Kars Yaylası’na yerleşmek ve buradan da boğazlara hakim olup sıcak denizlere açılmayı istemektedir.



    Çarlığın, bu amaçlı istila siyaseti iki devreye ayrılır. Birincisi Almanların, Avusturya etrafında, ikincisi Almanların, Prusya etrafında toplanma zamanıdır. 1 nci Devrede Ruslar, İngiliz ve Almanlarla müşterek çalışmışlardır.2 nci devrede ise Almanlar, Rusları olduğu kadar İngilizleri de korkutmuşlardır. Daha sonra Kırım Harbinde Ruslar mağlup olunca Orta Asya’ ya döndüler, “ Boğazların anahtarı Asya steplerindedir” dediler. İlerleyen yıllarda Ruslar Almanlarla tek başına mücadele edemeyeceğini anlayınca, 1907’de İtilaf Üçlüsünü kurdular. Almanya’nın en büyük ideali ise Alman birliğini kurduktan sonra deniz aşırı ülkelere açılmaktır. Bunu küçük devletleri ele geçirmek veya müzahir yerleştirip, oraları Almanlaştırarak gerçekleştiriyorlardı.



    Dünya devletleri kendi emellerini gerçekleştirmek uğruna düşman gördükleri ülkelerle dahi anlaşmaya gitmekten çekinmemişlerdir. Büyük devletlerin tarihten gelen emellerini gerçekleşmesi uğruna küçük devletlere dost gibi görünüp onlardan yana bir takım anlaşmalara imza atabilirler, buna rağmen tek amaçları büyük ideallerini gerçekleştirmektir. Bu idealleri uğruna devletlerle gizli anlaşmalar yapmışlardır. Bu gizli anlaşmalar 2 nci Dünya Savaşı’nın başlama anına kadar devam etmiştir. Oluşan Almanya – İtalya – İngiltere – Fransa cephelerine karşı kimlerin onların yanında savaşa girmesi gerektiği, Türkiye Cumhuriyeti’nin savaşa girip girmemesi, girerse kimin tarafında olması gerektiği tartışmaları son ana kadar devam etmiştir.



    Savaşa girip girmeme ve yahut kimin tarafında girmesi gerektiği tartışmalarına etkisi olan sebeplerden biri de devletler arasındaki ikili anlaşmalardır. Örneğin Türkiye Balkan Paktı’na imza atmıştır. Rusya ile de yapılan anlaşma gereği 2 ülkeye hudut olan devletlerle herhangi bir anlaşmaya gitmeyeceklerdir. Bu durumda Rusya, Bulgaristan’a saldırırsa ne gibi siyaset izlenmesi gerekir .Türkiye Cumhuriyeti Akdeniz’de çıkarları doğrultusunda İtalya ile savaşa girerse müttefiki Almanya ile de savaşacak mıdır? Bu gibi konuların T.B.M.M.‘de tartışılıp karara varılması gerekiyordu. Almanya’nın, İtalya konusunda taahhüt vererek, kendi yanlarında savaşa girmemizi istemeleri, kamuoyunda, Almanya ile savaşa girilmesi üzerinde ağırlık kazanmıştır.



    Rusya ile İtalya ,İngiltere – Fransa – Almanya arasında patlak veren savaşa hemen girmeyip kendi menfaatleri için daha faydalı olacak zamanı beklemişlerdir.



    T.B.M.M.’de Kazım KARABEKİR ve bir grup milletvekilinin görüşleri şöyleydi. Büyük dünya devletleri, büyük ideallerini gerçekleştirmek için küçük devletlere dost görünürler. Onların bu amaçlarının bir aracısı olarak savaşa girmenin hiçbir mantığı olmadığıdır. Savaşa girilecekse bunun tek sebebi vatanı savunmak olmalıdır. Büyük devletlerden gerekli yardım, savaş başlamadan önce alınıp gerektiğinde vatan savunması için kullanılması lazım gelir.



    Harpte seferberlik ilan edildiğinde hep beraber, ayrım gözetmeksizin zengini, fakiri, adaletli bir şekilde vatan savunması için üzerine düşen görevi gerçekleştirmesi gerekir. Kazım KARABEKİR Paşa’ nın düşüncelerine göre, 2 nci Cihan Harbinde, asıl olan mesele; savaşın nasıl yönlendiği değil Türk milletinin emniyeti ve istiklalinin muhafazasıdır. Savaşta yapılması gereken şunlardır: Ruslarla gerektiğinde savaşmaktan kaçınmayacağımızı göstermek, sosyal yardıma hız vermek ve haksız zenginliği önlemek kadar haksız zarureti de önlemek gerekmektedir . Cephede ve cephe gerisinde, savaşın ağır şartlarını her Türk’ün eşit oranda paylaşması gerekir. Sulh zamanında savaş ekonomisinin esaslarını yerine getirmek gerekir. Kaynakların ve stokların savaşa göre hazır tutulması gerekir.



