Rss Feed
    OKUMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
    OKUMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
  1. ESER OKUMA SONUÇ RAPORU

    1 Eylül 2011 Perşembe






    KİTABIN ADI : CANBAZ



    KİTABIN YAZARI : EMİNE IŞINSU



    YAYINEVİ : TÖRE-DEVLET YAYINEVİ



    (1982) 466 SAYFA



    KİTABIN KONUSU : 1970’lerin Türkiyesi, çalkantılı, huzursuz ve çok karmaşık görünümünü konu alan bir roman.





    KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :



    Her sayfasında memleketimizin insanlarının 1970’li yıllarda çektiği zorlukları görebileceğimiz bu eser, o dönem hakkında bilgi sahibi olunması bakımından herkes tarafından okunmalıdır.





    YAZAR HAKKINDA BİLGİ :



    Eskişehir doğumlu Ankara Kız Lisesi mezunu. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Alman Dili ve Edebiyatı , Latin Dili ve Edebiyatı okudu. 1965 yılında Alman Dili ve Asistanı oldu. Birçok araştırmasıyla Doktor, Doçent ve Profesör oldu. Alman, Avusturya ve İsviçre edebiyatlarından çevirileri yayınlandı. 1970 dönemlerde politika ve siyaset üstüne çeşitli kitaplar yazdı ve o dönemi yakından takip etti.







    KARAKTERLER :





    Sevgi Selen ATASOY:Gazi Eğitim Entitüsü,İngilizce Bölümü Öğrencisi.





    Gülnaz ATASOY:Selen’in Annesi, Birleşik-Yağ-İş Sendikası Başkanı.





    Atakan ATASOY:Selen’in Amcası, Yurt İşçileri Sendikaları Konfederasyonu görevlisi.





    Akif KOÇSA:Fabrikatör.





    Tülin KOÇSA:Akif Koçsa’nın Kızı,Siyasal Bilgiler Basın Yayın Yüksekokulu Öğrencisi.





    Sevim GÜN:Pansiyon Sahibesi.





    Mehmet GÜN:Sevim’in Yeğeni, Siyasal Bilgiler Fakültesi Mezunu.





    İlhan KASAPOĞLU:Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mezunu.





    Mahmut GÜLERYÜZ:Yurt İşçileri Konfederasyonu Başkanı.





    Vehbi IŞIK:İşçi Sendikaları Genel Sekreteri.





    Zühtü KAYMAK:Doyum-İş Sendikas Başkanı.





    KİTABIN ÖZETİ :





    Romanın kahramanı Selen, ilk bölümde onun yaşantısından bahsediliyor. O zamanın modern eğitimi eleştiriliyor.



    Ankara Gaziosmanpaşa’da Sevim Gün’ün pansiyonu, İstanbulda Gülnaz Atasoy, dolayısıyla işçi sendika kapitalist çevreleri ve olaylara sol ve sağ eylemci olarak katılanların memleketi Sivas. Sivas Anadolu’yu, Doğu’yu temsil eden, çeşitli toplumsal özellikleriyle olaylara karışmaya yatkın insanları olan bir kent.



    İdeolojik eylemciliğin nedenlerini genellikle solda birer psikolojik defekte arayan Işınsu, Koçsa’nın kızı Tülin’in üvey ana baba yaşantısına, yani sevgi eksikliğine bağlarken, edebiyat öğretmeni Nebahat Hanımın kısırlığını, bu yüzden kocası tarafından terkedilmişliğini vurguluyor.



    Romanın bir başka yerinde yazar, solculukla komplekslik arasında bağıntı görme eğilimine deyiniyor.



    Romanın sembolik başlığı, eser içinde birkaçkez yormlanıyor: Canbaz, pansiyon sahibi Sevim’in bir buluşu olarak açıklanıyor.



    Sevim, roman kurgusu içinde yazarın görünürde en çok özdeştiği figür. Yazar olarak kişileri ve olayları nesnel bir mesafeden görüp göstermek gereğini duyuyor. Sevim partisiz olduğunu söylüyor. Ama bir konuşmasında kültür politikasını eleştirirken, Türk gençliğinin içinde bulunduğu huzursuzluğu yorumlarken sorunlara hangi partinin perspektifinden baktığı ortadadır.



