Rss Feed
    KOMPOZSYON1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
    KOMPOZSYON1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster



  1. KİTAP ÖZET FORMU







    KİTAP ADI : Handan



    KİTABIN YAZARI : Halide Edip ADIVAR



    YAYIN EVİ VE ADRESİ : Atlas Kitabevi Narlıbahçe Sok. 9 No:1 Cağaloğlu /



    İSTANBUL



    BASIM YILI : Nisan 1995





    1.KİTABIN KONUSU : 20. yüzyıl başında İstanbul’da yaşayan bir ailenin çok değerli, akıllı, sevimli bir kızının çileli hayatı ve onun çevresindeki insanların ondan etkilenip birbirine yazdıkları mektupları içeren bir kitap





    2.KİTABIN ÖZETİ : Refik Cemal, Cemal Bey’in baldızı Neriman ile evlenecektir. Neriman Cemal Bey’in kızlarıyla yaşıttır ve onlarla büyümüş, alafranga bir çocukluk geçirmiştir.





    Ailenin ayrıca Handan adında bir kızı vardır. Herkesin gözbebeği olan Handan, insanları çok çabuk etkileyebilen, kendisini sevdiren bir kızdır. Neriman’la kardeş gibi olan Handan, Nerman’ı küçüklüğünden beri yetiştirmiş, onu benliği altına almış gibi etkilemiştir. Neriman onun uğruna herşeyini verecek, ölümü bile göze alabilecek durumdadır.





    Evlilik zamanı Handan, kocası Hüsnü Paşa ile birlikte Paris’te yaşamaktadır. Handan, gençliğinde Nazım adlı birisini sever ama Nazım sosyalist birisidir. Onun ideallerini ve amaçlarını kendisinden üstün tutup daha çok seveceğini düşünen Handan, Nazım’ın evlenme teklifini reddeder ve Hüsnü Paşa ile evlenir. Nazım bu olay üzerine kendini asar ve sorumlusu olarak Handan’ı gösteren bir mektup bırakır. Handan, bu olaydan dolayı kendini hiç affetmez ve Hüsnü Paşa ile olan evliliği hep sorunlu gider. Zaten Hüsnü Paşa’da onu sadece birkadın olarak sevmekte, sık sık metres bulup değiştirmektedir. Ayrıca bunları Handan’a rahatça söyleyebilmekte ve onların ne kadar güzel olduklarını anlatabilmektedir. Herkes tarafından ölürcesine sevilen Handan, önceleri buna dayanır. Hayatını sevmediği Hüsnü Paşaya adar. Onunla olan sorunlarını kapatmaya çalışır ve evliliğini sürdürmek için elinden geleni yapar. Fakat bu çabası onun gençliğini alır. Sonunda üç aydır ondan ayrı yaşayan Hüsnü Paşanın gönderdiği ağır ithamlarla dolu olan mektubu okuyunca beyninden gelen bir sorunla hasta olur. Hafızasını kaybetmiş, eskiden kalan hiçbirşeyi hatırlayamaz olmuştur. Ona hastalığı boyunca çok sevdiği Neriman ve kocası Refik Cemal bakar. Hüsnü Paşa ise yurt dışında metresleri ile eğlenmektedir. Bu olay onu pek ilgilendirmez. Neriman hamile olduğu için Refik Cemal onunla kalır ve Handan iki üç ay İtalya’da konsultasyonlara tabii kalır. Yanında sadece Refik Cemal ve bir hastabakıcı kalır. Handan, bu süre zarfında Refik Cemal’e aşık olmuştur. Ayrıca Refik Cemal’de ona delicesine severek vurulmuştur. Ancak evli olduğu ve karısını da çok sevdiği için ızdırap duyar, kendisini yer bitirir. Bir süre sonra Handan’ın hafızası yavaş yavaş yerine gelir. Canından çok sevdiği Neriman’ın kocasına, Refik’e aşık olduğunu anlayınca üzüntüsünden vefat eder.







    3.KİTABIN ANA FİKRİ : İnsanların ne olduğu değil, seni sevip sevmediği onemlidir. Eğer ki seni seveni seviyorsan ona karşılık ver ve mutlu ol. Ama sadece düşüncelerinden dolayı seni seveni reddedersen ve seni sevmeyene gidersen çok acı çekeceğin kaçınılmaz bir durum olur.







    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:





    A) HANDAN : Çok akıllı,güzel,okumayı seven,insanları kolayca etkileyebilen,alafranga bir hayat yaşamış,sabırlı ve duygusal bir insandır.





    B) REFİK CEMAL: Kültürlü,utangaç ,karısını çok seven birisidir. Ama sonradan Handan’a aşık olmuştur.





    C) NERİMAN : Güzel,vefalı,çok kültürü olmayan,Handan’ı çok seven ve sadakatli,kitap okumayı sevmeyen birisidir.





    D) HÜSNÜ PAŞA : Kadınları ve karısını dahi sadece eğlence malzemesi olarak gören, çapkın zengin, kinci bir kişiliğe sahiptir.





    5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:





    Kitabın dili çok akıcı olmayıp, duygusallıktan hoşlanan kişilere yonelik olabilir. İnsanlar arası ilişkileri çok iyi anlatan bir kitaptır.





    6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:





    Halide Edip ADIVAR; meşrutiyet ve cumhuriyet yıllarının tanınmış edebiyatçılarındandır. 1882’de İstanbul’da doğmuştur. Amerikan Kız Lisesi’ni bitiren ilk Türk kızıdır.1901’de liseyi bitirince pozitif bilimleri dersi hocası olan Salih Zeki ile evlenmiştir. İlk romanı Heyula’yı 1908’de neşreder. Salih Zeki’nin ikinci defe evlenmesi üzerine ondan ayrılır. Mütareke yıllarında Anadolu’ya geçerek yeni kocası Dr. Adnan ADIVARla Atatürk’e yardım ederler. Bu yıllardaki gözlemleri birçok eserinin temelini oluşturur. Yurt dışında 15 sene geçirdikten sonra İstanbul’a dönen Halide Edip, 1950-1954 yılları arası İzmir milletvekili olarak TBMM’ye girmiş, 9 Ocak 1964’te İstanbul’da vefat etmiştir.







    ESERLERİ: Heyula(1909), Raik’in Annesi (1908), Yeni Turan (1912), Ateşten Gömlek (1922), Vurun Kahpeye (1923), Sinekli Bakkal (1935), Tatarcık (1938), Sonsuz Panayır (1946), Dağa Çıkan Kurt (1922), Türk ‘ün Ateşle İmtihanı (1959)…







    HAZIRLAYANIN :



    İMZASI :



    ADI SOYADI : Murat BOZKIR



    APOLET NUMARASI: 3307






  2. KİTAP ÖZET FORMU







    KİTABIN ADI : İSTANBUL’UN BİR YÜZÜ





    KİTABIN YAZARI : REFİK HALİD KARAY





    YAYINEVİ VE ADRESİ : INKILAP VE AKA KİTABEVLERİ- ANKARA CADDESİ NO:95 İSTANBUL





    BASIM : ÜÇÜNCÜ BASKI





    KİTABIN KONUSU : KİTAP BÜTÜN İSTANBUL’UN İÇ YÜZÜNÜ DEĞİL, YALNIZCA İSTANBUL’DA YAŞAYAN BİR AZINLIĞIN İÇYÜZÜNÜ GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR: SAVAŞ ZENGİNLERİ, KARABORSACILAR, VURGUNCULAR, TÜREDİLER, İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN ADAMLARI… İSTANBUL’UN ‘ÖTEKİ YÜZÜ’, YANİ HALK YOK ROMANDA.





    KİTABIN ANA FİKRİ : YAZAR BU ROMANLA OKUYUCUYA; BAZI KİŞİLERİN ZENGİN OLMAK VE ÖNEMLİ BİR MEVKİİYE GELMEK İÇİN HER TÜRLÜ YOLA BAŞVURABİLECEKLERİ MESAJINI VERİYOR.





    KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :



    KİTAPTA BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ BİR ÇOK OLAYDAN BAHSEDİLMEKTE; FAKAT, AYNI KONUDAN BAHSEDİLMEKTEDİR.



    ŞAHISLAR:



    İSMET : ROMANIN ANLATICISI.



    KANİ : ÇOCUKLUK ARKADAŞI



    KANİ’NİN ANNESİ : KİBAR DALKAVUĞU



    FİKRİİ : FİKRİ PAŞA



    HANIMEFENDİ : PAŞA’NIN KAYINVALİDESİ



    DİLARA : PAŞA’NIN KARISI



    RAGIBE – ŞADİYE :KIZLARI



    LÜTFİ PEHLİVAN : KÜLHANBEYİ, SAVAŞ ZENGİNİ



    AHMET BEY : SARAYIN HAFİYELERİNDEN BİRİ



    ZAL BEY : SARAYIN ADAMI (HER YERİ HARACA KESTİ)





    KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : İSTANBUL’UN BİR YÜZÜ ADLI ROMANI OKURLARA BİRÇOK ŞEY ÖĞRETİYOR; BİRTAKIM GERÇEKLERİ YAŞAYARAK ÖĞRENMİŞ OLAN REFİK HALİD’ İN ROMANI , BU BAKIMDAN, HER ZAMAN İLGİYLE OKUNACAK BİR ESER. REFİK HALİD’İN ANLATTIĞI ÇETELER, HARAÇ ALMALAR GÜNÜMÜZDE DE SÜRÜP GİDİYOR ; SEKSEN YIL ÖNCEYİ HALA YAŞIYORUZ.





    KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ : (İSTANBUL 1888-İSTANBUL 1965) TÜRK ROMANCISI, HİKAYECİSİ VE YAZARI. İLK ÖĞRENİMİNİ VEZNECİLER’DE VE GÖZTEPE’DE TAMAMLADI, DAHA SONRA GALATASARAY’DA (1900-1906), BİR YILDA (1907) HUKUK MEKTEBİ’NDE OKUDU. 2 NCİ MEŞRUTİYET’İN İLANINDAN SONRA GAZATECİLİĞE BAŞLADI (TERCÜMAN-I HAKİKAT). KALEM VE CEM DERGİLERİNDE YAZILAR YAZDI. 1909’DA FECRİ ATİ TOPLULUĞUNA KATILDI. 1912’DE BEYOĞLU BELEDİYE BAŞKATİBİ OLDU VE BİR SENE SONRA İKTİDARA GELEN İTTİHATÇILAR TARAFINDAN BEŞ YIL SÜRGÜNE GÖNDERİLDİ. ANADOLU’DA BAŞLAYAN MİLLİ MÜCADELE HAREKETİ’NE ALEYHTAR OLMUŞ, BU YÜZDENMİLLİ HÜKÜMET’İN SÜRGÜNÜYLE 9 KASIM 1922’DE YURDU TERK ETMİŞTİR.1938’DE ÇIKAN AF İLE YURDA GERİ DÖNMÜŞTÜR.



    AÇIK, SADE, TERKİPSİZ BİR DİLLE YAZAN, ROMAN VE HİKAYELERİ KADAR MİZAH VE TAŞLAMALARI İLE DE ÜN KAZANAN KARAY’IN BAŞLICA ESERLERİ ŞUNLARDIR: SAKIN ALDANMA, İNANMA, KANMA, ÜÇ NESİL-ÜÇ HAYAT, MEMLEKET HİKAYELERİ, BİR İÇİM SU, GURBET HİKAYELERİ, BU BİZİM HAYATIMIZ, SONUNCU KADEH, DÖRT YAPRAKLI YONCA,EKMEK ELDEN, SU GÖLDEN.





    KİTABIN ÖZETİ : REFİK HALİD, ‘BİR HARP ZENGİNİNİ’, KANİ’Yİ, TANITARAK BAŞLIYOR ROMANINA. KANİ, İSMET’E NASIL ZENGİN OLDUĞUNU ANLATIYOR: BEŞ PARASIZDIR. ASKERE GİTMEYE KARAR VERİR. BİR ARKADAŞINA RASTLAR; ARKADAŞI, KANİ’Yİ ALIR, HARBİYE NEZARETİNİ DAİRE DAİRE DOLAŞIRLAR; KAYITLAR, VESİKALAR, MUAMELELER…ERTESİ GÜN HALEP’E YAĞ TOPLAMAYA ÇIKARLAR VE BUNDAN SONRA ZENGİNLER ARASINA GİRMEYE BAŞLAR.VE KANİ SİTEM EDEREK KIZGINLIĞINI DİLE GETİRİR. ‘ASIL KIZDIĞIM CİHET HALKIN ESKİ ZENGİNLERİ SABIR EDİP BİZİ ÇEKEMEYİŞİ.’



    REFİK HALİD BU BÖLÜMDE ESKİ DEVRİ (ABDÜLHAMİT ZAMMANINI) ANLATIYOR. AZ SENE İÇİNDE İSTANBUL’UN COK DEĞİŞTİĞİNİ VE BİR ÇOK İNKILAP’IN OLDUĞUNU SÖYLÜYOR.BÖYLR BİR NESİL OLMADIKLARINI ANLATMAYA ÇALIŞIYOR VE HUDUTLARIMIZDA TECAVÜZSÜZ YAŞIYORUZ DİYOR.