    Kazım KARABEKİR Paşa , dönemin hükümetine getirdiği eleştirileri eserinde şöyle sıralıyor: Seferberlik halinde iken ordumuzun ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla her şey vesikaya bağlanıyor. Fakat Fransa’da ekmeğin lokantalarda yüksek fiyatlarla satılması önlenemiyor, halk savaşa girmediği halde arpa karışımı ekmeği vesika ile alırken imtiyazlı insanlar Fransa’da ekmeklerle köpeklerini besliyorlar. Tam bu ortamda Yunanistan’a İsmet İnönü’nün emriyle 60 ton buğday satılıyor .Bu da hudutlarda daha sonra açlık baş göstermesine neden oluyor. Kısacası halk savaşa girmediği halde savaşa giren ülkelerden daha fazla savaştan etkilenmiştir.



    İngiliz sefiri, zamanın dışişleri vekili Şükrü SARAÇOĞLU’na Almanlarla siyasi, iktisadi ilişkilerin kesilmesini istediklerini bildiriyor. Şükrü Saraçoğlu, buna savaşa girmemizi isteseydiniz daha iyi olurdu diye cevap veriyor. Bu savaşa girebilecek durumda olduğumuzu gösteren bir cevaptır. Oysa Kazım KARABEKİR Paşa önderliğinde bir grup milletvekili savaşa girmememiz gerektiğini düşünüyor ve nedenlerini şöyle sıralıyor; Almanlarla 1 nci Cihan Harbinde Ruslara karşı savaştıktan sonra şimdi Ruslarla, Almanlara karşı savaşmanın anlamını halkta dahil olmak üzere kimse çözemiyor. Halk arasında barış zamanında yeterince hazırlık yapılmadığı için tüm yurdun elden gitmesi ve yok olması endişesi vardır.



    08.06.1942 günü Seyfi DÜZGÖREN, Recep PEKER gibi vekiller savaşa girmemiz gerektiği yolunda teklif verdiler. Bu teklif grubunda kabul olundu, fakat Kazım KARABEKİR ve aynı düşüncede olan bir grup milletvekili ağır tenkitleri sonucunda Almanlar sebebiyet vermedikçe savaşa girilmemesi konusunda teklifte bulundular. T.B.M.M.’nde bu teklif kabul edildi.



    03.04.1943 günü İsmet İnönü-CHURCILLE müzakere yapmak için Kahire’ ye gider. Aynı gün Kazım KARABEKİR Paşa savaşa girilmesi şart ise sıcak savaş yerine müttefiklere asker göndermeyi teklif ettiler. Yakın tarihimizde meydana gelen olayları günümüze kadar ulaştıran bu eserler, tek partili sistemin demokratik hayat içerisinde ne kadar yetersiz kaldığını gözler önüne sermektedir.







    HAZIRLAYAN PENAH REHİMOV APOLET NO. 1724 KISIM 15




  2. II. BÖLÜM.



    Teröristlerin Irak tarafına geçtikleri ve bunu haber alan komando komutanı Kemal YÖRÜKOĞLU’nun Barzani peşmergeleriyle buluşma ve bu peşmergelerin anlattıklarına, göre peşmergelerle beraber nasıl savaştıkları anlatılıyor. Bu arada Komando Birlik Komutanı’nın çatışmalarda eline geçen sağ teröristlerin anlattıkları, komandoları bir kez daha hırslandırıyor. Çünkü Türk askeri ona hiç zarar vermemiştir. Komandoların zor iklim şartlarında nasıl bir mücadele örneği ortaya koyduğu anlatılmakta; ve ele geçirilen dağlardaki diğer aç ve sefil olan eşkiyaların inlerini öğrenen komandoların onlara verdiği ders anlatılmaktadır. Ayrıca Komando Birlik Komutanının eline geçen isimler, kodların titizlikle incelenmekte olduğu ve bunların ışığında tüm bilgilerin değerlendirildiği ve operasyonlarda kullanıldığı anlatılmaktadır.