    Kişilerin davranışlarını, onların çevreleriyle ve ruh halleriyle, en çok da çocukluk ve eğitim izlenimleriyle ilişki içinde görme eğilimi, romanın Sevim Abla figüründe olduğu gibi yazarında da var. Mesela kapitalist Akif Koçsa’nın Zara’da bir bakkal çocuğu ve öksüz olarak yetişmesi, ama o yaşlarda herkesi şaşırtan, arkadaşlarını öfkelendiren bir ticaret zihniyeti geliştirmesi ilginç örneklerle anlatılıyor.



    Roman kurgusu içinde figürlerin iki kutup oluşturan dağılımında, öğrenci olaylarına karışan gençlerden İlhan’la Ali’nin hayat hikayeleri, onların nasıl eylemci olduklarına ışık tutar gibi işlenmektedir. Sivaslı İlhan, çocukluk ve ilk gençlik yıllarında kendini dine kaptırıyor, yaşıtlarıyla değil kendinden büyüklerle “hacı hoca takımı”yla arkadaş oluyor.



    Karşı kutbun genç eylemcisi Ali Çubuk, Sivas’ın Zara ilçesinden Ankara’ya göçüp kapıcılıkla geçinen ailesinin trajedisini dile getiren bir figürdür. Onun kişiliğinde ve hayat hikayesinde, şehirleşme olgusunun bütün negatif yönleri ortaya çıkar. Çalışkan, gayretli, iyi niyetli ve saf Anadolu çocuğu Ali, Çankaya Lisesinde bir yıl içinde harcanır gider. Romanda Ali Çubuk’un işlendiği bölümde yazarın tutumu genelde mesafelidir.



    Ali’nin , ailesinden tümüyle kopmasına sebep olan olay, “Mart ayında” askeri birliklerle Orta Doğu Üniversitesi öğrencileri arasında çıkan çatışmaya küfreden babasına Ali’nin gösterdiği tepkidir.



    Baba ocağından kovulduktan sonra Ali, örgütün kendisine oynadığı oyunu öğrenir, fakat kurtulmak için hiçbir çaba göstermediği gibi düşünme yeteneğini kaybeder, roborlaşır, sonunda da eline verilen silahı “denemek için “ bir adam öldürür: Akif Koçsa. Ali’nin içine düştüğü örgüt ve zihniyet, romanda doğrudan doğruya “olumsuz kutup” niteliğindedir: Dinsizlik, Allahsızlık, aile kavramından yoksunluk, namussuzluk, vb. Özellikler ilgili figürlerin türlü davranışlarında ve konuşmalarında dile gatirilmiştir. Buna karşılık Ülkücüler, hem İlhan’ın kişiliğinde olumlu kutbu canlandırır, hem de mesela Atakan ile Mahmut’un sohbetinde geçerler.



    Emine Işınsu, romanının karşıt düşünceli eylemci figürlerinin ortak yanını Sivas kökenli oluşlarında, başka deyişle büyük şehrin Batılı eğitim görmüş burjuva öğrencileri karşısında ezikliklerini yenmek için verdikleri mücadelede görüyor.



    Romanın olaylara ve insanlara karşı mesafeli gençleri, Selen ile Mehmet’in Ankara ve İstanbul’da yerleşmiş olmaları bu bağlam içinde anlamlıdır. Sevim Ablanın yeğeni Mehmet, Orta Doğuda okumuştur, İlhan’I Ülkü Ocağının bir toplantısında dinlediğinde ilginç bulmuştur, onun ötekilerdenfarklı olarak kalıplara bağımlı düşünmeyişini beğenmiştir, ama onlara katılma konusunda çekingendir, mesafeli kalmaktan yanadır.



    Oysa Emine Işınsu bu ikifigürüne uygun gördüğü mesafeli tutumu genelde benimsememektedir. 1970’in Şubat ayında olayların doruğuna ulaştığı sırada resmi çevrelerin ve aydınların yorumunu yadırgar.



    1970’lerin politik çalkantıları, romanda öğrencilerden başka işçi sendikacı patron düzeyinde ele alınıyor. Selen’in annesi Gülnaz Hanım,sendikacıdır ve işçileri için çocuk yuvaları, kreşler açtırmak amacıyla fabrikayı greve götürür. Bu grev sırasında yaşadıkları, sendikalara sızan çıkarcıların kirli işlerini ve kapitalistlerin oyunlarını öğrenmesine yardımcı olur.