    REFİK HALİD BU BÖLÜMDE FİKRİ PAŞANIN KONAĞINI AYRINTILARIYLA ANLATIYOR VE PAŞAYLA İLGİLİ BİR KAÇ ŞEY EKLİYOR: ‘GALİBA O, HİÇ İŞ YAPMAMAK, HİÇ SÖZE KARIŞMAMAKLA BU MEVKİİ BULMUŞ.BELKİ MEMLEKETE FAYDASI HİÇ OLMAMIŞTI; FAKAT MUHAKKAK Kİ EN UFAK BİR ZARARI BİLE OLMAMIŞTI. PAŞA’NIN YAKINLARINI ANLATIYOR VE EN SONUNDA DA PAŞA’NIN 1908’ DEN SONRAKİ HALİNİ ANLATIYOR.



    REFİK HALİD BU BÖLÜMDE ALTI PORTRE ÇİZİYOR. BUNLARIN HEPSİ BİRER HARP ZENGİNİDİR. ‘KÜLHANBEYİ LÜTFİ PEHLİVAN’: SANDIĞA GİRMİŞ, PEHLİVANLIK ETMİŞ, EV BASMIŞ, ADAM VURMUŞ, HAMAM KAPATMIŞ, MEYHANE YIKMIŞ…GÜMRÜKTE DE KATİP; MÜDÜRLÜĞE KADAR ÇIKMIŞ. BİR KAÇ YERİ KENDİ ÜZERİNE GEÇİRMİŞ YOK BEDELİNE.ADAM KAÇIRMIŞLAR VE YERİNE KENDİSİ GEÇMİŞ.İŞTE BU HERİF ŞİMDİ BİR HARPZENGİNİ.



    REFİK HALİD, HARP DEVRİNİN HANIMLARI ADLI BÖLÜMDE KADINLARIN YAŞAMLARINDAKİ DEĞİŞİMLERİ ANLATIYOR.İŞ HAYATINA GİRMİŞ KADINLAR; SİGARA, İÇKİ, MORFİN DÜŞKÜNÜ KADINLAR; SİYASETE ATILAN KADINLAR; ÖĞRETMEN OLAN GENÇ KIZLAR; ‘YENİ USUL BOHÇACI’… SARAYIN ADAMI OLAN BİR HARAÇÇI… İSMET’İN BULUNDUĞU BİR DÜĞÜNDE TİCARET YAPAN ÜÇ KADIN VAR; BUNLAR, HAT KOMİSERLİĞİNDE MEMUR OLAN BİR İHTİYAT ZABİTİ’NİN PEŞİNİ BIRAKMIYORLAR, ÜMİT VERMEK İÇİN HOPPALIKLAR, HAFİFLİKLER EDİYORLARDI. O, KADINLARA KARŞI ACEMİ GÖRÜNÜYORDU; İYİCE AVLAMIŞLAR, KUMPANYALARINA SOKUP İŞLERİNİ GÖRDÜRMEYE MUVAFFAK OLMUŞLARDI; VAGON, KOLİ, PİYASA KELİMELERİ İLE DOLU TİCARİ BİR HASBİHAL EDİLİYORDU.



    REFİK HALİD ESKİ VE YENİ İSTANBUL ADLI SON BÖLÜMDE ESKİ İSTANBUL’A OLAN ÖZLEMİNİ ANLATIYOR VE ŞÖYLE DİYOR: ‘İSTANBUL DAHA ZİYADE ESKİ DEVİRDE(ABDULHAMİT ZAMANI) ŞAHSİYETLİ VE EHEMMİYETLİ İDİ. ŞİMDİ İSE RENKSİZ VE SEFİL…’







    HAZIRLAYANIN ADI SOYADI : ÖNER KAYA





    KISIM VE NUMARASI : 65---3700



  3. TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON-1 DERSİ

    3 Eylül 2011 Cumartesi




    KİTAP ÖZET FORMU







    KİTAP ADI : Handan



    KİTABIN YAZARI : Halide Edip ADIVAR



    YAYIN EVİ VE ADRESİ : Atlas Kitabevi Narlıbahçe Sok. 9 No:1 Cağaloğlu /



    İSTANBUL



    BASIM YILI : Nisan 1995





    1.KİTABIN KONUSU : 20. yüzyıl başında İstanbul’da yaşayan bir ailenin çok değerli, akıllı, sevimli bir kızının çileli hayatı ve onun çevresindeki insanların ondan etkilenip birbirine yazdıkları mektupları içeren bir kitap





    2.KİTABIN ÖZETİ : Refik Cemal, Cemal Bey’in baldızı Neriman ile evlenecektir. Neriman Cemal Bey’in kızlarıyla yaşıttır ve onlarla büyümüş, alafranga bir çocukluk geçirmiştir.





    Ailenin ayrıca Handan adında bir kızı vardır. Herkesin gözbebeği olan Handan, insanları çok çabuk etkileyebilen, kendisini sevdiren bir kızdır. Neriman’la kardeş gibi olan Handan, Nerman’ı küçüklüğünden beri yetiştirmiş, onu benliği altına almış gibi etkilemiştir. Neriman onun uğruna herşeyini verecek, ölümü bile göze alabilecek durumdadır.





    Evlilik zamanı Handan, kocası Hüsnü Paşa ile birlikte Paris’te yaşamaktadır. Handan, gençliğinde Nazım adlı birisini sever ama Nazım sosyalist birisidir. Onun ideallerini ve amaçlarını kendisinden üstün tutup daha çok seveceğini düşünen Handan, Nazım’ın evlenme teklifini reddeder ve Hüsnü Paşa ile evlenir. Nazım bu olay üzerine kendini asar ve sorumlusu olarak Handan’ı gösteren bir mektup bırakır. Handan, bu olaydan dolayı kendini hiç affetmez ve Hüsnü Paşa ile olan evliliği hep sorunlu gider. Zaten Hüsnü Paşa’da onu sadece birkadın olarak sevmekte, sık sık metres bulup değiştirmektedir. Ayrıca bunları Handan’a rahatça söyleyebilmekte ve onların ne kadar güzel olduklarını anlatabilmektedir. Herkes tarafından ölürcesine sevilen Handan, önceleri buna dayanır. Hayatını sevmediği Hüsnü Paşaya adar. Onunla olan sorunlarını kapatmaya çalışır ve evliliğini sürdürmek için elinden geleni yapar. Fakat bu çabası onun gençliğini alır. Sonunda üç aydır ondan ayrı yaşayan Hüsnü Paşanın gönderdiği ağır ithamlarla dolu olan mektubu okuyunca beyninden gelen bir sorunla hasta olur. Hafızasını kaybetmiş, eskiden kalan hiçbirşeyi hatırlayamaz olmuştur. Ona hastalığı boyunca çok sevdiği Neriman ve kocası Refik Cemal bakar. Hüsnü Paşa ise yurt dışında metresleri ile eğlenmektedir. Bu olay onu pek ilgilendirmez. Neriman hamile olduğu için Refik Cemal onunla kalır ve Handan iki üç ay İtalya’da konsultasyonlara tabii kalır. Yanında sadece Refik Cemal ve bir hastabakıcı kalır. Handan, bu süre zarfında Refik Cemal’e aşık olmuştur. Ayrıca Refik Cemal’de ona delicesine severek vurulmuştur. Ancak evli olduğu ve karısını da çok sevdiği için ızdırap duyar, kendisini yer bitirir. Bir süre sonra Handan’ın hafızası yavaş yavaş yerine gelir. Canından çok sevdiği Neriman’ın kocasına, Refik’e aşık olduğunu anlayınca üzüntüsünden vefat eder.







    3.KİTABIN ANA FİKRİ : İnsanların ne olduğu değil, seni sevip sevmediği onemlidir. Eğer ki seni seveni seviyorsan ona karşılık ver ve mutlu ol. Ama sadece düşüncelerinden dolayı seni seveni reddedersen ve seni sevmeyene gidersen çok acı çekeceğin kaçınılmaz bir durum olur.







    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:





    A) HANDAN : Çok akıllı,güzel,okumayı seven,insanları kolayca etkileyebilen,alafranga bir hayat yaşamış,sabırlı ve duygusal bir insandır.





    B) REFİK CEMAL: Kültürlü,utangaç ,karısını çok seven birisidir. Ama sonradan Handan’a aşık olmuştur.





    C) NERİMAN : Güzel,vefalı,çok kültürü olmayan,Handan’ı çok seven ve sadakatli,kitap okumayı sevmeyen birisidir.





    D) HÜSNÜ PAŞA : Kadınları ve karısını dahi sadece eğlence malzemesi olarak gören, çapkın zengin, kinci bir kişiliğe sahiptir.





    5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:





    Kitabın dili çok akıcı olmayıp, duygusallıktan hoşlanan kişilere yonelik olabilir. İnsanlar arası ilişkileri çok iyi anlatan bir kitaptır.





    6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:





    Halide Edip ADIVAR; meşrutiyet ve cumhuriyet yıllarının tanınmış edebiyatçılarındandır. 1882’de İstanbul’da doğmuştur. Amerikan Kız Lisesi’ni bitiren ilk Türk kızıdır.1901’de liseyi bitirince pozitif bilimleri dersi hocası olan Salih Zeki ile evlenmiştir. İlk romanı Heyula’yı 1908’de neşreder. Salih Zeki’nin ikinci defe evlenmesi üzerine ondan ayrılır. Mütareke yıllarında Anadolu’ya geçerek yeni kocası Dr. Adnan ADIVARla Atatürk’e yardım ederler. Bu yıllardaki gözlemleri birçok eserinin temelini oluşturur. Yurt dışında 15 sene geçirdikten sonra İstanbul’a dönen Halide Edip, 1950-1954 yılları arası İzmir milletvekili olarak TBMM’ye girmiş, 9 Ocak 1964’te İstanbul’da vefat etmiştir.







    ESERLERİ: Heyula(1909), Raik’in Annesi (1908), Yeni Turan (1912), Ateşten Gömlek (1922), Vurun Kahpeye (1923), Sinekli Bakkal (1935), Tatarcık (1938), Sonsuz Panayır (1946), Dağa Çıkan Kurt (1922), Türk ‘ün Ateşle İmtihanı (1959)…







    HAZIRLAYANIN :



    İMZASI :



    ADI SOYADI : Murat BOZKIR



    APOLET NUMARASI: 3307




  4. KİTAP ÖZET FORMU





    KİTABIN ADI İNCİ KİTABIN YAZARI John STEINBECK YAYIN EVİ VE ADRESİ Remzi Kitap Evi BASIM YILI 1984







    KİTABIN KONUSU: Yoksul bir denizcinin bebeğini bir akrebin sokması ve ardından büyük bir inci bulmasıyla gelişen olaylar.



    2. KİTABIN ÖZETİ:



    İNCİ



    Pedro;Salinas’ta, deniz kıyısında, saz evlerde yaşayan yoksul denizcilerden biridir. Evleneli çok olmamıştır. İlk çocukları maalesef tedavi edemedikleri bir hastalıktan dolayı ölür. Artık umutları ikinci çocukları olmuştur. Bir sabah bebeği bir akrep sokar. Pedro hızla davranır ve akrebi öldürür. O ve eşi bebeği alır ve şehirdeki doktora götürürler. Doktor zengin ve acımasız bir insandır ve paraları olmadığını bildiği için çifti başından savar.



    Eve döndükten sonra Pedro, bambudan yapılmış kayığını alır ve inci avına çıkar. Kıyıdan açıldıktan sonra dalar ve dipten o güne kadar görülmüş en büyük incilerden birini çıkarır. Evine döner ve eşine gösterir. Bu inciyi satarak kazanacakları parayla bebeği tedavi ettireceklerini sonra onu okutup bu yaşamdan kurtulacaklarını planlarlar. O gün Pedro’nun kardeşi ve karısı da evlerine gelirler ve tavsiyelerde bulunurlar.



    Büyük incinin haberi tüm şehre ulaşmıştır. Doktorun ise inciye sahip olup Salinas gibi bir taşra kentinden kurtulup Paris’e gitmeyi planlamaktadır. Ertesi gün doktor uşağıyla tedavi için Pedro’nun saz evine gelir. Bebek iki gündür iyi durumda olduğu için Pedro doktoru reddeder. Doktor ise çocuğa bir ilaç içirir ve çocuğun ateşlenebileceğini söyler. Dediği gibi bebek ateşlenir ve doktor o esnada yeniden gelir ve çocuğun ateşini geçirir. Doktorun asıl amacı Pedro’nun inciyi nereye sakladığını öğrenmektir. Gerçekten konuşurlarken Pedro’nun gözü inciyi gömdüğü yere kaçar ve doktor incinin yerini öğrenir. Gece uyurlarken birinin geldiğini hisseder ve boğuşurlar. Boğuşma esnasında Pedro adamı bıçakla öldürür. Hırsızlar ayrıca yangın çıkartmıştır ve bazı saz evler yanmıştır. Pedro ve eşi kaçamaya karar verirler ama kayıklarının da delindiğini görürler. Pedro’nun karısı ona devamlı bu incinin uğursuz olduğunu ve ondan kurtulmaları gerektiğini söylemektedir. Yürüyerek kaçmaya karar verirler.



    Yürüyüş esnasında kayalık bir arazide mola verirler. Dinlenirlerken yoldan birilerinin geçtiğini farkederler. Sessizce dinlerler ve bunların peşlerine düşen kelle avcıları olduklarını anlarlar. Artık arazide daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Gece olunca bir kaya kovuğuna yerleşirler. Kelle avcıları ise elli metre ileride su başında yatmaktadır. Pedro adamları öldürmek için harekete geçer. Yaklaştığı esnada bebeğin ağladığını duyar. Avcılar da duymuştur ve bunu bir kurdun sesi sanmışlardır. Zarar vermesin diye sesin geldiği yöne nişan alırlar ve ateş ederler.