    Bu kısımda İran gizli servis subaylarının bir militan olan Hamza’yı Ocak 1996 yılında alıp Ninova’ya kadar götürdüklerinin hikayesi anlatılmaktadır. Hamza’nın örgüt evlerine götürülüşü, burada örgüt mensuplarının Abdullah ÖCALAN 'a veryansınları, ve örgüt mensuplarının nasıl bir ideolojiyle yetiştirildiklerine yer veriliyor. Bu ideolojik talimatlarda, sözde PKK militanlarının meziyetleri ve şerefli oldukları anlatılıyor. Burada, eskiden köylerinde olan bir olay da anlatılıyor. Hamza’nın öç alma duygusundan en ince ayrıntısıyla bahsediliyor.



    Ayrıca Zap Suyu üzerindeki Zap kampının ne derece teröristler için faydalı, şerefli olduğu, teröristlere güven sağladığı, burada kış için girişilen hazırlıklar, yapılan yığınaklar, tutulan bölgeler anlatılıyor. Türk ordusunun darbelerinden yenilen PKK militanlarının olumsuz gidişattan etkilendikleri anlatılıyor. Tabii bu esnada Komandolar harekata devam etmektedir ve çatışmalarda çok miktarda ele geçirilen erzakın dökümü yapılıyor.



    Nisan 1996 tarihinde ayın son günlerinde komandoların intikali, bu intikal esnasında yoğun hava ve arazi şartlarıyla nasıl mücadele ettikleri, verilen şehitlerimiz ve yaralılarımız anlatılmaktadır. Burada ele geçen malzemelerden söz edilmektedir.



    Komando Birlik Komutanının günlüğünde yazanlar son derece zorlu şartlarda yapılan mücadelenin yorgunluğu,bazen uykusuzluğun verdiği iç çekici durum, askerlerimizin aile ve ev yemeklerinin özlemi bir başka duyguyla anlatılmaktadır. Abdullah ÖCALAN' ın bu operasyonların sonucunda örgüte yaptığı konuşmanın içeriğinden bahsedilmektedir.



    Operasyonlarımız tabiiki bitmemişti. Yapılan operasyonlarda çıkan sonuçları komando komutanı Kemal YÖRÜKOĞLU bunları 95 madde’de özetlemiştir. Burada bahsedilen örgütler çok değerli örgütlerdir. Komando komutanı’nın eviyle giderdiği özlem de anlatılmaktadır.



    1997 yılı başlarında Komandolar, yapılan tahkikata göre, yurt içindeki ve yurt dışından da gelecek olan teröristlerin haberini aldılar. Yürüyecekleri bölge Kuzey Irak’taki Sinat-Haftanin’den Yazlıca Dağı'na oradan da Şırnak bölgesine yürüyeceklerdir. Burada Komando Birlik Komutanı Kemal, yapılacak olan operasyon için askerlerine nasıl bir harekat tarzı olması gerektiğine ilişkin soru sormaktadır. Ama Kemal yaptıklarının bir iç güvenlik harekatı olmadığını savunmakta, bunu kendi yorumuyla neden böyle olmadığını anlatmaktadır. Ayrıca tarihten beri kardeş olan bölge halkının birbirini neden vurduğunu anlamamakta ama yapılanların yanlış olduğunu söylemektedir. Her ne olursa olsun zarar verenlerle mücadele yerine bunların kökünü kurutmanın yararlı olacağını ve bunun için mücadele etmemiz gerektiğini söylemektedir.



    Burada askerlerimizin sözde Zap Cumhuriyeti diye anılan mekana yapılan ilerleyiş ve Zap’ın yıkılışı, ardından yapılan açıklamalara yer verilmektedir. Ama kaçan teröristlerin aralarında yaptıkları konuşmalar ve polimikler anlatılıyor. Yeni Zap’tan kaçırılacak malzemeden ne kadarını kaçırırsak kar olacağı, kendi aralarındaki konuşmalardan bahsedilmektedir.



    Zap kampının, ele geçmesiyle ele geçen malzeme listesi açıklanmaktadır. Mehmetçiğimize duyulan hayranlık ele alınıyor. Bu şiirlerle destekleniyor. Zap kampının ele geçmesi ile verilen mücadelenin devamı anlatılmakta ve Mehmetçiğin varoluşu bir kez daha vurgulanmaktadır.



    Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır



  3. KİTABIN:

    31 Ağustos 2011 Çarşamba


    ADI: Çanlar Kimin İçin Çalıyor



    YAZARI:Ernest HEMINGWAY



    YAYINEVİ-ADRESİ:Cem Yayınevi-NuruosmaniyeCad. Kardeşler Han 3/3 Cağaloğlu/İstanbul



    BASIMYILI:Birinci Basım, 1991



    KONUSU:İspanyol iç savaşı sırasında isyancı çetelerle birlikte bir köprüyü havaya uçurmak için uğraşan bir İngiliz bombacının başından geçen olaylar ve gerçek aşkını bulması.





    KİTABIN ÖZETİ :



    Roberto Jordan, çok zor bir göreve seçilmişti. Gerçi daha önce birçok defa yaptığı işlerden biriydi ama yinede General Golz onu bu görev için bizzat kendi görevlendirmişti. General Golz’un tümeninin taarruza başlamasıyla beraber köprüyü uçurması gerekecekti. Uçakların bomba sesleri duyulunca köprü uçmuş olacaktı.



    Yaşlı bir adam ona kılavuz olarak verilmişti. 68 yaşına rağmen dinç ve kuvvetli bir görüntüsü vardı. Dağda Amerikalıya yardım edecek çetelerin hepsini tanıyordu. Gerçi çoğu işe yaramaz adamlardı ama tren işini iyi yapmışlardı. Kaşkin görevini çok iyi yapmış, treni bölgedeki çetelerle beraber havaya uçurmuştu. Daha sonrada başka bir iş esnasında ölmüştü.



    Yaşlı adam Roberto ‘yu köprüye götürdü. Köprünün iki yanında iki nöbetçi vardı ve biraz uzağında 7 askerin kaldığı bir karakol vardı. Dinamitleri, yarım saatlik uzaklıkta bir tepede olan Pablo’ nun yerine götürdüler. Ağaçların arasında olan bu yerde Pablonun dört atı vardı. Pablo 50 yaşını geçmişti, çok akıllı ve tecrübeli bir adamdı. Tren işinde o da vardı. Çingene, Fernando, eşi Pilar ‘da. Tren işi esnasında kurtardıkları Maria’ yı hepsi de taşımışlardı.



    Pablo Cumhuriyetçiydi, çetelerin hepsi Cumhuriyetçiydi. Ama köprü işini öğrendiğinde Pablo ‘nun hoşuna gitmedi bu iş. Tren işi daha mantıklı idi. Onun kadar kampta sözü geçen Pilar, Roberto ‘yu destekleyince diğerleri de desteklediler. Pilar başkanlığı Pablo ’nun elinden aldı ve köprü için Roberto ‘ya yardım edeceğini söyledi. El Sordo (diğer çete reisi) ‘nun da yardım edeceğinden şüphe yoktu. Dağlarda yüzlerce adam olmasına rağmen El Sordo ‘nunkilerle beraber topu topu 18 kişi bulabilmişlerdi. Diğerleri güvenilir değildi. Köprünün imha edilmesinden dolayı Pilar ve Sordo adamlarıyla beraber bu bölgeyi terk etmek zorunda kalacaklardı. O akşam Sordo gelmeyince ertesi gün Pilar ve Maria ‘yla beraber, Roberto Jordan El Sordo ‘nun yanına gitmeye karar verdiler. Maria trenden baygın halde kurtulmuştu. O zamanlar saçı tamamen kesilmiş olmasına rağmen, büyüdükçe Maria güzelleşmişti. Maria ve Roberto birbirlerine ilk görüşte aşık olmuşlardı. Pilar, Roberto ‘dan bu iş bitince kızı götürmesini istemiş, Roberto ‘da kabul etmişti.



    El Sordo Cumhuriyetçi ruhunu dağlarda koruyan ender çete reislerinden biriydi. Roberto Jordan, El Sordo ‘nun kendisine yardım edeceğinden emin olmuştu. Altı at vardı. El Sordo, daha sonraki kaçış için gereken atları bulmak için gayret göstereceğini söyledi. Ne de olsa köprü işinden sonra buralardan gitmek zorunda kalacaktı.



    Roberto, Maria ve Pilar akşama doğru barınaklarına döndüler. Pablo köprü işinden yana değildi. Roberto Jordan onu öldürmek zorunda olduğunu biliyordu. Diğer adamların hepsi de onun ölmesini istiyorlardı. Köprü işini bozabilirdi Pablo. Bir an mağaradan dışarı çıkan Pablo ‘nun kaçtığını düşündü herkes. Çünkü kaçarken birkaç dinamit lokumu da götürmüştü.