    Emine Işınsu’nun eleştirdiği kurumlardan biri de basın. Gazetelerin satın alınabilirliğini, sermayece yönetilebilirliğini çeşitli yönleriylesergiliyor.



    Romanın odak sembolü, esere adını veriyor:Canbaz. Denge sağlama aracı canbaz sopası ile ideolojiler arasında bir bağıntı kurulurken, hayatın tehlikesi ve insanın kendini kanıtlama güdüsü de ip ve canbaz semboliğinde dile getiriliyor.



    Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: “canbaz”, Emine Işınsu’nun romancılığını kanıtlayan bir eser. Türkiye’nin problemli bir dönemini kendi siyasal görüşü açısından , ama sanatlı, biçim bilinci içinde göstermektedir.









    HAZIRLAYANIN :



    ADI : ALİ



    SOYADI : GÜNEŞ



    KISMI : 65



  2. ESER OKUMA SONUÇ RAPORU

    30 Ağustos 2011 Salı


    KİTABIN ADI : Güneydoğu’dan Öyküler 1



    KİTABIN YAZARI : Hakan EVRENSEL



    YAYINEVİ VE ADRESİ : Ümit Yayıncılık Ltd.Şti.-Konur Sok.27 / 1 06640 Kızılay / ANKARA



    BASIM TARİHİ : MART 1999



    KİTABIN YAYIM MAKSADI : “Güneydoğu’dan Öyküler” Türkiye’nin en büyük sorunun bir yönünü bizzat yaşamış yüzbinlerce insanın yüzbinlerce anılarından sadece bir kaçını içermektedir. Büyük çoğun- luğu hala devlet memuru statüsünde otuzdan fazla güvenlik görevlisiyle yapılan söyleşlirde, anı sahiplerinin isteği üzerine, olaylarda geçen kişilerin kimlikleri ve olayların geçtiği yerler belirtirmemiştir. Anılar, sıkıntılı anların yaşandığı söyleşilerin ardından, anı sahiplerinin onayı ile, bir yılı yakın süren bir çalışma sonunda öyküleştirilmiştir. Olayların asıllarına sadık kalınmıştır.



    KİTABIN KONUSU: 1983 yılından beri, Türk Ordusu’nun terör örgütü PKK ile yaptığı mücadele anlatılmaktadır.



    KİTABIN ANAFİKRİ: Vatan toprağı uğruna gerekirse seve seve can verilebileceği fikri aşılanmaya çalışılmaktadır.



    ESERDEKİ ŞAHISLAR: Eserde birbirinr bağımlı bir çok öyküden bahsedilmiştir. Bu eserde yazar yaşadıklarını birebir okuyucuya sunmuştur. Ayrıca çoğu güvenlik görevlisinin ismleri, kendi istekleriyle gizli tutulmuştur. Bu yüzden tam bir karakter tahlili yapılamaz. Ama genel olarak kahramanları, Mehmetçik ve hain terör örgütü PKK diye adlandırabiliriz.



    KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ: Kitapta Güneydoğu’nun en ücra köşeleri bile, çok iyi bir şekilde tasvir edilmiştir. 19 senedir yapılan mücadele gözler önüne çok güzel serilmiştir. Bizlerde, ileride subay olarak Güneydoğu’ya gideceğimiz için, aynı hatalara düşmemek ve savaş ortamını daha iyi anlamak için bu eserden bilgi ve ders almalıyız.



    YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ: Hakan Evrensel Ankara’da doğdu. Kara Harp Okulu’nu bitirdikten sonra çok istediği subaylık mesleğine kavuştu. Çeşitli birliklerde tim, takım, bölük ve tabur komutanlıkları yaptı. Bir yerlerde bir yanlışın olduğunu düşündü ama, o yanlışı ordunun içinde bulamayınca çok sevdiği askerlik mesleğini kendi isteğiyle bıraktı. Şu an da gazetecilik yapmaktadır.