    Ertesi sabah köylüler Pedro ve eşinin köye döndüklerini görürler. Yanlarında bebekleri yoktur. Pedro’nun karısının elinde kanlı bir şal durmaktadır. Köylüler bebeğin öldüğünü anlarlar. Pedro ve karısı deniz kıyısına giderler ve onlara devamlı uğursuzluk getirmiş olan bu inciyi denize,geldiği yere geri gönderirler.





    3.KİTABIN ANA FİKRİ:



    Yoksul ve cahil insanlar yaşamın kendileri için hazırladığı yaşam çizgisinin dışına çıkamazlar.



    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE SAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:



    Bebeğin akrep tarafından sokulması büyük talihsizliktir. Pedro’nun çevresindekilerin inciyi ele geçirmek her türlü yola başvurmaları insanların para için herşeyi yapabileceği gerçeğini yansıtır.



    ŞAHISLAR:



    Pedro : Dürüst,fakir,devamlı ezilmiş ama umutlarını hala kaybetmemiş biridir. Ailesini düşkündür ve onlar için kendisini tehlikeye atmaktan kaçınmaz.



    Pedro’nun Eşi: Fedakar bir kadındır. Romanda kocası bir kez ona vurur. Ama bundan dolayı gücenmez. İncinin uğursuz olduğuna inamakta ve ondan kurtulmaları gerektiğine inanmaktadır.



    Doktor : İnsanları küçümseyen, paraya düşkün ve para için her türlü kötülüğü yapmaya hazır olan biridir.





    5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:



    Kitabı okumadan önce yazarı tanıyordum ve bazı eserlerini okumuştum. Yazar bilindik üslubu dışına çıkmayarak yoksul ve sıradan insanları konu ediniyor. Olay örgüsü ve insanların iç yüzünün para karşısında ortaya çıkması yaşamın üzücü gerçeklerindendir. Eserin okunmasının insana birçok şey kazandırdığı inancındayım.



    6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:



    1902-1968) 1962 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi John Steinbeck dünya edebiyatına ölümsüz yapıtlar kazandırmış bir yazardır. 1902'de California'da doğan, John Steinbeck, 1968'de New York'ta öldü. İnsan-doğa ve insan-insan ilişkilerini, özellikle de, çalışan tüm kesimlerin yaşamlarını anlatmadaki başarısıyla ünlüdür.



    ÖNEMLİ ESERLERİ:



    ROMAN: Yukarı Mahalle(1935), Fareler ve İnsanlar(1937), Gazap Üzümleri (1939), Sardelye Sokağı(1945), Cennet Yolu(1952) …





    HAZIRLAYANIN :



    İMZASI :





    ADI VE SOYADI : Çağlar ÇERÇİNLİ



    APOLET NUMARASI : 6074



    KISMI : 7/A



    TARİH : 25/04/2002



  5. TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON-1 ÖZETİ

    31 Ağustos 2011 Çarşamba


    KİTABIN ADI: HAYVAN ÇİFTLİĞİ KİTABINYAZARI: GEORGE ORWELL YAYIN EVİ: BERİKAN YAYINLARI BASIM YILI: EYLÜL 2000





    1.KİTABIN KONUSU:Kitapta; bir çiftlikte yaşayan hayvanların yaşamlarından memnun olmadıkları için çiftlik sahibine başkaldırıp tüm insanları çiftlik dışına atmaları, yönetimi kendi ellerine geçirmeleri ve bu yönetim sonunda amaçları olan tüm hayvanlara eşit davranılması iyi yaşam koşulları fikirlerinin gerçeğe dönüşmesi anlatılmaktadır.



    2.KİTABIN ÖZETİ:



    Ingiliz yazar G.Orvell'in yazdığı bu eser, bir hayvan çiftliğindeki iktidar mücadelesini anlatıyor:



    Çiflikteki büyük Domuz, diğer hayvanları gizlice toplayıp, bir takım vaatlerle, onları mevcut yönetime karşı birlikte hareket etmeye çağırır. Büyük Domuzun yanında, bir de "karayı ak, akı kara gösterebilecek" kadar ikna kâbiliyeti yüksek, genç bir domuz vardır.



    Hayvanlar ikna edilir ve domuzlar yönetimi ele geçirir...Yeni yönetimin ilk işi, önceki yönetimin izlerini yok etmektir, eskiye ait ne varsa, hepsi imha edilir.



    Yeni iktidar, bir takım ilkeler belirler, bu ilkeler bir duvara büyük harflerle yazılır:



    -Hiç bir hayvan yatakta yatmayacaktır.



    -Hiç bir hayvan alkol içmeyecektir.



    -Hiç bir hayvan, diğer bir hayvanı öldürmeyecektir.



    -Bütün hayvanlar eşittir.



    Yeni yönetimle, diğer hayvanlar arasındaki ilk ihtilaf, inek sütlerinin ne olacağı, nerede kullanılacağı konusudur. Büyük domuz: "Siz sütü bırakın" diyerek, hayvanları çalışmaya gönderir.Hayvanlar akşam döndüklerinde sütün ortadan kaybolduğunu görürler.Daha sonra, bu sütlerin, domuzların arpa ezmesiyle yapılan yemeklerine karıştırıldığı anlaşılır.Çiflikte Elmalar olmaya başlayıpta, rüzgar sebebiyle yere döküldüğünde, bütün hayvanlar, eskiden olduğu gibi, bunların taksim edileceğini düşünür. Fakat bütün elmalar domuzlara mahsus olmak üzere toplanıp kaldırılır.Domuzlar bu durumu şöyle izah eder: "Aslında biz süt ve elma sevmeyiz, ancak ilmi tetkikler, süt ve elmanın domuzların sıhhati için gerekli olduğunu gösteriyor. Bizim sihatimiz bozulursa, çifliğin yönetimi bozulur, her halde bunu istemezsiniz..."



    Büyük domuz, bir gün, yüksek bir yere çıkarak; "Bundan sonra toplantılar kaldırılmıştır, çifliğin bütün meseleleri, benim başkanlık edeceğim domuzlar komitesinde halledilecektir, bu komite gizli toplanacak, alınan kararlar daha sonra size tebliğ edilecektir." Diye aldığı son kararı hayvanlara duyurur.



    Bu duruma itiraz etmek isteyenler olsa bile, koyunların hep bir ağızdan: "sen en iyisini bilirsin" diye bağırmaları üzerine, bu düşüncelerinden vazgeçerler.



    Aradan günler geçer. Domuzlar, birdenbire çiftlik evine taşınıp yerleşirler ve bundan sonra yataklarda yatmaya başlarlar. Bu durum, diğer hayvanlar tarafından duyulunca, hayvanlar duvara yazılan ilkelerden: "Hiç bir hayvan yatakta yatmayacaktır" ilkesini hatırlayıp hayrete kapılırlar.



    Hep beraber duvarın yanına giderler, ancak duvarda: "Hiç bir hayvan çarşaflı yatakta yatmayacaktır" yazısını görürler, hepsi, bu ilkeyi yanlış hatırladıklarını düşünüp, bu ilkenin sonradan değiştirilmiş olduğunu anlayamazlar.



    Kış aylarında çiflikte kıtlık başgösterir. Buğday azalır, patatesler soğuktan donar ve yenilemeyecek hale gelir. Açlıktan dolayı ölümler baş-göstermeye başlar. Büyük domuz, bu haberlerin çiftlik dışında yayılmasını önlemek için önlemler alır, çifliğe gelen ziyaretçilere, erzak depolarının dolu olduğunu söyler ve onlara, üzerini buğday ve yiyecekle örttürdüğü kum yığınlarını erzak diye gösterir.



    Büyük domuz, aldığı bir kararla, tavukların yumurtalarının çiftlik dışında satılacağını, tavukların kuluçkaya yatmalarını yasakladığını ilan eder, buna karşı çıkan tavukları, yetiştirdiği köpeklere öldürtür. Bunun üzerine hayvanlar; "hiçbir hayvan diğer bir hayvanı öldürmeyecektir" ilkesini hatırlar. Hemen bu ilkelerin yazılı bulunduğu duvarın yanına gidilir. Ancak duvarda: "Hiç bir hayvan diğer bir hayvanı bir sebep olmadan öldürmeyecektir" yazıldığını görürler, bu ilkeyi de yanlış ezberlemiş olduklarını düşünürler.



    Büyük domuz, çiftlik içerisindeki hayvanlar arasında: "liderimiz" ,"Hayvanlar babası" , "Koyunlar hâmisi" , "Yavru hayvanların dostu" gibi üstün sıfatlarla anılıyordur ve her türlü güzellikler ona atfedilmeye başlanıyordur; mesala: genellikle tavuklar, "liderimiz sayesinde altı günde beş yumurta yumurtladım" , havuzdan su içen inekler: "liderimiz sayesinde bu suyun tadı ne kadar güzelmiş" derler.



    Birgün çiftliğe dışarıdan saldırılar olur. Yabancı hayvanlar çiftliğe girer, iki sene gibi uzun bir zaman içerisinde bütün hayvanların büyük gayretleri sonucu yaptıkları ve büyük domuzun adının verildiği Yel Değirmenini yıkıp harap ederler.Çiftlikteki bütün hayvanlar yaralanır, bazıları ölür. Bir müddet sonra bir tüfek sesi duyulur. Ağır yaralı bir hayvan yanındaki bir domuza: "Neden tüfek atılıyor" diye sorar. Domuz: "Zaferimizi kutlamak için"cevabını verir. Yaralı hayvan; "Hangi zafer" diye hayretler içinde kalır . Domuz; "Ne demek hangi zafer, düşmanı topraklarımızdan kovmadık mı" der. "Ama iki yıl uğraştığımız değirmeni yok ettiler" karşılığını verir.Domuz: "Ne önemi var, bir değirmen daha yaparız, istersek daha fazla yaparız, yapmış



    olduğumuz muazzam işleri takdir etmiyorsun, şimdi şu bastığın topraklar düşman işgalindeydi, ama liderimiz sayesinde her karışını geri aldık" der.Biraz sonra Büyük Domuz, kendisine taktığı



    bir kaç madalya ve nişanla çıkıp bütün hayvanları, elde ettikleri zaferden dolayı kutlar, tebrik eder.Hayvanların hepsi büyük zafer kazandıklarına böylece inanmış olurlar.



    Bir gece çiftlikte bir gürültü olur, hayvanlar ahırdan fırlayıp koşarlar. çiftlik ilkelerinin yazılı olduğu duvarın dibinde kırılıp parçalanmış bir merdiven görürler, domuzlardan birinin orada sersem sersem dolaştığını, yanında bir fener, bir boya kutusu ve bir de fırça olduğunu farkederler. Hayvanlar duvara baktıklarında, duvardaki ilkelerden birinin daha kendi ezberledikleri gibi olmadığını görürler.



    Büyük Domuz, aldığı son kararla; arpaların bundan sonra sadece domuzlara



    tahsis edileceğini ve gazdan tasarruf etmek için ahırlardaki fenerlerin kaldırılacağını, hiç bir domuzun çiflikteki işlerle uğraşmayıp, sadece yönetimle ilgileneceğini, domuzlardan başka, hiç



    bir hayvanın yönetim işlerine karışamayacağını, domuzların dışındaki bütün hayvanların Ağustos ayında pazar günleri dahi çalışacağını, çalışmayanın yiyeceğinin yarıya ineceğini ilan eder.



    Hayvanlar, "Bütün hayvanlar eşittir" ilkesini hatırlayıp, "bu nasıl eşitlik" diye kendi kendilerine söylenmeye başlarlar. Hemen, ilkelerin yazılı olduğu duvarın yanına gidip, duvardaki yazıların değiştirilmiş olduğunu, ilk defa, fark edip, duvardaki bütün yazılar silinmiştir ve sadece şöyle yazmaktadır:



    "Bütün hayvanlar eşittir FAKAT Bazı hayvanlar ötekilerden daha fazla eşittir.





    3.KİTABIN ANA FİKRİ:Her insanın içinde diğerlerine karşı üstünlük kurma arzusu olduğu ve tüm insanların eşit koşullarda ve özgürce yaşamaları bu duygu yüzünden gerçekleşmeyeceğidir.





    4.KİTAPTAKİ AHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ



    Major:Hayvanlara çiftliği ele geçirme fikrini aşılayan yaşlı ve bilge bir domuzdur.



    Napolyon:Çiftliğin yönetimini ele geçirip hyavanları istediği gibi yöneten domuz.



    Snowball:Hayvanların eşitliğini savunan ve daha sonra bu fikri yüzünden Napolyon tarafından çiftlikten uzaklaştırılan domuz.



    Mollie:Kurdela merakına yenik düşüp tekrar insanlara dönen kısrak.



    Boxer:Domızlara sadık iki attan bir tanesidir.Daha sonra insanlara öldürülmek için satılmıştır.



    Clover:Domuzlara sadık iki attan diğeri.



    Jessie ve Bluebell:Yavruları domuzlarca kullanılan iki köpek.



    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitapta yazar akıcı bir dil kullanmanın yanında olayları birbirine bağlayıp bölümler arası merak uyandırarak okuyucunun kitabı elinden bırakmasına meydan vermemiştir.Bütün arkadaşlara tavsiye ederim.Şahsen benim çok hoşuma gitti.