    Roberto dışarıda yatmaya alışkındı. Gece bayağı ilerlemiş ve Maria ‘nın güzelliği onu büyülüyordu. Maria sıcacıktı. Bir ses üzerine arkaya dönünce Faşist Süvarilerden birini karanlıkların arasından zorda olsa seçebildi. Tabancasıyla onu vurdu. Tam kalbine gelmişti mermi. Diğer süvarilerinde gelmesi yakındı. Adamlarıyla beraber pusu kurdu ve kardan ayak izini takip etmesini beklediği diğer süvarileri bekledi. Süvariler bekledikleri gibi geldiler. Onları farketmemişlerdi, ama ilerlemelerine devam edip gittiler.



    Silah sesleri Sordo ‘nun barınağından geliyordu. Sordo ’nun yerini bulmuşlardı. Birkaç saat sonra silah sesleri kesildiğinde Sordo ve adamları ölmüştü.Artık yalnızdılar. Köprü sabaha uçurulacaktı.



    Pablo gece yarısı beş abamla geldi. Pablo kaçamamıştı. İhaneti kendine yedirememişti. Roberto Pabloyu karşısında görünce ümitlendi. Köprü işi olabilirdi.Pilar ve yanındakiler üstteki karakolu, Pablo yeni getirdiği beş atlı ile alttaki karakolu imha edecekti.



    Uçakların bombaları sabaha karşı duyuldu, Anselmo ve Roberto köprüdeki iki nöbetçiyi öldürdüler. Roberto dinamitleri yerleştirirken acele edemezdi. Neredeyse başarmak üzereydi. Diğer iki karakoldan silah sesleri ardı ardına geliyordu. Dinamitleri yerleştirdi ve Anselmo ile beraber ipi germeden köprüden bir miktar uzaklaştılar. Pilar ve yanındakiler karakolu halletmişlerdi ama iki adamı ölmüştü Pilar‘ın. Roberto ipi çekti ve köprü ortadan ikiye ayrıldı. Gökden yağan demir parçalarından biri Anselmo ‘yu öldürmüştü. Yaşlı adam çok küçük gözüküyordu.



    Pablo tek başına kurtulmuştu tanktan. Karakolu imha edememişlerdi ama Pablo tek başına kurtulmuştu. Artık herkese yetecek kadar at vardı. Maria çok seviniyordu, Roberto yaşıyordu. Atlarla hızla ilerliyorlardı. Pablo ‘nun kaçmak için çok güzel planları olsa gerekti.



    Bayırı çıktıkça Roberto ‘nun atı yavaşlıyordu. Zavallı hayvanın nefesleri bile hızlanmıştı. Büyük bir gürültü ile Roberto ‘nun ayağı, düşen atın altında kalmıştı. Ayağı kırılmış ve kırık kemik Roberto ‘nun kaslarını yırtmıştı. Daha fazla ilerleyemezdi. Yardıma gelenlerle vedalaşıp, orda kalmak istediğini söyledi. Diğerleri giderlerken, biliyordu. Daha General Golz ‘dan emir alırken böyle olacağını biliyordu.





    ANAFİKİR:Savaş tam anlamıyla bir yıkımdır, her iki tarafa da zarar verir ve aslında her insan öldürmekten pişmanlık duyar. Aşk ise zaman ve mekan tanımaksızın bir savaşın ortasında dahi yeşerebilir.





    KİTAPTAKİ KARAKTERLER:





    Robert JORDAN: Amerika’da bir ispanyolca öğretmeniyken İspanyol iç savaşının patlak vermesi üzerine birden bire bombacı olarak eğitilip İspanya’ya yollanmış olan kültürlü, bilgili ve yakışıklı bir İngiliz.



    Maria:Bir tren patlaması esnasında Pilar ve Pablo tarafından kurtarılan ve daha sonradan Robert Jordan’ın aşık olduğu genç kız.



    Anselmo:Yeni görevi için ona rehberlik edecek ve çetelerle bağlantısını sağlayacak olan yaşlı bir adam.



    Pablo:Robert Jordan’a yardım eden çetenin lideri.



    Pilar:Pablo’nun kadını.



    Sordo:Bir çete lideri.





    ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Bence oldukça ilgi çekici ve sürükleyici bir konuya sahip olmasına karşın için deki uzun tasvirler bazı yerlerde akıcılığın bozulmasına ve can sıkıcı olmaya kadar varabiliyor. Ama genel itibariyle güzel ve etkileyici bir kitap.