    KİTABIN ÖZETİ :





    GÜNEYDOĞU



    Kitabın bu bölümünde Güneydoğu Anadolu bölgesinde görev yapan bir subayla yapılan söyleşi anlatılmaktadır. Bu söyleşide ismi geçmeyen subay anılarını anlatırken belkide bütün söyleşi boyunca anlatılmak isteneni bir cümle ile özetlemektedir. Cümlesinde, “ÇATIŞMA BİR ADAMIN BAŞININ ÜSTÜNDEN MERMİ GEÇMESİ DEMEKTİR” sözü ile çatışmanın ehemmiyetini; diğer bir cümlesinde ise, “BELKİ ANLATABİLİRİM AMA TAHAYYÜL EDEMEZSİNİZ. BUNDA SİZİN YA DA BENİM SUÇUM YOK. YAŞAMAYAN BİLMEZ.” sözleri ile de oradaki çalışma kurallarını, moral durumunu bütün bunları da içine alan askerlik sanatının gerçeklerini özetlemektedir.



    Mülakat bölümünün devamında Güneydoğuda teröristlerle yapılan mücadelede bilinen klasik savaş metotlarının veya hayal ürünü sinema senaryolarının dışında, birçoğu taktik kalıba sığmayan metotlarla mücadele edilmektedir. Askeri birlik her tarafta, teröristlerin ise her hangi bir yerde olması durumunun ne kadar zor olduğunu özetlemektedir.



    Bu bölümde anılarını anlatan subaya; subay, astsubay, erbaş ve er aile yapıları sorulur. Subay ve astsubaylar orduda eskisine oranla daha bilgili ve kültürlü yetiştirilmekte olduğunu, eski bir komutanın onlarla diyalog kurmakta zorlandığını, zamanla onları tanımak içim uğraş vererek onlara verilen emirlerin neden ve niçinler hakkında bilgilendirerek eğitildiğini, aynı zamanda yeni gelen genç personelinde taze bilgilerinden istifade edildiği anlatılmaktadır. Erlerin mutlaka eğitildiğini, belli bir eğitimden sonra operasyonlara katılmalarına müsaade ettiklerini anlatmaktadır. Bazı basının ve aydın görünen bazı cahillerin Güneydoğudaki PKK olaylarını bilmeyerek veya kasıtlı olarak yanlış yaklaşması sonucu 1992’de iyice zayıflayan PKK örgütünün ele başısının yaşadığı yere kadar gidilerek röportaj yapılmasının hatta mecliste dahi PKK’yı öven şekilde konuşmalar yapılmasının devlete ve millete büyük zarar verdiği belirtilmiştir. Nitekim o tarihlerde birlikler basının bu demeçleri yüzünden rehavete kapıldığını ve bunun sonucunda 33 askerin Bingöl-Elazığ yolunda şehit edildiği belirtilmiştir. Birliklerin psikolojik durumu ve Güneydoğu sendromu sorulduğunda sendrom kelimesi Amerika’nın Vietnam’a operasyon ve savaş için asker göndermesi ile doğmuştur. Burada her Amerikan askeri için halk devlet aleyhine ayaklanmış hatta savaştan dönen askerlerin psikolojik durumları bozulduğundan onlara iyi davranmayıp aralarına almamışlardır.



    Oysa Güneydoğuda olay farklıdır. Bir takım güçler T.C. devletini zayıflatarak topraklarını parçalamak ve bu parçalanan topraklarda başka bir devlet kurmak çabasındadırlar. Bu yüzden asker, öncelikle vatanın bölünmezliğini sağlamak için bu bölgede yaşayan insanların can güvenliğini teminat altına almıştır. Bu bölgede görev yapılırken ölenler Şehit, yaralanıp sakat kalanlar ise Gazi olarak Türk halkı tarafından sevilip sayılmaktadırlar.



    Yazara askerler hakkında neler söyleyebileceği sorulduğunda şunları söylemektedir. “Her halde dünyanın hiçbir ordusunda askere giden adamı düğüne gider gibi davul ve zurna ile uğurlamazlar. Bakın; bize gelen çocukların çoğunun elleri kınalıdır. Bunun sebebi ise şudur; Anadoluda kına üç şeye yakılır; Allah’a kurban olsun diye koyuna, kocasına kurban olsun diye geline ve vatana kurbana olsun diye askere giden gençlere...”