    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: İngiliz romancısı ve denemecisi George Orwell, 1903 yılında Hindistan'da doğdu. 1922 yılında öğrenimini tamamladıktan sonra Birmanya'ya giderek İmparatorluk Polis Teşkilatı'na girdi. 1928'de teşkilattan istifa etti ve anılarını Burmese Days (1933) adı altında yayınladı. Aynı yıl yazdığı Down and Out in Paris and London adlı kitabında Paris ve Londra'da geçen günlerini anlattı. İspanya İç Savaşı üzerine izlenimlerini, Katalonya'ya Selam (1938) adlı kitabında aktardı. Çağdaşlarını modern dünyanın sorunları üzerinde düşündürmek isteyen ve birçok eleştirmenin `İngiltere'nin Bilinci' olarak nitelendirdiği Orwell'in Swift tarzında yazdığı Hayvanlar Çiftliği (1945) ve 1949 yılında yayınladığı 1984 adlı romanları gelecek ile ilgili düşüncelerini yansıtan bir çeşit vasiyetname niteliği taşır. George Orwell, 1950 yılında Londra'da öldü.





    HAZIRLAYANIN:



    ADI :Halil



    SOYADI :IŞIK



    AP.NO :3302



    KISIM :57



    TARİH :30.05.2002








  6. KİTABIN ADI : Erikler Çiçek Açtı







    KİTABIN YAZARI : Esat Mahmut



    KARAKURT







    YAYIN EVİ VE



    ADRESİ : İnkılâp ve Aka



    Kitabevleri



    ( SİRKECİ 34410



    İSTANBUL







    BASIM YILI : 1974







    KİTABIN KONUSU:





    Bir Kur.Bnb. nın Hong Kong’a gönderilmesi ve burada başına gelen olaylar anlatılıyor.







    KİTABIN ÖZETİ:





    Bir kurmay binbaşı olan Orhan Bey, Hong Kong’ta meydana gelen terör olaylarından sonra Hong Kong’a gönderilir. Bindiği uçakta Madelena adında bir kadınla tanışır.





    Bindikleri uçak, kötü hava şartlarından dolayı Şam’a zorunlu iniş yapar. Uçak Şam’a indiğinde bütün yolcular kendilerine bildirilen otele gitmek için uçağı terk eder.





    Madelena bir uyuşturucu kaçakçısıdır ve Şam’da kaldıkları otelde Şam polisi tarafından tutuklanır. O ana kadar topal taklidi yapan kadının aslında topal olmadığı, bunu kendisini aciz göstermek için kullandığı anlaşılır.





    Orhan Bey yoluna devam eder. Hong Kong’a vardığında onu bir İngiliz teğmeni karşılar ve kalacağı otele götürür.





    Komünist bir örgüt Hong Kong’ta terör eylemleri yapmaktadır ve Orhan Bey de buradaki İngiliz ve Amerikan subayları ile birlikte bu örgütü çökertmek için çalışacaklardır.





    Orhan Bey boş kalan zamanlarında sivil olarak gezer ve kendisini milyoner bir tüccar olarak tanıtır. Bu sayede bir kadınla tanışır ve samimi bir dostluk kurar. İsmi Çing Çung olan bu kadın evlidir ve oldukça zengindir. Zamanla Orhan Bey’e aşık olur. Orhan Bey’in tesadüfen tanıştığı bu kadın terörist örgütün patronu olan Pavlof’un karısıdır. Orhan Bey, Madam Çing Çung’u Hong Kong’un en zengin insanlarından biri, Madam Çing Çung da Orhan Bey’i zengin bir tüccar olarak tanımaktadır.





    Madam Çing Çung Orhan Bey’in bir kurmay binbaşı olduğunu Pavlof’tan öğrenir.



    Orhan Bey’in Hong Kong’taki bir aylık görevi sona erer ve Genelkurmay tarafından geri çağrılır. Pavlof, Orhan Bey’in ve diğer subayların ülkelerine dönüşte binecekleri uçağa bir bomba yerleştirdiğini diğer örgüt üyeleri ve Madam Çing Çung’un da bulunduğu gizli bir toplantıda açıklar. Bomba uçağın motorunun çalışmasından kısa bir süre sonra patlayacak biçimde ayarlanmıştır. Fakat Madam Çing Çung buna engel olur ve Orhan Bey ile uçakta bulunan diğer subayların hayatlarını kurtarır.





    Romanın sonunda Pavlof öldürülür ve örgütü çökertilir. Madam Çing Çung yakalanır, fakat örgütün çökertilmesine yardımcı olduğu için affedilir. Orhan Bey ile Madam Çing Çung birbirlerine kavuşurlar ne roman sona erer.







    KİTABIN ANA FİKRİ:





    Aşkın gücü insana herşeyi yaptırabilir. İnsan aşık olduğu kişi uğruna hayatını dahi tehlikeye atabilir.







    KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:





    Orhan Bey: Fazla yakışıklı olmayan fakat en ağır başlı kadınları bile etkileyebilen birisidir. Yalnız yaşamaktadır.





    Madelena: Yirmi beş yirmi altı yaşlarında, mavi gözlü ve duygusal bir kadındır. Şam’da polisler tarafından yakalanana kadar topal numarası yapar, uyuşturucu kaçakçılığı yapar ve tanıştığı Orhan Bey’e aşık olur.





    Madam Çing Çung: Koyu esmer yüzlü, lâcivert gözlü ve çok güzel bir kadındır. Terörist çetesinin patronunun karısıdır. Fakat daha sonra o da Orhan Bey’e aşık olur ve Orhan Bey’in hayatını kurtarır, çetenin çökertilmesini sağlar.





    Pavlof: Hong Kong’taki terörist çetesinin elebaşısıdır. Kalın sesli, uzun siyah bıyıklı, esmer bir adamdır. Dağdaki gizli karargâhında toplantılar yapar ve kararlarını bu toplantılarda açıklar. Romanın sonunda yapılan bir operasyonla öldürülür.





    Albay Thomson: Hong Kong’taki İngiliz Merkez Komutanlığının başındadır. Orhan Bey ve komutanlıktaki diğer subaylarla çetenin çökertilmesi için birlikte çalışırlar.







    KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:





    Kitapta olaylar bildiğimiz romanlardan daha değişik bir tarzda anlatılıyor. Anlatım belli bir kahramanın gözünden değilde, sanki dışarıdan bir kamerayla izleniyor gibidir. Belli bölümlerde tasvirlerin tekrarlanması bazen sıkıcı olabiliyor. Bu tür kitaplardan hoşlanan arkadaşlara tavsiye ederim.



















    KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:





    Esat Mahmut KARAKURT: (1902-1977)





    1902 yılında İstanbul’da doğdu. Özellikle aşk ve serüven romanlarıyla tanınan yazar, Kadıköy Sultanisi’ni, İstanbul Diş Hekimliği Okulu’nu (1924) ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık, gazetecilik, Galatasaray Lisesi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı. Başlıca eserleri:





























    HAZIRLAYANIN :







    İmzası :





    Adı ve Soyadı : Halil ÖZER





    Apolet Numarası : 5603





    Kısmı : 73





    Tarih : 10.05.2002















    Vahşi Bir Kız Sevdim



    Çölde Bir İstanbul Kızı




  7. KİTAP ÖZET FORMU





    KİTABIN ADI : OLIVER TWIST



    KİTABIN YAZARI : CHARLES DICKENS



    YAYIN EVİ VE ADRESİ : SOSYAL YAYINLAR CAĞALOĞLU/İSTANBUL



    BASIM YILI : 1989





    1.KİTABIN KONUSU : BİR YETİMHANEDE DÜNYAYA GELEN OLIVER TWIST’IN HAYATI ANLATILMAKTADIR.



    2.KİTABIN ÖZETİ : OLIVER TWIST BİR YETIMHANEDE DÜNYAYA GELİR. YETİMHANE MÜDÜRÜ BAY BUMBLE, ONA ADINI KOYAR. ÇOCUKLUĞUNU BAYAN MANN’IN YANINDA GEÇİRİR. 11 YAŞINDAYKEN BAY SOWERBERY’NİN YANINA EVLATLIK VERİLİR.BAY SOWERBERY CENAZE İŞLERİYLE UĞRAŞAN BİRİDİR. OLIVER BURADA KENDİNİ MUTLU HİSSETMEZ VE EVDEN KAÇAR. YEDİ GÜNLÜK YORUCU BİR YOLCULUKTAN SONRA LONDRA’YA GELİR. AÇ VE YORGUN OLAN OLIVER LONDRA’DA JACK DAWKINS İLE TANIŞIR.JACK OLIVER’A YARDIM EDER. KALMASI İÇİN ONU KENDİ KALDIĞI YERE GETİRİR.BURADA FAGIN VE ARKADAŞLARIYLA TANIŞIR. BU OLIVER’IN HAYATINDAKİ DÖNÜM NOKTASIDIR. FARKINDA OLMADAN HIRSIZ ÇETESİNİN İÇİNDE KENDİSİNİ BULMUŞTUR. BİR GÜN DAWKINS HIRSIZLIK YAPARKEN OLIVER PANİĞE KAPILIR.KAÇMAYA BAŞLAR. MENDİLİNİN ÇALINDIĞINI ANLAYAN BROWNLOW OLIVER’DAN ŞÜPHELENİR VE ONU YAKALAR. OLIVER BÜTÜN HAYATINI BROWNLOW’A ANLATIR. BROWNLOW ONA ACIYIP AİLESİNİ BULABİLMESİ İÇİN YARDIM EDECEĞİNE SÖZ VERİR. OLIVER’IN DÜRÜST BİRİ OLUP OLMADIĞINI ANLAMAK İÇİN BROWNLOW ONU BİR KİTAPÇIYA YÜKLÜ BİR PARAYLA KİTAP ALMAK İÇİN GÖNDERERİR. YOLDA FAGIN’IN ARKADAŞI OLAN WİLLİAM SIKES ONU KAÇIRIR VE FAGIN’E GETİRİR. FAGIN, OLIVER’I TAMAMEN ELE GEÇİREBİLMEK İÇİN SUÇ İŞLEMESİ GEREKTİĞİNİ BİLMEKTEDİR. BUNUN İÇİN WILLIAM’IN YAPACAĞI BİR SOYGUNA OLIVER’IN DA KATILMASINI İSTER. HIRSIZLIĞIN YAPILDIĞI GECE OLIVER PENCEREDEN İÇERİ GİRERKEN EVİN HİZMETÇİSİ TARAFINDAN VURULUR. WILLIAM VE ARKADAŞLARI KAÇMAYA BAŞLAR. OLIVER’I EVIN YAKINLARINDAKİ BİR HENDEĞE BIRAKIP ORADAN UZAKLAŞIRLAR. OLIVER İKİ GÜN SONRA KENDİNE GELDİĞİNDE, YARI BAYGIN ŞEKİLDE EN YAKINDAKİ EVE GİDER. BURASI İKİ GÜN ÖNCE SOYULAN EVDİR. EV HALKI DR LOSBORN’U ÇAĞIRIR. DR LOSBORN OLIVER’IN HAYAT HİKAYESİNİ DİNLER VE ONA YARDIM ETMEK İÇİN ELİ,NDEN GELENİ YAPAR. YAPTIĞI ARAŞTIRMALAR SONUCU OLIVER’IN ASİL BİRİNİN OĞLU OLDUĞUNU VE KENDİSİNE BÜYÜK BİR MİRASIN KALDIĞINI ÖĞRENİR. OLIVER İÇİN BÜTÜN KÖTÜ GÜNLER GERİDE KALMIŞTIR. ARTIK HERŞEY YOLUNA GİRMİŞTİR. MUTLU BİR HAYAT ONU BEKLEMEKTEDİR.





    3.KİTABI ANA FİKRİ : HAYAT NE KADAR ZOR OLURSA OLSUN; İNANDIKTAN VE HAYATA DÖRT ELLE SARILDIKTAN SONRA AŞILMAYACAK ENGEL YOKTUR. BUGÜN OLMAZSA DA YARIN HERŞEY YOLUNA GİRECEKTİR.





    4.KİTAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : OLAYLAR VİCTORIA DÖNEMİ İNGİLTERE’SİNDE GEÇMEKTEDİR.



    OLIVER, KİTABIN BAŞ KAHRAMANIDIR. OLAYLAR KARŞISINDA HER ZAMAN KİŞİLİĞİNİ KORUMUŞTUR.



    BAY BUMBLE, YETİMHANE MÜDÜRÜDÜR. KENDİ ÇIKARLARI İÇİN HERŞEYİ YAPAN BİRİDİR.



    DOKTOR LOSBORN, İYİ KALPLİ, YARIMSEVER BİRİDİR.





    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: 19. YY İNGİLTERE’SİNDEKİ TOPLUMSAL ÇATIŞMA ÇARPICI BİR ŞEKİLDE ANLATILMAKTADIR. KİTAP TEFRİKALAR HALİNDE YAYINLANIP BİRARAYA TOPLANDIĞINDAN OLAYALAR ARASINDA KOPUKLUK VARDIR.