    YAZAR HAKKINDA BİLGİ:Amerikalı yazar(Oak Park, İllinois, 1899-Ketchum, İdaho, 1961). Three Stories and Ten Poems (1923) ve Torrents of Spring’den(1926), Akıntı Adalarına(1970) değin bir dizi yapıtta, savaş deneyiminden kaynaklanan imgeci anlatımlardan, Kızılderililer ve Amerika kıtası üstüne yansımalı bir öyküden, ada ve Okyanus temalarına ilişkin kurgulara dek uzanan betimlemeleri öylesine titizdir ki, karşıt güçleri saptamada ve gerçeğin serinkanlı bir görüntüsünü önermede hep aynı inat vardır. Savaş sürekli bir esin kaynağıdır (Silahlara Veda [1929], Çanlar Kimin İçin Çalıyor[1940], Irmağın Ötesi[1950] ) ve savaş konusu, av ve serüven öykülerinde (Afrika’nın Yeşil Tepeleri [1935], İhtiyar Adam ve Deniz[1952] ) ele aldığı aşk, moral gücü ve yalnızlık konularıyla birleşir. 20’li yılların sürgününü anlatan Güne de Doğar(1926) ve Paris Bir Şenliktir(1964) adlı yapıtlarında yazarın gizli ruhsal zayıflıklarıyla kırılganlığının düşsel evrenini ortaya koymak için seçilen yollar sergilenir. Hemingway, boğa güreşlerine ilişkin olarak anlattığı (Death in Afternoon, 1932) bu belirsizlikler nedeniyle intihar ederek öldü. (1954 Nobel edebiyat ödülü.)




  4. Kitabın konusu tüm yönleriyle balkan savaşıdır.Bu savaşta Rumeli’nin çok kısa bir süre içinde nasıl elden çıktığı anlatılıyor.





    KİTABIN ÖZETİ:



    20.yüzyılın başlarında Osmanlı imparatorluğu sayısız zorluklar içindeydi.İmparatorluğu oluşturan değişik milletler, ayrı dinlerden kurulu topluluklar bağımsızlık isyiyorlsrdı.Sık sık silahlı ayaklanmalar başlatıyorlardı.Üç kıtaya yayılmış imparatorluk hangi tarafa koşacağını şaşırmıştı.Trablusgarp ta italyanlarla savaşırken Arnavutlık isyanı, o bitmeden Arabistan’da ayaklanma oluyordu.Öyle değişik milletlerin, öyle değişik sorunları vardı ki, çözülmesi olanaksızdı.Hele böyle yorgun bir devletin bu sorunların içinden çıkması mümkün değil.Aslında sorunun büyüğü dışta değil, içtedir.Çünkü Viyanalara yürürken o coşkun sağlam yönetim kaybolmuş, yerine işlerliğini kaybetmiş kendinden aciz bir yönetim gelmiştir.Yönetim bozuldukça yönetim altındaki ırkların başları doğrulmakta, çözülüş hızlanmaktaydı.Yönetimi düzeltmesi için getirilen Meşrutiyet ‘in getirmiş olduğu iktidar ve muhalefet kendi arasında kanlı bir kavgaya tutuşmuş, rüşvet olabildiğince yagınlaşmıştı.Diğer taraftan ülkede ne düzgün bir sanayi nede bir tarı vardı.Pazar arayan kapitalist ülkelerin zorladığı ekonomik bir köle durumundaydı.Ayrıca zengin Avrupa ülkelerinin sömürgesi haline gelmişti.”duyunu Umumiye” kuruluşu ile avrupa’nın haczi altındaydı.Osmanlı imparatorluğu bir hasta adamdı ve bunun neden olduğu bir Doğu Sorunu vardı.Balkan savaşı denilen o felaket savaş işte tam bu sırada meydana geldi.Göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir sürede tüm Rumeli’yi aldı götürdü. O zaman bile heybetli görünen imparatorluğun dört küçük Balkanlı devleti tarafından yenilgiye uğratılması herkes tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştır.





    KİTABIN ANA FİKRİ:



    Üzerinden ne kadar zaman geçmiş olursa olsun bu yıkılış ve çöküşte bugünde ibret alabileceğimiz birçok yön vardır.





    KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:



    Devleti kurtarması için iş başına getirilen İttihat ve Terakki devleti dahada zor durumda bırakmıştır.Savaşa hazır olunmadığı bilindiği halde savaşa girilmiş ve yenilgi gelmiştir.Yani İsmet İnönü’nün dediği gibi”Meşrutiyet ileri gelenlerinin iç siyaset yönetimindeki tecrübesizlikleri, eski devlet adamlarının ehliyetsizlikleriyle birleşince iç politikada huzur kurulamamış”dı.





    KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:



    Kitap gayet akıcı bir dille yazılmıştır. O dönemi aydınlatması bakımından yararlı bir kitaptır.Kitaptan geleceğe yönelik bir çok ders çıkarabiliriz.Önemli olan o dönemde yapılan hataları bir daha tekrarlamamaktır.




  5. KİTABIN YAZARI :REFİK HALİT KARAY



    YAYIN EVİ-ADRESİ :İNKILAP VE AKA KİTABEVLERİ-ANKARA CD. / İST



    BASIM YILI :1967



    1-KİTABIN ÖZETİ



    2-KİTABIN KONUSU



    3-KİTABIN ANAFİKRİ



    4-KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ



    5-KİAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER



    6-YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ





    1-KİTABIN ÖZETİ:



    Kitap kısa kısa hikyelerden oluşmuştur.kitabın birinci hikayesi ise kıtabın ismi olan “AGO PAŞA’NIN HATIRATI”dır.



    Ago Paşa,herkesin isminden dolayı yanıldığı gibi bir insan değil aksine bir papağandır.Zamanında bir kuşçu dükkanında eğitilmiştir.Orada sahibi tarafından konuşmayı öğrenmiştir.



    Ago Paşa’nın sahibi ona o zamanda neler yasak değilse onu öğretirdi ve o da bunu söylerdi.İnsanlar da onu merakla dinlerlerdi.Ama herşeyin bir sonu vardır.Ve kuş bunu anlayamaz.Bu sefer yine aynı şeyi söylemesine rağmen bu yasaklanmştır.Bunun üzerine bu sefer sahabi polislerle uğraşmak zorunda kalır.O zaman sahibi onu tavan arasına saklar.Olaylar geçtiğinde de ona bu sefer ne söylemesi gerekiyorsa onu öğretirdi.



    Ona ilk önce “yaşasın padişahımız” öğretilmişti.Bu yasaklanana kadar sahibi ve o mükemmel bir hayat sürmüşlerdi.Ama bu cümle de yasaklandığında yine büyük bir tehlike yaşamışlardı.Daha sonra “yaşasın hürriyet”öğretilmişti.Yine ilk önceleri herkes şaşırmış,kuşun söylediklerine şaşıyordu.Sonra bu cümle yüzünden bu sefer “ittihat ve terakki cemiyeti”ne girmişlerdi.Orada “yaşasın ittihat ve terakki” diyerek yüzlerce kişiyi başına topluyor ve onların verdiği şeyleri yiyordu.Gün geçti bu da yasaklanmıştı.Bu sefer “yaşasın şeriat” öğretilmişti.Görenler bu kuşun kendi dillerine uygun olduğunu düşünerek yine ona yiyecekler veriyorlardı.Sonra bu da yasaklanınca “yaşasın Mahmut Şefket Paşa” öğretilmiş ve bunu haykırıyordu.Bu yüzden Hareket Ordusu erkanından birine satılmıştı.İlk önceleri orada da rahat içindeydi.Bir gramofondan:



    Kimdir onlar?Kimdir onlar?



    Hareket Ordusu!



    öğrenmişti.Daha sonra sokaktan geçen bir lahana turşucusunun taklidini yaparak bunu



    Kimdir onlar?Kimdir onlar?



    Hareket Ordusu!



    Lahana turşusu!



    çevirmişti.Sonra bunu dedi diye onu oradan atmışlardı.



    Bu böyle devam etmişti.Ago Paşa öğrendikleri yüzünden ne acıklar çekmiş ve neler neler ile ödüllendirilmişti.En sonunda yeni bir cümle öğrenmişti.Bu “yaşasın Kuvayı Milliye”idi.Daha sonra bu da yasaklandı.Artık bunlardan iyice sıkılmıştı.Çünkü ne öğrettiyseler önce onu rahat ettiriyor sonra cezalanmasına neden oluyordu.



    2-KİTABIN KONUSU:Bir papağanın öğrendiklerinin başına neler getirdikleri



    3-KİTABIN ANAFİKRİ:Herşeyi sadece zamanına göre değil biraz da ileri düşünerek yaşamalıyız.



    4-OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:



    Ago Paşa:Öğrendikleri yüzünden başına gelmeyen kalmamış olan bir papağan.



    5-KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitap, zamanında nelerin olup bittiğini anlatan güzel bir kitaptır.