    ÇİFT ÇORAP



    Bu bölümde Güneydoğu’da görev yapan askeri birliklerden her hangi birinde bir timin yanında bulunan herkesin sevdiği, tim içerisinde maskot haline gelen bir köpeğin yaptıkları anlatılmaktadır. Köpek dört ayağının patilerinin beyazlığı yüzünden çift çorap adını almıştır. Köpek, herhangi bir eğitim almamasına rağmen birlikle beraber operasyona gider, operasyonlarda bir ciddiyet içerisinde askerlerin en önünde ve sessizce hareket ederdi. Bir dereden geçmek gerektiğinde önce çift çorap geçer o kısa bir araştırmadan sonra en sığ yerini bulur, timler de onun geçtiği yerden giderdi. Gece baskınlarına karşı nöbetçileri uyarır, yaptığı hareketlerle sanki tehlikenin yakınında olduğunu haber verirdi.





    YAĞMUR



    Bu bölümde askeri birliklerin doğa şartlarında her türlü zorluğa rağmen vatanı uğruna nasıl mücadele ettikleri anlatılmaktadır. Tim komutanı bu bölgede gece sağanak yağmur altında ve gecenin zifiri karanlığında birbirlerini kaybetmemek için sırt çantalarını tutarak patika yollardan nasıl ilerlediklerini, ayrıca ayağındaki bottan üzerindeki elbiseye, yağmur geçiren yağmurluğa, uzun süre taşındığında onlarca kilo gelen sırt çantasına ve G3 piyade tüfeğine rağmen vazifenin kutsallığını beyninde tasarlayıp ayaklarına uygulayarak görevlerini yerine getirmeleri anlatılmaktadır.





    TIRMANMA



    Bu bölümde bir tim komutanının yağan sağanak yağmura rağmen zifiri karanlıkta verilen emir gereği yapmış olduğu görevi anlatmaktadır.



    Tim komutanı 5-6 saatlik mesafedeki bir tepede bulunan birliğe telsiz jeneratörlerini çalıştırabilmek için mazot ve orada bulunan personele erzak götürmekle görevlidir. Birliğin önünde yürürken köy korucusu mazot tenekesini taşıyan eşek, erzak taşıyan katırlar bulunmaktadır. Birliğini birerli kol halinde ve birbiri arkasından el yardımı ile ve sırt çantalarından tutunarak intikal ettirmeye çalışmaktadır. İntikal esnasında eşek 20-30 m.lik bir yardan aşağı yuvarlanır, eşek orada ölür. Eşeğin taşıdığı mazot tenekelerini yardan yukarı orada hazır bulunan korucu ve erler tarafından sırtlanarak yukarı çıkartılması ve görev yerine götürülmesi anlatılmaktadır.





    ANIT



    Kitapta hiçbir birliğin, karakolun, köyün, mezranın, kişilerin isim ve sıfatı verilmemektedir. Bahse konu olan karakolda baskın esnasında bir er karakolun önünde bir kaya parçası üzerinde şehit olmuştur. Birlik personeli o taşı oradan alarak altına başka taşlarla doldurup bir anıt haline getirmişler, üzerine kırmızı boyalarla Türk bayrağı şeklinde resim yapmışlardır. Anıtı yapanda Erzurumlu dadaş bir askerdir. Anıtı yaparken hiç konuşmamış, hep bir şeyler mırıldanmıştır. Personelin moral ve motivasyonunu düzeltmek için anıt bir merasim töreniyle açılmıştır. Açılış gününü takip eden birkaç gün içinde anıtı yapan, yaparken de hiç gülmeyen dadaşın bu anıtın yanında şehit düştüğü ve birlik komutanının bir daha hiç anıt yaptırmadığı anlatılmaktadır.





    GÖREV



    Bu bölümde bir tim komutanının timini göreve hazırlarken nelere dikkat ettiği anlatılmaktadır. Birlik komutanı birliğini motive edebilmek için en önde ve tüm zorluklara rağmen yağmur çamur, sıcak soğuk, gece gündüz demeden teçhizatını kuşanarak PKK’ya ve doğa şartlarına karşı verdiği mücadele anlatılmaktadır. Birliğini hazırlarken personelin üzerindeki mataraların plastikten ses yapmayan malzemeden olmasına, personel üzerindeki künye, kimlik vb. malzemelerin teröristlerin eline geçtiğinde aleyhimize kullanabileceği her hangi bir belgenin dahi olmaması gerektiğine dikkat ederek birliğe görev emrini verir ve ilk adımını attığında kaç kişiyle göreve çıkıp kaç kişiyle geri dönebileceğini düşünmekten kendisini alamadığı anlatılmaktadır.