    6.KİTABI YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :



    CHARLES DİCKENS 7 ŞUBAT 1812 TARİHİNDE PORTSMOUTH ‘DA DOĞDU. 9 HAZİRAN 1970’DE GRAD’S HILL’DE ÖLDÜ.VICTORIA DÖNEMİNİN EN BÜYÜK İNGİLİZ YAZARLARINDANDIR.ROMANLARINDA SANAYİ DEVRİMİ SIRASINDA GENİŞ KİTLELERİN ÇEKTİĞİ ACILARI VE YOKSULLUKLARI GERÇEKÇİ BİR BAKIŞLA ANLATMIŞTIR.BAŞLICA ESERLERİ: OLIVER TWIST, ANTİKACI DÜKKANI, DOMBAY VE OĞLU,OYUNLAR VE ŞİİRLER, BÜYÜK ÜMİTLER’DİR.







    HAZIRLAYANIN



    ADI VE SOYADI : HASAN BALKANCI



    APOLET NO : 1125



    TARİH : 26.03.2002



    İMZA :



  8. TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON-1 DERSİ

    29 Ağustos 2011 Pazartesi


    KİTAP ÖZETİ



    Kitabın Adı:Alemdağda Var Bir Yılan



    Kitabın Yazarı:Sait Faik ABASIYANIK



    Yayınevi ve Adresi:Varlık Yayınevi,Ankara Caddesi,İstanbul



    Basım Yılı:1957





    1.Kitabın Konusu:Bir kişinin hayata bakışı,hayalleri ve düşleri.



    2.Kitabın Özeti:



    Kitap hikayelerden meydana geliyor.İçindeki hikayelerden Alemdağda Var Bir Yılan,Panco’nun Rüyası,Hişt,Hişt!..’in özeti aşağıdadır.





    ALEMDAĞDA VAR BİR YILAN



    Biz insanların çoğu zaman kendimizi yalnız,boşlukta hissettiğimiz anlar vardır.İşte bu anlarda hayata bakış açımız da değişir.Her olaya,herşeye kötü tarafından bakarız.Yarısına kadar dolu olan bardağı,yarısı niye boş diye kendimize dert ederiz.İşte hikayemizin kahramanı da kendini hep böyle hisseden biri.Bir de biz bu adamın İstanbul’da yaşadığını kabul edersek bakın bu adamın düştüğü bataklığa.Ama bu insanın da yaşaması,mutlu olması gerekiyor.İstanbul’da mutlu olamıyorsa hayal gücü de yok demiyoruz.Kendisine yaşanacak,mutluluğu bulacağı bir yer kuruyor.Buranın adı da Alemdağ.



    PANCO’NUN RÜYASI



    Öyle bir adam ki Panco;miskin,bıkkın,hayatta ulaşmak istediği bir amacı olmayan fakat bir kızı seven genç bir sima.iş bulursa sağda solda elektrikçilik yapıyor,hala annesi babasıyla yaşıyor.Çoğu zaman hayatını babasının verdiği üç beş kuruşla kumar oynayıp kazanarak sürdürüyor.Bir gün rüyasında sevdiğinin yanında birini görüyor,şaşırıyor,hemen yanlarına gidiyor,bir de baksın ki sevgilisinin yanındaki kendisi,gözleriyle iletişim kurmak istiyor,rüyasındaki kendisi onu tersliyor.Sabah uyandığında hala onu düşünüyor ve gülüyordu,onu seviyordu,sevdiğinin de onu sevdiğini anlamıştı.Artık hayat daha güzeldi.



    HİŞT HİŞT!...



    Hişt,Hişt!.Bu sesi herkes duyar,özellikle bahar geldiğinde öyle bir sestir ki;dağlardan kuşlardan,denizden,insandan,hayvandan,attan,böcekten,çiçekten gelir.Bu ses geldiğinde dünyaya can gelir,hayat şenlenir.Bu ses geldikten sonra yaşar çiçekler,böcekler,insanoğulları.Bazen biz de çıkartırız bu sesi çünkü biz de yaşarız bu hayatı.



    3.Kitabın Anafikri:Yaşadığımız olaylar ne kadar kötü olursa olsun yaşama iyi tarafından bakmak yine bizim elimizde.



    4.Kitaptaki Olaylar ve Şahısların Değerlendirilmesi:



    Kitaptaki olayların çoğu hayalidir.Yazarın İstanbul’u ve halkı tanıtması için olaylar yaratılmıştır.Yazar İstanbul sokaklarında dolaşırken halkın içinden insanlarla muhatap olur.Barlara gider,içer.Bir de dostu vardır,adı Panco.Yaşamından bıkmış,kumarbaz,babasının verdiği parayla geçinen bir delikanlıdır.Bir de sevdiği vardır,vakit ve para buldukça aşkının şerefine içer.Olayların etrafında dönen kahramanımız her zaman kendini yalnız hisseden,her olaya kötü tarafından yaklaşan,yalnızlığın yarattığı hayalperest bir kişidir.



    Bir de balıkçımız vardır;en yakın dostu bir martıdır.Bu martı onun uğurudur.Balıkların yerini bu martı gösteriri.Ama günün birinde martı ölüverir.Balıkçının bir tahtası eksik olsa da yüreği sevgi doludur.



    5.Kitap Hakkında Düşünceler:



    Bu kitapta bir kişinin olaylara, kişilere kısaca hayata bakış açısı işleniyor.Kitapta olaydan çok çevre ve düşüncelere,yazarın değerlendirmelerine yer verilmişir.Böyle bir kitabı okumak çevremizdeki bazı insanların düşünceleri,hayata bakışları hakkında bilgi edinmemizi sağlar.Belki de hayata bakış açımızı değişterebilir.Fakat, olumsuz bir kitap.İnsanı yalnızlığa ve karanlığa itiyor.Doğru dersi almak bizim elimizde.Okunan hiçbir kitap bizden hiç birşey eksiltmez.



    6.Yazar Hakkında Bilgi: Sait Faik ABASIYANIK(1906-1954)



    Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen öykücülerindendir.Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Sait Faik Adapazarı’nda doğdu.Kurtuluş Savaşı sonrasında İstanbul’a yerleşti.1928’de İstanbul Üniversitesi’nde Türkoloji öğrenimine başladı;ama üç yıl sonra öğrenimini yarım bırakarak üniversiteden ayrıldı.Bir süre de,ekonomi öğrenimi görmek için gittiği İsviçre ve Fransa’da yaşadı.Babasının geri çağırması üzerine yükseköğrenimini yarıda bırakarak 1933’te yurda döndü.İlk röportajları Haber gazetesinde yayımlandı.Bu arada Varlık,Ağaç,Ses,Yeni Ses,Yaprak ve Yenilik gibi dergilerde öyküleri yayımlanıyordu.Sait Faik’in bu dönem öykülerinde çocukluk ve gençlik yıllarının izlenimleri öne çıkar.Daha sonraki yıllarda insanların yaşam koşullarını ve insanlığın çelişkilerini işledi.1946 yılında siroz hastalığına yakalanan ve bu hastalıkla birlikte gelen sürekli ölüm düşüncesi,böyle bir yaşamın yarattığı bezginlik ve mutluluk arasındaki çalkantılar Sait Faik’in son dönem öykülerini büyük ölçüde etkiledi.1954’te Burgazada’daki köşkünde ölen Sait Faik’in ,1955 yılında annesi tarafından adına bir öykü ödülü konuldu.Bazı eserleri ise şunlardır:Mahkeme Kapısı,İhtiyar ve Talebe,Gauther Cambazhanesi,Sarnıç,Medarı Maişet Motoru(bu kitap sıkıyönetim tarafından toplatıldı),Lüzumsuz Adam,Mahalle Kahvesi,Havada Bulut,Son Kuşlar,Alemdağda Var Bir Yılan,Şimdi Sevişme Vakti,Kayıp Aranıyor.





    Hazırlayanın;



    Adı Soyadı:M.Barış KEKEÇOĞLU



    Apolet No:1902



    Kısım:19



    Tarih:02.04.2002



  9. TÜRKDİLİVE KOMPOZİSYON-1 DERSİ

    28 Ağustos 2011 Pazar


    KİTAPÖZET FORMU





    KİTABIN ADI KURTLAR SOFRASI KİTABIN YAZARI Atilla İLHAN YAYIN EVİ VE ADRESİ İŞ BANKASI yayınları BASIMYILI 2002



    1.KİTABIN KONUSU:



    Toplumsal ilişkiler ve sorunlar ışığında ele alınan bireyler arası ilişkiler, Atilla İLHAN tarafından detaylı bir boyutla incelenerek işlenmiştir. Kitapta ülkedeki iş çevrelerini, basın ve eğlence endüstrisini gazeteci Mahmut Bey’in kişiliği de ele alınarak, yaşanan dönemi tüm çıplaklığı ile ortaya koymuştur.



    2.KİTABINÖZETİ:



    Mahmut Bey, üzerinde çalıştığı haberlerle ilgili olarak Katip Rıza ile görüşmek üzere randevulaşır. Fakat randevu yerine geldiğinde ortada katip yerine bir başkası ile karşılaşır. Kendisini Katip Rıza’nın gönderdiğini söyleyen kişi; kendisi ile gelmesini ister. Beraber giderken iki kişi daha ortaya çıkar ve üçü birlikte Mahmut Bey’in üzerine saldırırlar. Mahmut Bey, bir yolunu bulur ve aralarından kaçarak kurtulur. Mahmut Bey, Katip Rıza’ya ulaşamamıştır ve onu mutlaka bulması gerekmektedir. Buluşmayı önceden öğrenen gangster bozuntuları Katip Rıza’yı iyice benzetip bir köşeye atmış ve başına da üç nöbetçi bırakmışlardır.



    Mahmut Bey Katip Rıza’nın izini bulur. Hemen bir plan yaparak Katip Rıza’yı gangsterlerin elinden kurtarır ve beraberce Beyazıt’ta Acem’in Sabahçı Kahvesi’nde soluğu alırlar.



    Mahmut Bey sigarasını içerken aklından tek geçen şey Sezai YILMAZ’nın adresini bulmaktır. Ancak bu adam ve onun adresi sayesinde, birbiri ile ilgisi yokmuş gibi gözüken birçok olay çözülebilecek, aynı zamanda arsa spkülasyonuna ve inşaat yolsuzluklarına kadar birçok olayın perde arkası aydınlanacaktır. Katip Rıza intikamını almak için Yazmacı’nın adresini bulur. Mahmut’u bir düşüncedir alır. Böyle bir sırada İstanbuldan ayrılmak, gazeteyi ve Ümit’i bırakmak doğrumu diye uzun süre düşünür. Mahmut ERSOY tüm bu düşüncelerinden sıyrılarak İZMİR’e gitmeye karar verir.



    Gazetenin diğer çalışanlarından Ragıp da tedirgindir. Akşamdan beri elini ayağını tutan onu dürüst bir iş sahibi etmeyen huzursuzluğun altında tevkif edilme korkusu bulunmaktadır. Siyasetin ne kadar çetrefilli bir iş olduğunu o zaman anlar. Ama gazetecilik iç güdüsü ile duyduğunu, gördüğünü yazmak istediği de vardır. Ona ters gelen taraf, sustuğu zaman korkuyor anlamının ortaya çıkmasıdır. Gazetede çıkan fıkranın konusu olan adam; iki defa haklı çıkması, üç defa yerinde tenkidi yüzünden yarın cezaevini boylayacak olursa korku düpedüz içine girmiş anlamına gelecek. Birden aklına Mahmut’un sözleri gelir.



    - “ … sen bir iki seçimle her şeyin küt diye yoluna gireceğini mi sanıyordun? Yok be. Ragıp! Asıl çekişme bundan sonra başlayacak bu gelenler gidenlerden farklı olmadıkları, hatta belki daha kötü oldukları için, bütün ettikleri vaatlerin altından kalkmak isteyeceklerdir. Sen, ben karşılarına dikilmezsek, bunca gayreti, bir iyimserliğe harcamış olmaz mıyız?”



    Kirli işlerin adamı İbrahim, iri ve ağır bulduğu suratındaki yuvarlak gözleri ile Mordohay’ı ve Seyit Sabri’yi etkisi altına alır. Mordohay’ı içten içe bir korku sarıyor. Seyit Sabri’nin baş eğdiyi bir fikre baş kaldırma ise, Mordohay’ın adeta vazifesidir. O kadar mı? Birisi nasıl kıpır kıpır koltuğunda ve dünyadaki yerinde kendisini rahatsız hisseder; Oysa öteki iğneli beşikte olsa bile, bir bulut kadar rahattır. Birisi nasıl küçük hesapların, buçuk liretlerin birkaç sıfırlı küstah çeklerin, büyük bonoların adamıdır. Mordohay’la iki çift lakırtı etmek sorunda kalırsanız, kendinizi gerek sosyal, gerekse entellektüel bakımdan hiç değilse size eşit bir kimse karşısında mı bulursunuz? Seyit Sabri, sakallarını tel tel gözümüzün camına batırarak, size mutlaka kapıcı muamelesi yapılacaktır. Ama birincisi Yiddiş ve İbranice dahil altı dil konuşurmuş. Konuşmakla da kalmaz, bütün bu dillerde yayımlanan kitapları bulur buluşturur, ipek böceği Sabri ile okurmuş.İkincisi ise yarım Fransızcası ve İngilizcesi ile gittiği ve gideceği herhangi bir yabancı ülkede, yemek listelerinden ve uçak tarifelerinden başka, hiçbir şeyi okumak külfetine katlanmazmış. İkisi de döviz kaçakçılığı yapar ama Yardımseverler Cemiyeti hesabına hayır işlenmiş gibi …



    Gece sabaha karşı balıkçılar denizde başsız bir erkek cesedi bulurlar. Bir dizi araştırma sonucunda başsız bedenin Mahmut ERSOY’ a ait olduğu anlaşılır. Faili meşhul bir cinayet olarak kayıtlara geçer.