    6-YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:





    REFİK HALİT KARAY





    1888'de İstanbul'da doğdu. 18 Temmuz 1965'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Vezneciler'de Şemsü'l-Maarif ve Göztepe'de Taş Mektep'te öğrenim gördü. Özel ders aldı. Galatasaray Lisesi ve Hukuk Mektebi'ni yarıda bıraktı. Maliye Merkez Kalemi'ne katip olarak girdi. 1908'de Servet-i Fünun'da ve Tercüman-ı Hakikat'te çalışmaya başladı. Son Havadis adıyla bir gazete kurdu, 15 sayı yayımladı. Fecr-i Ati Topluluğu'na katıldı. Kalem adındaki mizah dergisinde de "Kirpi" takma ismiyle (müstear) siyasi mizah yazıları yazdı. Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesinden sonra Sinop, Çorum, Ankara ve Bilecik'te sürgün hayatı yaşadı. 1918'de İstanbul'a döndü. Robert Kolej'de Türkçe öğretmenliği yaptı. Vakit, Tasvir-i Efkar ve Zaman gazetelerinde makaleleri yayımlandı. Damat Ferit Paşa'nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na katıldı. Posta ve Telgraf Umum Müdürü olarak görevlendirildi (1919). İzmir'in işgalinden sonra Anadolu Hareketiyle İstanbul Hükumeti arasında yaşanan telgraf krizinde İstanbul Hükumetini tuttu. İstanbul'un düşman işgalinden kurtarılışının ardından 1922'de Beyrut'a kaçtı. 1938'de affın çıkmasından sonra yurda döndü. Ölünceye dek yazılarını sürdürdü.







    HAZIRLAYANIN





    ADI-SOYADI:BARIŞ DİLİK




  6. 1)KİTABIN KONUSU:





    Küçük yaşta gördüğü kötü muamelelerden dolayı acıma duygusu olmayan bir öğretmeni anlatıyor.







    2)KİTABIN ÖZETİ:





    Zehra adında bir öğretmen çok acımasız bir karaktere sahipti.Öğrencilerine her zaman kötü davranıyordu. Bir gün babasının öldüğünü duydu.Babasının evine gitti.Fakat hiçbir şekilde üzülmüyordu. Babasını yanına gitmeden başka bir odaya geçti. Odada bulunan sandıktan babasının hatıra defterini buldu.Bu hatıra defterini okudukça babasına haksızlık ettiğini anlamaya başladı.Acıma duygusu olmayan Zehra öğretmen babasının geçmişte bulunduğu duruma acımaya başlamıştı. Annesinin babasına karşı haksızlık yaptığını anladı.Büyük bir üzüntüyle odadan çıkarak babasının bulunduğu odaya gider. Ve onun yüzüne örtülü olan çarşafı kaldırarak onu öper. Daha sonra Zehra öğretmen okuluna geri döner ve bir süre sonra orada evlenir.







    3)KİTABIN ANA FİKRİ:





    Geçmişte yaşanan acı olaylar insan yaşamının diğer bölümlerinde sürekli etkili olur.





    4) KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN ÖZELLİKLERİ:





    Zehra Hanım : Acımak nedir bilmeyen dik başlı, çatık kaşlı, asabi bir insandır.



    Tevfik Bey : Zehra Hanım için elinden gelen herşeyi yapmak isteyen fedakar ve iyi bir insandır.



    Mürşit Efendi : Zehra Hanım’ın babası. İyiliklerden yana ve fedakâr bir insandır.



    Müşerref : Mürşit Efendi’nin karısı. Oldukça bencil ve para düşkünüdür.



    Feriha : Mürşit Efendi’nin kızıdır.Veremden öldü.



    Kayınvalide : Aşırı tutkuları olan ve bencil bir yaratılışa sahiptir.





    5) KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:





    Kitap klasik bir Türk romanıdır; fakat bu romanda anlatılan olay oldukça akıcı ve gerçekçi dille anlatılmıştır. Dili sadedir, anlaşılması kolaydır ve tasvirler çok yerinde kullanılmıştır.





    6) KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:





    Reşat Nuri GÜNTEKİN;



    25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdi(1912). Bursa’da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okulllarda devam etti. Mili Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Pais Kültür Ataşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’da öldü. İstanbul’da Karacaahmet mezarlığına gömüldü. Çalıkuşu, Yaprak dökümü, Dudaktan Kalbe ve Kavak Yelleri adlı eserleri bulunmaktadır.







    HAZIRLAYANIN:





    İMZASI :



    ADI SOYADI : Sedat KILIÇ



    APOLET NUMARASI : 1112