    AYAKLAR



    Bu bölümde bir askerin en önemli organının ayakları olduğu anlatılmaktadır. Bütün operasyonlarda insanları taşıyan tek organdır. Onlar için silahtan bile önemlidir. Çünkü ayaklar olmasa hiçbir yere intikal edilemez, hiçbir intikalden de geri dönülemez. Bu bölümde istihkak olarak dağıtılan askeri botların nedenli sorun yarattığı ince bir mizahla anlatılmaktadır. Yabancı ülkelerde üretilen bazı botların nedenli sağlam oldukları, anti personel mayınlardan bile ayakları koruyabildiği, kendilerinde de bu vb. teçhizatın olmasının faydalı olacağı anlatılmaktadır.



    MAYIN



    Bu bölümde anlatılan, operasyon esnasında Kuzey Irak sınırındaki yamaç üzerinde birlik hareket halinde iken bir erin anti personel mayınına basarak ayağından yaralanması anlatılmaktadır. Ayrıca yaralı askeri almaya gelen helikopter pilotunun yoğun ateşe maruz kalmasına rağmen bir kaya parçasının üzerine inmeye çalışması birlik komutanına yaralıyı almadan oradan havalanmayacağını, tim komutanı ve askerlerin yoğun ateşe karşı yaralı askeri helikoptere taşımaları , helikopterin mayınlı bölgede inecek yeri olmadığı için askeri kollarından sallayarak helikopterin içine atmaları ve yaralı askerin ayak parmaklarındaki tarak kemiğinden yaralanmasına rağmen damarlarında oluşan hava baloncuğunun kalbine ulaşması sonucu Şehit olması anlatılmaktadır.





    ÇATIŞMA



    Bu bölümde yeri ve bölgesi belirtilmeyen bir yerde PKK’lı teröristler ile girilen bir çatışma anı anlatılmaktadır. Bir tepede teröristlerle sıcak temas sağlanmış, teröristler birliklerin üzerine RPG-7 roketatar ve kalaşnikof tüfekleriyle ateş ettiği, Mehmetçikte ellerinde bulunan G-3 piyade tüfeği ile gelen ateşe karşılık verdiği, bu esnada F-16 uçakları ve COBRA helikopterlerinin bölgeye ulaştıklarının görüldüğü, F-16 uçakların attığı bombalar sıcak temasta çok yakında bulunan birliği de ses ve blanst etkisiyle etkilediği, hatta atılan bombadan sonra oluşan toz bulutunun mantar şeklini aldığını ve toz bulutunun dağılmasının yarım saat sürdüğünü bunun da teröristleri gözden kaçırmaya sebep olduğunu, bu esnada mevzide bulunan iki erin Kanas silahı ile ağır yaralandığını, bunları gören iki er onları geriye çekebilmek için sürünerek yaralı askerlerin bulunduğu tepeye ulaşmak istediği, teröristler tekrar Kanasla ateş ederek bu iki eri de vurduğu anlatılmaktadır.



    Ayrıca genç bir subay memleketine izine gider. İzninin ikinci gününde eşiyle birlikte Ankara Kızılay meydanında dolaşan genç subay bir anda patlama sesiyle yere atlar. Yattığı yerden bu sesin havan mı roket mi, havanın ve roketin ilk patlama anımı yoksa düştüğü anımı diye düşünürken baş ucunda dizleri üzerine çökük omuzundan kendisini şefkatle ve göz yaşları içinde kaldırmaya çalışan eşini görür ve o an patlamanın bir araba egzosunun sesi olduğunu anlar.





    TÖREN



    Bir Tabur Komutanı’nın şehit olan bir askerinin cenazesini memleketine götürüp ailesine teslim etmesi için genç bir subaya emir vermesi ve bu subay’ın bu zor görevi kendisine vermemesi için tabur komutanını ikna etmeye çalışması, kendisini en ağır görevlere hatta tek başına operasyona bile gitmeye razı olduğunu söyler. Ancak emri alır ve şehit er’in cenazesini alarak yola çıkar. Bu görevin zor da olsa yerine getirildiği anlatılmaktadır.