    Mordohay ve Seyit Sabri’nin ellerini uzatmadığı köse, burunlarını sokmadığı delik kalmamıştır. Bir o uçtan, diğer uca, taa otuzlardan beri ithalat, ihracat derken, oluk oluk para akıtan bir kazanç değirmeni kuruvermişlerdir. Limanlardan gemiler mi kalkıyor? Sözün gelişi Hamburg limanında gemiler mi bekliyor? Marsilya’da Rıhtım işçileri kendilerini kamçılayıp simsiyah bir gemiye büyük kasalar mı yüklüyor? Her şey bu tırnaklarını kemiren Yahudi Mordohay MORDA için ! Bankalar caddesinde, Şişhane’ye en yakın, en müthiş üç binadan birisinin giriş kapısında beyaz mermer üzerine siyah harflerle “ Akın İş Hanı ” yazıyor. Bu han şirketin; Şirket Seyit Sabri ile Mordohay’ın malı. İbrahim CURA’nın hesaplarına göre, onlar sadece ithalat ve satış kârları üzerine yaşasalar, yıllık safi gelirleri bütün lükslerine yeter de artar bile. Oysa taban tabana zıt her halleri ve hareketleri ile birbirlerini iten bu iki adam Seyit Sabri ve Mordohay, yanlız bir noktada tartışmasız birleşiyorlar.: Daima daha çok kazanma ! Servet bir yerden sonra bütün dikişleri söküyor; ardından koşanları hep usul usul kanun dışında hem de fark ettirmeden beşeri olmayana götürüyor. Biri otuz beş yıllarında buhran sırasında, biri vergi zamanında, iki büyük iflas tehlikesi geçirdikten sonra firmasını kale gibi korumuş para avcısı iki canavar.



    Bu canavarın işlerine burnunu sokanlar da Mahmut Bey gibi görüyorlar.



    Mahmut ERSOY bir İnkilap çocuğuydu! Bir İnkilap Şeyhi idi.



    Basını, diyor; parayla soysuzlaştırmak istiyor. Çünkü yanlız paranın kuvvetine inanıyorlar. Ahlak ölçülerini de yapan bu; saadet ölçülerini de. Daha çok kazanmak, daha zengin olmak için, iktidara mı gelmeli? Bunu açıklamaya kalkışan, ya besleyip evcilleştirecekler ya da kaba kuvvete başvurup, dize getirmeye çalışacaklar. Onların karşısında, her şeyden çok, halka ve fikirlere tutunmak gerekli. Halka ve devrimci fikirlere.



    Bu böyle yürümez, Ümit! dedi. Bir şeyler yapmayı düşünmek gerek. Artık bir şeyler yapmayı düşünmek yeter, artık bir şeyler yapmak lazım. Gerekirse tehlikeli hatta ümitsiz, fakat sonrakilere örnek teşkil edebilecek, elle tutulur, gözle görülür hareketler! Onlar duruyorlar mı? Baksana çatal dişleri, çamurlu burunlarıyla, kurtlar gibi herşeyi göze alarak saldırıyorlar. Ete, ekmeğe, suya her şey onların pençeleri arasında kalıyor. Memleket bir kurt sofrasına döndü. Bu vaziyet karşısında, senin, benim, yapabileceğimiz pek fazla bir şey yok.



    Fakat asıl, en önemli sözünü Ümit’i usulca öptükten sonra dudaklarını kulağına yaklaştırıp gizli bir aşk sözü gibi fısıltıyla söylemişti.



    Memleket bir kurtlar sofrasına dönmüş ise isyan haktır.









    3.KİTABIN ANA FİKRİ:



    27 MAYIS öncesinde Türkiye’deki, iş çevrelerini, basın ve eğlence endüstrisini,gençlik kesiminin durumunu yansıtmış,bir memleketin nasıl kurtlar sofrası haline gelebileceği hakkında bize ders vermiştir.



    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:



    Mahmud Ersoy: Romanın kahramanı Kurtuluş Savaşı'na katılmış, Kuvayı Milliye ruhuyla dolu Hüsnü Faik Bey'in çıkardığı ve "1945'te diktatörlüğe ilk baş kaldıran gazetelerden" Birlik gazetesinde yazardır.



    Zihni Keleşoğlu: Atatürk devrim ve ilkelerini yaşatmaya azimli bir kadronun karşısında cami yaptırarak para hırsını gizlemek, bağışlatmak isteyen bir tip



    Hüsnü Faik Bey: Birlik gazetesi sahibi,Mahmud’un cinayetini aydınlatmasında Ümit’e yardım eden kişi.



    Ümit: Keleşoğlu’nun ölmüş karısından doğma, Paris'te okumuş kızı,aynı zamanda Mahmud’un sevgilisi.



    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:



    Bu kitap biraz da bizim halihazırda içinde bulunduğumuz milli durumu anlatıyo olması dolayısıyla zevkle okuyabileceğiniz bir hal alıyor. İnsanların içindeki para kazanma hırsının nasıl doruk noktasına çıkabileceğini ve bunun kendisine engel olmak isteyen insanlara nasıl zarar verebileceği hakkında güzel bir örnek teşkil ediyor.



    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:



    1925 yılında İzmir’in Menemen İlçesi'nde doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı, gazete ve dergilerde çalıştı. Demokrat İzmir Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü ve Başyazarlığı'ndan, Ankara’da Bilgi Yayınevi Danışmanlığı'na geldi (1973-1980). Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığını sürdürdü (1968- ) (Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Söz, Güneş, Meydan)



    1950’li yıllarda Vatan Gazetesi’nde sinema eleştirileri yazdı, senaryo yazarlığına başladı. Senaryolarında Ali Kaptanoğlu adını kullandı. Bel başlı filmleri: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad), Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan), Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon). Şimdi İstanbul’da bağımsız yazar.



    İlk şiiri Balıkçı Türküsü, Yeni Edebiyat Gazetesi'nde çıkmıştı (sayı: 23,1.10.1941), ilk düzyazısı ise (Kültürümüz Üzerine Düşünceler) Balıkesir’de yayınlanan Türk Dili Gazetesi’nde (29.10.1944). Duvar kitabına aldığı Cabbaroğlu Mehemmed şiirinin 1946 CHP Şiir Yarışması’nda ikincilik almasıyla tanındı. Şairliğinin ilk on yılını, destan boyutlarıyla ve duygusal, gergin bir hava içinde, İkinci Dünya Savaşı’nın Avrupa’yı saran bezginlik çöküntülerini yansıtmaya adamıştı.



    Zamanla (1955- ) toplumcu kollayışı bırakmamakla birlikte, tek insanın duygu dünyasından kesitler verdi; artistik abartmalarla ve yerli dünya görüşüne de yaslanarak, bireysel temaları işledi. Aynı gerginlik ve gerilim kendine özgü bir söz dizim ve hazinesiyle at başı, çarpıcı benzetmelerle zenginleşmiş romanlarında da görülür. Eleştiride uzun zaman toplumcu gerçekçilik ilkelerine bağlı kalmıştı.





    HAZIRLAYANIN:





    İMZASI





    ADI VE SOYADI : GÖKHAN USTA



    APOLET NUMARASI : 6870



    KISMI : 82-A



    TARİH : 17.05.2002






  10. KİTAP ÖZETİ







    KİTABIN ADI TANRININ KIRBACI ATTİLA KİTABIN YAZARI THOMAS R.P. MİELKE YAYIN EVİ VE ADRESİ YURT KİTAP-YAYIN / ANKARA BASIM YILI 2000





    1.KİTABIN KONUSU:



    Sadece adının duyulması bile etrafına dehşet ve korku saçan efsanevi Hun Kağanı’nın romanı.





    2.KİTABIN ÖZETİ:



    Roman Hun Devleti’in en önemli hükümdarı olan ATTİLA’nın hayatını ve Hun Devleti’ni anlatmaktadır. Hunlarla İmperium Roma arasında yapılan savaş esnasında Attila attan düşer ve gözünü açtığında kendisini Roma’da rehine olarak bulur. Savaş sonunda iki taraf da birbirine önemli birer rehine vermektedir. Romalılar en önemli lejyoner-savaşçıları komutanlarından Aetius’u verirken, Hunlar da Muncuk Han’ın en küçük oğlu Attila’yı verirler. Attila bir yılı aşkın bir süre Roma’da yaşar ve Roma’ya hayranlık duymaya başlar. Bu arada Hun kağanı Ildız Han’dır. Attila da Roma’da esir edildikten sonra Roma içerisinde serbest dolaşıyordu ve bir gece yer altı mezarlarında çok tanıdığı bir kuş sesi duyar ve bu ses kuş sesi değil çok iyi bir taklitçi ve şaman olan amcası Aybars’ın sesiydi. Aybars, Attila, bir grup; Hun, Vizegot, müttefik Cermen Kabileleri ve Batı Hunları’ndan yaklaşık yüz kadar savaşçı Roma’ya saldırır ve Roma’yı esir alır. Attila artık serbest olduğunu düşünür. Vizegot kralı ona ve bütün Hunlara yüklü ganimetlerle dolu arabalar verir. Attila, Aybars, Hun Kabilesi Hun topraklarına doğru yola çıkar. Amcası Ayabars Attila’yı Roma sınırlarından çıkaramayacağını bildiği için Hun rehinesi Aetius ile anlaşır ve Sarmat kadınları tarafından Attila’nın rehine edilmesini sağlar. Attila ne olduğunu anlamadan kendisini önce Sarmat kadınlarının sonra da Aetius’un yanında esir bulur. Daha sonra Aetius tarafından tekrar amcası Aybars’a teslim edilir. Attila tüm bu yolculuklar esnasında Greka adlı Ostragot kızına aşık olur.



    Attila Hun topraklarına döndüğü zaman amcası Karaton Kağan ve babası Muncuk Han ona çok güvenmemektedir; çünkü onun artık bir Romalı olduğunu sanırlar. Babası ve amcası Karaton Kağan Attila’nın soylu bir kadınla evlenmesini düşünürler, o ise Greka ile evlenir, ondan bir oğlu olur. Ama yine büyüklerine boyun eğer ve bir başka Hun kadınıyla evlenir. Ondan hiç erkek çocuğu olmaz. Attila bu sıralarda çıktığı bir sefer esnasında kendini esir eden Sarmant kadınlarından birini tanır. Onunla kısa süreli bir aşk yaşar ve daha sonra kadın ölür. Attila babasından ayrılmak istediğini söyler. Karadeniz’in kuzey kıyılarının genel valisi ve kağanın özel temsilcisi olarak görevlendirilir. Attila’nın yerleştiği bölgenin ismi Chersonesos’dur. Attila bu bölgeye yerleştikten sonra becerikli ve kabiliyetli ustalara Roma İmparatoru Theodosios’dan gizli savaş gemileri yaptırır. Fakat bu gemiler daha sonra Theodosios tarafından batırılır. Yıllar böylece geçip, gider, Muncuk Han ölür. Hunlar Büyük Kağan Ruga, Attila ve kardeşi Bleda önderliğinde Romalılara saldıracakları sırada müthiş bir gök gürültüsü başlar ve şimşekler çakar. Bu çakan şimşeklerden biri Büyük Kağan Ruga’ya rastlar. Aybars, cenazeden sonra artık Ruga’nın ölmesi gerektiğini yani onu öldürenin kendisinin büyüsü olduğunu ima eder. Aynı akşam Ruga’nın ortanca yeğeni de ölür. Aybars hükümdarı belirlemek için Bleda ve Attila’yı bir çeşit sınava tabii tutar. İkisi de aynı derecede ve çok başarılı olurlar. Bunun üzerine Attila, küçük olduğu için Doğu Kağanı, Bleda ise abisi olduğu için Batı kağanı olur.



    Attila, Doğu Kağanı olduktan sonra bir sığır çobanı Attila’yı görmeye gelir ve ona bir kılıç, daha doğrusu çok değerli bir kılıç getirir. Ona, bu kılıcı nasıl bulduğunu anlatır. Attila, bu kılıcı kendisine getirmesini kimin söylediğini sorar. Adam, kardeşinn söylediğini söyler ve şöyle der: “Bunu sadece ben ve kardeşim değil, Savaş Tanrısı’nın kılıcını gören herkes söylüyor, senden başka hiç kimse bunu yapabilecek; güç, kudret ve şerefe sahip değil, bu kılıca sahip olan kişi gerçek kağandır.” Attila: “Peki kardeşin nerede?”, diye sorar. Sığır çobanı şöyle cevap verir: “Kılıcı bulduğumuz gece öldü. Kılıca el sürdüğü anda vücüdünda açılan yara yüzünden…?”. Adamın kardeşi ölür, kılıç Attila’ya gelir; çünkü kılı. Savaş Tanrısının kılıcıydı ve ait olması gereken kişi Attila idi.





    3.KİTABIN ANA FİKRİ:



    Kitabın vurgulamak istediği önemli nokta: Çok zor şartlar altında bir Türk Kağanının elde ettiği başarılar ve bunların diğer devletler üzerindeki etkisidir.





    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:



    Kitapda bahsi geçen 27 karekterden en çok dördünün üzerinde durulmuştur.



    1. ATTİLA : O, herkes tarafından ahlaklı ve savaşcı bir delikanlı ve Muncuk Han’ın oğlu olarak bilinir. Zekiliğinin yanı sıra itaat etmeyen yapısıyla bütün dünyaya korku ve ün salan ve Hunlara en parlak dönemini yaşatan savaşcı bir Hun Kağanı’dır.



    2.AYBARS : Attila’nın amcasıdır ve aynı zamanda bir şamandır. Aybars, Attila’nın ne zaman başı sıkışsa onun yanındadır ve Attila’nın Hun Kağanı olmasını sağlayan çok zeki bir insandır.



    3.GREKA : Attila’nın aşık olduğu çok güzel ve bir o kadar da iyi ahlaka sahip ayrıca Attila’ya erkek evlat veren tek kadındır.



    4.AETİUS : O, bir Roma’lı olmasına rağmen Hunlar’a esir düşmüş ve onlara karşı düşmanlık değil sevgi duyan; güçlü, adil ve güzel hitap eden bir Roma komutanıdır.





    5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:



    Kitap genelde anlatım, imla ve noktalama açısından kusursuz sayılabilir fakat bazı cümlelerin anlamını daha geniş açıklamak için ikinci kez ve uzun cümleler kullanılarak anlatım bozukluğuna sebebiyet verilmiştir. Ayrıca bazı bölümlerde iki olayı anlatırken cümleler arasında anlam bakımından ilişkiyi kurabilecek düzeyde cümlelerin kurulmaması okucunun kafasının karaşmasına ve olaylar arasındaki bağlantıyı kuramamasına sebep olmuştur.





    6. KİTABIN YAZARI HAKKINDAKİ KISA BİLGİ:



    Thomas R.P. Mielke, 1940 yılında Detmold’da doğmuştur. Halen Berlin’de yaşamaktadır, evlidir ve dört yetişkin çocuğu vardır. Tarihsel roman, bilim kurgu ve kısa hikaye türünde çok sayıda yayımlanmış eseri vardır. Eserleri birçok ödül almış ve çeşitli dünya dillerine çevrilmiştir. Aşk Tanrıçası İNANNA adlı mitelojik romanı Yurt Kitap-Yayın tarafından Türkçe’ye kazandırılmıştır.





    HAZIRLAYANIN :





    İMZASI :



    ADI VE SOYADI : AHMET KOLDEMİR



    APOLET NUMARASI : 4523



  11. TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON-1 DERSİ

    27 Ağustos 2011 Cumartesi


    KİTAP ÖZETİ





    KİTABIN ADI YEŞİL GECE KİTABIN YAZARI REŞAT NURİ GÜNTEKİN YAYIN EVİ VE ADRESİ İNKILAP KİTABEVİ Bağcılar / İSTANBUL BASIM YILI 2001





    1.KİTABIN KONUSU :Toplumsal yönü ağır basan bu romanda, medresede yetişen, ancak sonra öğretmen okulunu bitirerek Ege Bölgesi’ ndeki bir kasabada , gerici ve çıkarcı birtakım güçlerle savaşan, idealist bir gencin serüveni ele alınıyor.Atatürk Devrimi’ nin o çoşkulu havası içinde, çok güçlü sezgi ve gözlemlerle kaleme alınmış bu kitapta, toplumumuzun o günkü büyük sorunları, yürekli biçimde tartışılıyor. Romanın en önemli kahramanı Şahin Hocanın kişiliğini oluşturan nitelikler, mücadelesi ve uğradığı yenilgilerin öyküsü sayılabilir.





    2.KİTABIN ÖZETİ : Şahin Efendinin babası öldükten sonra, köyde çobanlık yaparak annesine bakmak zorunda kalmıştır.Bunun yanısıra medresede öğrenimi sürdürmektedir.Medresede gördüğü eğitiminde etkisiyle, onu hasta edecek kadar bir olay onun canını sıkmaktadır ki bu da ruhun ölümsüzlüğüne inanamamasıdır. Köydeki bazı hocalara danışır ve aldığı cevaplar hastalığını iyi edecek tarzda cevaplar değildir.



    Sonunda medreseyi bitirdikten sonra öğretmen okuluna girer. Ve mektep öğretmeni olarak mezun olur. Medreseden öğretmen okuluna geçmesinin nedeni şüphesiz ki orada verilen eğitim ve öğretim geri olmasından kaynaklanmaktadır. Okulu bitirdikten hemen sonra ilk tayin yeri belli olur. Ege Bölgesi’ nde Sarıova adında bir kasabadır. Bu kasabanın namını arkadaşlarından duyduğu kadarıyla bilmektedir. Çok geri kalmış, halkın sefalet içinde yaşadığı bir yer olduğunu billmektedir. Sonuda bavulunu hazırlayarak Sarıova’ ya gider.Köye vardığında burasını tam tahmin ettiği gibi bulur.Evler,binalar kısacası herşey harap bir haldedir.Neyse ki aslına bakılacak olursa o kadar da kötü değildir.



    Köye geldiği ilk akşam onu köy halkı yemeğe davet ederler.Yemekte, köyde sözü geçen bazı hocalarla, muallimlerle tanışır. Onun bu köydeki görevi tebliğ edilir.Köyün ünlü mekteplerinden Emir Dede mektebinin başmuallimliğini yapacaktır. Onun bu göreve atanmasını çekemeyen bazı hocalar bundan hoşnut olmazlar.Şahin Efendi hocaların bu tavırlarından geleceği kestirebilmektedir.



    Şahin Efendite göre yapılacak ilk iş Emir Dede Mektebinin eski binasının yıkılıp yenisinin yapılmasıdır. Ama köy halkı özellikle Eyüp Hoca önderliğinde bir grup bu işi olumsuz karşılarlar. Şahin Efendiye karşı halkı kışkırtırlar. Bu durumda Şahin Efendiye çok iş düşmektedir. Bu yıkım işine bir süre ara vermesi gerektiğini düşünür. Şimdiye kadar hiç arkadaşlık kurmamış olan Şahin Efendi kendisiyle hem fikir olan Rasim ve Deli Necip ile arkadaşlık kurar.



    Birgün Şahin Efendiyi çocuğu hafız çıkacak bir adamın yemeğine davet ederler. Şahin Efendi hafız çoçukla tanışır. Şahin Efendi Çocuğu çok hasta görür ve hemen hastaneye götürülmesini söyler. Çoçuğun babası ve oradaki hocalar çocuğun hiçbirşeyi olmadığını iddia ederler. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra çocuk birden yere düşer. Herkes çocuğun başına toplanır. Ve çocuğun birkaç gün istirahat ettikten sonra hiçbirşeyi kalmayacağını söylerler. Aradam üç gün geçmeden çocuk ölür.Çocuğun annesi çok küçük yaşta mektepten alınarak hafız yapılmak istendiği için çocuğum öldü der.Şahin Efendinin yanına giderek durumu anlatır. Şahin Efendi de çocuğun annesiyle aynı fikirdedir.



    Bu ölen çocuğun babası kısa bir süre sonrs küçük çocuğunu Emir Dede mektebinden alarak hafız yapmak istediğini söyler. Şahin Efendi bu olayı uygun görmez. Aynı durumunda bu küçük çocuğun başına geleceğini söyler.Adamın çucuğunu hafız yapmaktan başka çaresi yoktur. Çünkü maddi duraumları da çok kötüdür. Şahin Efendi bu durumr değerlendirip çocuğun hafız olmasının sakıncalı olduğunu ısrar ederek onu kararından caydırmaya çalışır. Adam sonunda yola gelir. Çocuğu mektepten almaz.



    Kasabanın dilinde Şahin Efendi hakkında bazı söylentiler çıkar. Eyüp Hoca ve yandaşları Maarif müdürüne Şahin Efendiyi şikayet ederler. Şikayet şundan ibarettir: Çocuğunu hafız yapmak isteyen bir adamın çocuğunun mektepten ayrılmasına izin verilmediğinin ayrıca hafız da yapılmasının sakıncalı olduğudur. Maarif müdürü bu duruma çok sinirlenir ama şahin Efendiyi sevdiğinden ve görevini tam yaptığından dolayı olayın kapanmasını ister. Bütün kasaba bu olayla çalkalanır. Adam bu çıkan söylentilere dayanamayarak çocoğunu mektepten alır. Fakat hafız da yapmaz.Çünkü çocuğun annesi bu çocuğunu da kaybetmekten korktuğu için, çocuğun hafız olmasına gönlü razı olmaz. Şahin Efendi ile aynı fikirde olduğundan hemen onun yanına giderek durumu anlatır. Şahin Efendiden yardım ister. Şahin Efendi bir plan bulur. Plan aynen şöyledir: Bu çocuk çok zayıf olduğundan hafız olması için daha yeterli yaşta plmadığını gösteren bir rapor almak.Kasabadaki bütün doktorları dolaşırlar ama hepsi de çocuğun hafız olmasında bir sakınca olmadığını söyler.



    Artık bu çocuk olayı kasabanın dilinden düşmüştür. Bir gece sabaha karşı tüm kasaba halkı yangın nedeniyle ayağa kalkar. Yanan yer Kelami Baba Türbesi olduğunu görürler. Bu türbe onlar için o kadar kutsaldır ki bütün dertlere deva, işsizlere iş bulan ve ve hastaları iyileştiren bir yer olarak bilirler.Bu yüzden burayı yakanlara kafir diye sokaklarda haykırırlar.



    Ertesi gün araştırma başlatılır. Yangın akşamı türbe yaınlarında Mehmet Nihat Efendi adında bir öğretmen in görüldüğü ortaya çıkar. Bu öğretmen kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan birisidir. Ailesine bile yakın davranmayan ayyaş bir adamdır. İçkiliyken Her zaman Kelami Baba Türbesinin yakılması gerektiğini söylermiş. Elde bundan başka delil yoktur. Kasabalılar onun cezasını çekmesinin gerektiğini ön görür. Mahkeme neticesinde hapse atılır. Şahin Efendi bütün bu olanlara karşılık onun suçsuz olduğunu savunan nadir kişilerdendir. Yakın arkadaşları olan Rasim ve Deli Necip ile Durumu tartışırlar. Sonunda bir avukat tutmaya karar verirler.



    Hiçbir avukat Mehmet Nihat Efendiyi savunmayı kabul etmez. Çünkü hepsinde kasabalıdan tepki görmek düşüncesi vardır. Uzun çabalardan sonra onu savunacak bir avukat bulurlar. Bir hafta sonra kadar kasaba komiseri Kazım Efendi durumu aydınlığa kavuşturur. Suçlunun Kelami Baba’ nın oğlunun olduğunu tespit eder. Gerçek araştırılır ve Kelami Baba’ nın oğlunun türbedeki değerli eşyeları çalarak daha sonra türbeyi ateşe verdiği anlaşılır. Gerçek anlaşıldıktan sonra Mehmet Nihat Efendi serbest bırakılır. Şahin Efendi kazandığı bu büyük zafer karşısında çok memnun olur. Eyüp Hoca ve yandaşları başarısızlıklarından dolayı az da olsa kasabanın güvenini kaybeder.



    Bir mayıs günü kasaba top sesleriyle uyanır. Yunanlılar kasabaya istila etmeye hazırlanmakta olduğu anlaşılır. Zaten Böyle bir şey daha önce beklendiği için bazı aileler kasabayı terk etmeye başlamıştı.



    Şahin Efendi, deli Necip ve Rasim burada kalarak sonona kadar mücadele etmeye karar verirler. İlk önce Rasim, daha sonra mühendin Deli Necip ölür. Özellikle Deli Necip onun gözleri önünde öldürülür. Bu olay onu çok sarsar. Kendisinin de bu uğurda ölmesi gerektiğini düşünür. Bu sırada Şahin Efendi acele karakola çağırılır. Karakolda kendisine Yunanlılar tarafından gönderilen bir emir tebliğ edilir. Bu emir aynen şöyledir :” Şafin Efendi sen kasabada sözü geçen bir zatsın. Yunan Devleti’ nin Müslümanlat hakkında kötü bir niyeti olmadığına dair ahaliyi inandır.”



    Şahin Efendi, ilk önce bu durumu yadırgar. Ama biraz düşündükten sonra sonra halk için faydalı olacağı kanısına varır. Böylece işgal ortadan kalkabilirdi.Bu teklifi kabul eder.Kılık değiştirek halkın arasında ve Yunanlılardaki gelişmeleri takip eder. Hakikaten de olaylar düşündüğü gibi gider. Yunan baskısı azalır.



    Artık Şahin Efendinin yeşil gecesi ortadan tamamen kalkmış Sarıova kasabası düşmandan arındırılmıştır. Zaten halifelik de kaldırılmıştır. İnkılaplar yapılmaya başlanmıştır. Birgün Şahin Efendi kasabadan ayrılır. Kendine yeni bir hayat kurmak için başka yerlere gider. On yıl kadar başka diyarlarda çalışır.On yıl sonra Sarıova’ ya geri döner. Sarıova kasabasını çok değişmiş görür. Kendi eseri gibi saydığı Emir Dede mektebine gider.Başmuallime kendisini takdim eder. Başmuallim onu şöyle tarif eder:”Sen on yıl evvel Yunanlılara yaltaklık eden başmuallimsin.Senin bu kasabada yerin yok.” der.