    HAZILAYAN: 3715 EMİR ÖZÇELENK



  3. ESER OKUMA SONUÇ RAPORU

    27 Ağustos 2011 Cumartesi






    KYTABIN ADI:KAN VE ONUR



    KYTABIN YAZARI:SVEVA CASATY MODYGNANY



    YAYIN EVY VE ADRESY:DO AN KYTAPÇILIK GÜNE LY/YSTANBUL



    BASIM YILI:1988







    1.KYTABIN KONUSU:New York’un en ünlü avukatyyken ve ehrin belediye ba kanly yna talipken ansyzyn kaybolan ve yyllar sonra sicilya’da bir manastyrda rahibe olarak ortaya çykan bir kadynyn öyküsü.





    2.KYTABIN ÖZETY:



    New York Times’yn atylgan muhabiri Mark Fawcett,Palermo’nun Giornale Sicilya gazetesinin istihbarat efi Gianna Ricci’den aldy y haberle olaya ba lar.



    New York’un en ünlü avukatyyken ve ehrin belediye ba kanly yna talipken ansyzyn ortadan kaybolan ve u anda Sicilya’da bir manastyrda rahibelik yapty y ö renilen bu kadynla konu mayy ba aryr ve olayy onun a zyndan dinler.



    Nancy’nin evinden ayryly y , dy arda okumasy ve avukat olmasynyn en büyük nedeni babasyny kendi gözü önünde öldürülmesidir.



    Nancy,babasyny öldüren adamyn simasyny sadece arabanyn içinden görmü tür.Nancy’nin en büyük amacy babasyny öldüren adamy bulup onu öldürmektir. Bunu artyk bir nevi kan meselesi yapmy tyr.



    Nancy’nin babasy calogero, ehrin en tanynmy otelinde kapy görevlisidir. Otel sahibinin arabasyny kapysyny açarken otelin sahibini öldürmesini engelleyerek kendi hayatyny feda eder. Bu olaydan ötürü otelin sahibi yani mafya babasy,nancy’i yanyna almak ve onu okutmak ister ve aileside buna kar y çykmaz.



    Nancy hukuk fakültesine girer. Oradayken sean adynda bir kiralyk katili sever. Kiralyk katil onun babasynyn katili oldu unu ö renir ama nancy bunu bilmez, onu deliler gibi sever sean’de onu deliler gibi sever ve hiçbir ey söylemez.



    Sean bir kaç nedenden dolayy ortadan kaybolur. Nancy onu unutamaz ama ya amaya devam eder. 2 yyl sonra nancy hukuk fakültesini bitirir ve orada kar yla ty y Taylor adyndaki biriyle evlenir. Yyllar sonra Sean gelir. Nancy onu tekrar sevmeye ba lar. Ama gerçekler ortaya çykar. Nancy’i babasyny katilinin Sean oldu unu ö rendi inde çok acy çeker ama bunu bir kan meselesi yapty y için Sean’i öldürür. Mafya bu olayy kapatyr ve nancy hapse girmez. Ama bu olayy kaldyramaz ve Sicilya’da bir manastyra gizlice çekilir ve rahibelik yapar.





    3.KYTABIN ANA FYKRY: Yntikam a ka galip gelmi tir. Yntikam duygusundan dolayy her ey yapylabilir oldu u gösterilmi tir.





    4.KYTABIN AHISLARINI DE ERLENDYRYLMESY:



    NANCY:Olayyn kahramanydyr. Uzun boylu,zarif ve zayyf bir fizi e sahip,gür siyah saçlary vardyr.



    SEAN:Mavi gözü ,çok yaky ykly kiralyk katil olmasyna kar yn a ka yenilmi biri.



    TAYLOR:Çok iyi, anlayy ly biri.





    5.KYTABIN HAKKINDAKY AHSY GÖRÜ LER:Kitap çok akycy ve akyl dolu sözler içeren bir kitap. Bir kyzyn hayatta neler yapabilece ini anlatyyor.





    6.KYTABIN YAZARI HAKKINDAKY BYLGYLER:Yazar 1931 yylynda New York’ta do du.1951 yylynda gazetelerde makale ve yazylary çykmaya ba lady. Yazar kan ve onur adly kitabyny çykardyktan sonra çok tanynmaya ba lady. Yazar 1965 yylynda bestseller ödülünü alarak kendini kanytlamy tyr.