    Şahin Efendi kasabayı dolaşarak eski tanıdıklarını arar. Bu kişilerden de aynı tepkiyi alır. Artık kasabayı terk etmekten başka bir çaresi yoktur. Üzüleceği yerde sevinmektedir. Çünkü bütün emelleri gerçekleştirilmiştir. Yeni inkılaplar yapılmıştır.







    3.KİTABIN ANA FİKRİ :Bir insan ne kadar azimli olursa üstesinden gelemeyeceği iş yoktır.En kötü şartlarda olsa bile.





    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :





    Şahin Efendi : Romanın en önemli kahramanıdır. Geri kalmış bir kasabanın yenileştirilmesi için çok çaba sarfetmiştir. Çoğu zamanda azmi sayesinde başarılı olmuştur. Hakkında birçok söylenti çıkmıştır. Ama hepsini birer birer yenmiştir.





    Rasim : Şahin Efendinin fikirlerini savunan nadir kişilerdendir. Deli Necip’ le birlikte Şahin Efendinin en yakın arkadaşıdır.





    Mühendis Deli Necip : Şahin Efendinin en yakın arkadaşıdır. Şahin Efendiyle yenileştirme çabalarına girmiştir. Ama amaçlarını gerçekleştiremeden şehit olmuştur.





    Eyüp Hoca : Çok yaşlı olmasından dolayı kasaba halkı ona saygı duymaktadır. Şahin Efendinin yapmak istediği her yeniliğe karşı çıkmıştır. Sonunda Şahin Efendiye Mağlup olmuştur.





    Mehmet Nihat Efendi : Hayatta hiçbir kimseyle duygusal bağı kalmamış olan bu adamın en önemli özelliği görevinde başarılı olmasıdır. Kasaba mektebinde Fransızca öğretmenliği yapmaktadır. Hakkında asılsız söylentiler çıkmıştır. Bu söylentllerin aslı olmadığı anlaşılınca hapisten çıkmıştır.





    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap, bizim tarihimizi anlatmakla beraber , nasıl yenileşme çabalarının yapıldığını anlatmaktadır. Bütün zorluklara rağmen, Hepsinin üstesinden gelinmiştir. Kitapta çok fazla yabancı kelime kullanılmıştır. Oldukça sade ve akıcı bir dille yazılmıştır. Herkese bu kitabı okumasını tavsiye ederim.







    6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ :





    Ünlü yazarlarımızdan Reşat Nuri Güntekin 26 Kasım 1889 yılında İstanbul’ da doğdu ve babası Doktor Nuri bey ‘ dir. Önce Çanakkale idadisinde okuyan Güntekin daha sonra İzmir ‘ de Fransız Frerler Mektebine devam etti.



    Reşat Nuri Güntekin, 1912 yılında İstanbul Darulfünunu Edebiyat Şubesini bitirdikten sonra liselerde Edebiyat, Fransızca ve Felsefe okuttu. Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişi olarak Anadolu ‘ nun çeşitli yerlerini Görme fırsatı buldu.



    1939 ve 1943 yılları döneminde Çanakkale milletvekilliği yaptıktan sonra 1947’ de başmüfettişlik ve 1954’ te Paris Kültür Ataşeliği yaptı.





    Romanları : Harabelerin Çiçeği (1918), Gizli El (1920) , Çalıkuşu (1922), Dudaktan Kalbe (1923), Damga (1924), Akşam Güneşi(1926), Ateş Gecesi (1942). Vb…





    Hikayeleri : Gençlik ve Güzellik (1917), Tanrı Misafiri (1927), Leyla ile Mecnun ,Sönmüş Yıldızlar, Eski Ahbablar.









    HAZIRLAYANIN :





    İMZASI :



    ADI VE SOYADI : OĞUZ KAYATEPE



    AP.NUMARASI : 4701



    KISMI : 90



    TARİH : 15.05.20002




  12. KİTAP ÖZET FORMU











    KİTABIN ADI





    DAĞLARI GÖZYAŞLARI-2



    KİTABIN YAZARI





    NECATİ ULUNAY UCUZSATAR



    YAYINEVİ





    KASTAŞ YAYINLARI



    BASIM YILI





    2000















    HAZIRLAYANIN



    ADI SOYADI :GÖKHAN DOĞRU



    APOLET NUMARSA :2115



    KISMI :28



    TAKDİM SÜRESİ :5 DAKİKA





















    TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON-1 DERSİ



    KİTAP ÖZET FORMU





    KİTABIN ADI DAĞLARIN GÖZYAŞLARI-2 KİTABIN YAZARI NECAT ULUNAY UCUZSATAR YAYINEVİ KASTAŞ YAYINLARI BASIM YILI 2000



    1.KİTABIN KONUSU



    Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile kuzey Irak topraklarının her karışına ayak basmış bir askerin ilk elden tanık olduğu olayları ve dış güçlerin bu acılı topraklarda hiçbir zaman bitmeyen oyunlarıyla ilgili değerlendirmeleri anlatılmaktadır.



    2.KİTABIN ÖZETİ





    Teröristlerin Irak tarafına geçtikleri ve bunu haber alan komando komutanı Kemal YÖRÜKOĞLU’nun Barzani peşmergeleriyle buluşma ve bu peşmergelerin anlattıklarına, göre peşmergelerle beraber nasıl savaştıkları anlatılıyor. Bu arada Komando Birlik Komutanı’nın çatışmalarda eline geçen sağ teröristlerin anlattıkları, komandoları bir kez daha hırslandırıyor. Çünkü Türk askeri ona hiç zarar vermemiştir. Komandoların zor iklim şartlarında nasıl bir mücadele örneği ortaya koyduğu anlatılmakta; ve ele geçirilen dağlardaki diğer aç ve sefil olan eşkiyaların inlerini öğrenen komandoların onlara verdiği ders anlatılmaktadır. Ayrıca Komando Birlik Komutanının eline geçen isimler, kodların titizlikle incelenmekte olduğu ve bunların ışığında tüm bilgilerin değerlendirildiği ve operasyonlarda kullanıldığı anlatılmaktadır.



    Bu kısımda İran gizli servis subaylarının bir militan olan Hamza’yı Ocak 1996 yılında alıp Ninova’ya kadar götürdüklerinin hikayesi anlatılmaktadır. Hamza’nın örgüt evlerine götürülüşü, burada örgüt mensuplarının Abdullah ÖCALAN 'a veryansınları, ve örgüt mensuplarının nasıl bir ideolojiyle yetiştirildiklerine yer veriliyor. Bu ideolojik talimatlarda, sözde PKK militanlarının meziyetleri ve şerefli oldukları anlatılıyor. Burada, eskiden köylerinde olan bir olay da anlatılıyor. Hamza’nın öç alma duygusundan en ince ayrıntısıyla bahsediliyor.



    Ayrıca Zap Suyu üzerindeki Zap kampının ne derece teröristler için faydalı, şerefli olduğu, teröristlere güven sağladığı, burada kış için girişilen hazırlıklar, yapılan yığınaklar, tutulan bölgeler anlatılıyor. Türk ordusunun darbelerinden yenilen PKK militanlarının olumsuz gidişattan etkilendikleri anlatılıyor. Tabii bu esnada Komandolar harekata devam etmektedir ve çatışmalarda çok miktarda ele geçirilen erzakın dökümü yapılıyor.



    Nisan 1996 tarihinde ayın son günlerinde komandoların intikali, bu intikal esnasında yoğun hava ve arazi şartlarıyla nasıl mücadele ettikleri, verilen şehitlerimiz ve yaralılarımız anlatılmaktadır. Burada ele geçen malzemelerden söz edilmektedir.



    Komando Birlik Komutanının günlüğünde yazanlar son derece zorlu şartlarda yapılan mücadelenin yorgunluğu,bazen uykusuzluğun verdiği iç çekici durum, askerlerimizin aile ve ev yemeklerinin özlemi bir başka duyguyla anlatılmaktadır. Abdullah ÖCALAN' ın bu operasyonların sonucunda örgüte yaptığı konuşmanın içeriğinden bahsedilmektedir.



    Operasyonlarımız tabiiki bitmemişti. Yapılan operasyonlarda çıkan sonuçları komando komutanı Kemal YÖRÜKOĞLU bunları 95 madde’de özetlemiştir. Burada bahsedilen örgütler çok değerli örgütlerdir. Komando komutanı’nın eviyle giderdiği özlem de anlatılmaktadır.



    1997 yılı başlarında Komandolar, yapılan tahkikata göre, yurt içindeki ve yurt dışından da gelecek olan teröristlerin haberini aldılar. Yürüyecekleri bölge Kuzey Irak’taki Sinat-Haftanin’den Yazlıca Dağı'na oradan da Şırnak bölgesine yürüyeceklerdir. Burada Komando Birlik Komutanı Kemal, yapılacak olan operasyon için askerlerine nasıl bir harekat tarzı olması gerektiğine ilişkin soru sormaktadır. Ama Kemal yaptıklarının bir iç güvenlik harekatı olmadığını savunmakta, bunu kendi yorumuyla neden böyle olmadığını anlatmaktadır. Ayrıca tarihten beri kardeş olan bölge halkının birbirini neden vurduğunu anlamamakta ama yapılanların yanlış olduğunu söylemektedir. Her ne olursa olsun zarar verenlerle mücadele yerine bunların kökünü kurutmanın yararlı olacağını ve bunun için mücadele etmemiz gerektiğini söylemektedir.



    Burada askerlerimizin sözde Zap Cumhuriyeti diye anılan mekana yapılan ilerleyiş ve Zap’ın yıkılışı, ardından yapılan açıklamalara yer verilmektedir. Ama kaçan teröristlerin aralarında yaptıkları konuşmalar ve polimikler anlatılıyor. Yeni Zap’tan kaçırılacak malzemeden ne kadarını kaçırırsak kar olacağı, kendi aralarındaki konuşmalardan bahsedilmektedir.



    Zap kampının, ele geçmesiyle ele geçen malzeme listesi açıklanmaktadır. Mehmetçiğimize duyulan hayranlık ele alınıyor. Bu şiirlerle destekleniyor. Zap kampının ele geçmesi ile verilen mücadelenin devamı anlatılmakta ve Mehmetçiğin varoluşu bir kez daha vurgulanmaktadır.





    3.KİTABIN ANAFİKRİ



    Engin bir tarih bilgisiyle geleceğe bağlanmadıkça, kabahat; olagelen bilinçsiz, beceriksiz, basiretsiz ve verimsiz uygulamalardan çok hasım devletlerin eylem, tavır ve amaçları üzerine atıldıkça, dost ve düşman ayırd edilmedikçe, beşeri ilişkilere adalet, vatan sevgisi, bilim ve irfan değil de; kişisel çıkar hırsı ve bilgisizlik hakim oldukça, ufuk ötesi hadiselere kafa yormak yerine güncel işlerle uğraşmak yeğ tutuldukça, ülkenin istismara açık hassasiyetleri ortadan kaldırılmadıkça, ilahi aşkın ve sevginin yerini kin, nefret, zulüm, baskı, şiddet ve zorbalık aldıkça, yoksulluk, sefalet ve cehalet irin saçacak ortam buldukça ve aydınlıklar karanlıkları yırtmadıkça, dağların gözyaşları dindirilemez.



    4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ



    Fikret: Vatanını ve milletini seven fakat teroristler tarafından vatanına karşı savaşması için tehdit edilen bir kişi. Abisi Kara Harp Okulunda okurken kendisi PKK’nın eline esir düşmüştür. Bu olaydan sonra ailesinden hiç kimseye ulaşamamıştır.



    Kemal:Kara harp okulunda öğrenimini görmüştür.Ailesi PKK tarafından öldürülmüştür. Kemal bunun öcünü almak üzere kendini vatanına ve milletine adamıştır.





    5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER



    Geliniz bu kitabın her satırını büyük bir ibret ve dilekle hep birlikte okuyalım. Oyunu bir daha dirilmemek üzere bozalım. Acılarımızı gömelim. Kandırılmış gafil vatan evlatlarını dağlardan indirip bağrımıza basalım. Onları menfur amaçları için kullanan düşmanlarımızı daima hatırlayalım ve hatırlatalım.Dağların gözyaşları dinsin… parlak geleceğiniz ışısın… Tarihimizde olduğu gibi bir ve bütün olarak yeniden şahlanalım!



    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ



    1949 yılında İstanbul’da doğdu.Askerlik yaşamına 11 yaşında Selimiye askeri ortaokulunda başladı. Kuleli Askeri Lisesi, Harp Okulu, Piyade Okulu ve Dağ Komando okullarında okudu.Öğrenimini Kara Harp Akademisi, İngiltere Kraliyet Kurmay Koleji ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nde tamamladı. Marmara Üniversitesi’nde tarih bilimi dalında doktora yaptı.



    Silahlı kuvvetlerimizin her kademesinde birlik ve karagahlarında kurmay hizmetleri yanında, Kara Harp Akademisi’nde Harp tarihi öğretim üyeliği, Polonya ateşe Militeri ve Azerbaycan Türk eğitim grup komutanı olarak görev yapan Kur. Kd. Albay Ucuzsatar, bilgi ve deneyim yüklü birikimleri sonucu 1995-1997 yıllarında Komando Tugay K. yardımcısı olarak bölücü terör örgütüne karşı savaştı.







    HAZIRLAYANIN



    ADI SOYADI :GÖKHAN DOĞRU



    APOLET NUMARASI:2115



    SINIF/KISIM :1/28